9 Şubat 2018

Bankaların dış borcundaki hızlı artış

Son yılların en çok üzerinde durulan konularından birisi de dış borçlarda, özellikle özel sektörün dış borçlarında görülen hızlı artış. Tartışmalar ve yorumlar çoğunlukla reel sektörün dış borçlarındaki artışlar üzerinden yapılıyor. Ancak onlara borç veren bankaların aldıkları dış borçlar üzerinde pek durulmuyor.
Önemsenmemesinin nedeni, bankaların hem borç alırken hem de borç verirken risk almayı bilen uzmanlaşmış kurumlar olmalarıdır. Mikro açıdan bakılırsa buna itiraz edilemez. Bir banka ilke olarak, başkasının parasını yöneten kurumdur. İster mevduat olsun ister borç olsun, hissedarların parası olan özkaynaklar dışındaki para, başkasından borç alınan paradır. Kısacası bankalar başkasının parasını yöneterek para kazırlar. Onlara borç veren mudiler ve/veya diğer bankalar kime para verdiklerinin bilincindedirler. Çünkü bankalar özünde güven müessesidir.
Oysa konuya makro açıdan bakınca, kim alırsa alsın, dış borçları mikroskopa yerleştirip çok dikkatle incelemek gerekir.
Bir bankanın aldığı dış borcu geri ödememesi çok uç bir durumdur. Ama ekonominin geneline bakarak yapılacak bir değerlendirme bize bu kaynakların nerede ve ne amaçla kullanıldığını irdelemenin gerekli olduğuna götürür.
Şöyle ki, her ne nedenle olursa olsun dışardan dövizle alınan borcun bir şekilde döviz olarak geri ödenmesi gerekir. O zaman bankalar dövizle aldıkları borcu kredi olarak kime veriyorlar? Döviz geliri olan şirketlere veriyorlarsa sorun mikro düzeyde kalır.
Ancak dağıtılan krediler döviz geliri olmayan şirketlere, kamuya ve kişilere kredi olarak dağıtılıyorsa, aşırı kur değişiminden doğabilecek etkiler nedeniyle, krediyi zamanında tahsil edememe riski ortaya çıkabilir.
Bu bağlamda bankaların dış borç stokundaki gelişmelere kısaca bakamım.
Bloğun düzenli okuyucuları iyi anımsayacaktır. Bana göre 1989 yılı Türkiye ekonomi tarihinde çok önemli bir dönüm noktasıdır. Bu yıl sermaye hareketleri (kambiyo rejimi) serbestleştirilmiştir. Türkiye modern kapitülasyonlarla tanışmıştır. Bununla beraber bankalar o yıllarda dışarıdan çok fazla borçlanmamaya özen göstermişlerdir.
Aşağıdaki grafikte 1989-2017 Eylül sonu arasındaki dönemde kamu ve özel bankaların dış borç verileri yer alıyor. Görüldüğü gibi, bankacılık sektörünün toplam dış borç stoku, 1989 yılında sadece 5,3 milyar dolar iken geçen yılın Eylül ayında, 192 milyar doları geçmiş.
Verilerin başladığı ilk yıllarda bankaların toplam dış borçları 10-15 milyar dolar civarındadır. Özel bankalar için bu seyir 2003 yılından sonra değişmiş ve hızla artarak, dış borç stoku önce 70-80 milyar dolarlara çıkmış. Stok artışı 2009 sonrasında hızlanmış.
Oysa kamu bankaları dış borç alma konusunda, uzun yıllar oldukça muhafazakâr davranmışlar. Dış borç stokları 10 milyar dolar düzeyini 2010 yılında aşmış. Ancak 2013 yılından sonraki artış hızı özel bankaları geçmiş. Stok 35 milyar doları aşmış. Bu artışta KÖİ (Kamu Özel İşbirliği) projelerinin etkisi olduğu söylenebilir.
Dış borcun dertleri kurların yönü yukarı doğru olunca ortaya çıkar. Dövizle borç alanlar, geri ödeme için, TL tahsilatı yapıyorlarsa aynı miktar dövizi bulmak için öncesine göre daha fazla TL bulmak zorunda kalırlar. Bunu kaç kredi borçlusu başarabilir? Başarı oranı ekonominin büyüme eğilimde olduğu dönemde yüksektir. Ama yeteri kadar büyüyemeyen ekonomilerde, şirketler bekledikleri satışları yapamazlar, kamu hazineleri tahmin edilen vergileri toplayamazlar. Bu durumda kur artışından gelen dış borçları geri ödeme baskısını daha fazla hissederler.

O zaman büyümeye devam. Ama ithal ederek, tekrar dış borç alarak değil. Üreterek, daha adil paylaşarak, gelirleri çoğaltarak.
Kaynak: Hazine Müsteşarlığı ve kendi hesaplarım 

1 yorum:

  1. Sayın Özyıldız;TR'de borcu artmayan kaldımı?Yarın doğacak bebek bile siyasiler sayesinde borçlu doğacaklar ve bu borç önlem alınmaz ise katlanarak artacak ve birilerini zenginleştirirken onu fakirleştirecek.

    YanıtlayınSil