19 Ağustos 2017

Pazaryerinden gelir dağılımı tahlili

Semt pazarları ekonomi için önemli bir göstergedir. Oraya bakarak semtin ekonomik durumunu anlamak mümkündür. Pazarcı, müşteri ilişkilerinden oluşan kültürden yola çıkarak oturanların göç ettikleri iller hakkında görüş oluşturabilirsiniz.
Hafızamdaki ilk pazaryeri 1966’ı sonrası Ankara-Yenimahalle pazarıdır. Hiç sevmememe rağmen, biraz da zorla, anneme yardımcı olmak için giderdim. Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa, o zaman sadece sebze ve meyve satılan yerdi semt pazarları.
Aradan yıllar geçtikçe, nüfus arttıkça, mahallenin çevresi gecekondulaştıkça, önce köylü pazarı olmaktan çıktı. Sonra ben pazara gitmeyi bıraktım. Uzunca bir süre gelişmeleri yakından izleyemedim.
Ardından semt pazarları ile yeniden bağlantı kurdum. Gözüme ilk çarpan şey artık sebze, meyve satan köylüler yoktu. Ürünlerini halden getiren profesyonel pazarcılar vardı. Kaliteli taze meyve sebze bulmak, çoğu zaman para ödemeye hazır olsanız bile neredeyse imkânsız hale gelmişti. Yanı sıra, son günlerin çok tartışılan konularından olan, aracılar ve pahalı gıda fiyatları gözüme çarptı.
Bir süre sonra bazı pazarcı esnafının davranışlarından aşırı rahatsız olmaya başlayınca ayağım pazara gitmez oldu. Hurda ürününü gizlice araya karıştırıp satmaya çalışan esnafla mücadele etmekten yorulunca, semt pazarlarından tekrar uzaklaştım. Ancak ekonominin iyi bir barometresi olmasından dolayı bağlantımı tam olarak kesmedim.
Artık çok sık gitmesem de son birkaç yıldan bu yana, özellikle tatil yörelerinde, bir değişim dikkatimi çekmeye başladı. Semt pazarları artık sadece meyve, sebze satılan yerler değil. Yanı sıra ayakkabı, pantolon, gömlek, mutfak eşyası, perde/mefruşat hatta bazı yerlerde korsan kitap/CD bile satılıyor.
Bu bağlamda belediyeler birçok semt pazarını düzenlerken, neredeyse tam ortadan ikiye bölmüşler. Bir bölümünde meyve, sebze diğer bölümünde ise giyim vb. eşyalar satılıyor.
1960’ların 70’lerin Ankara’sından giyim ve diğer eşyalar Ulus veya Kızılay’dan alınırdı. Orta gelirli aileler için Ulus ve çevresi alışveriş merkezi iken daha üst geliri olanlar Kızılay’dan ihtiyaçlarını karşılarlardı. Diğer bir deyimle kimse çocuğuna ayakkabı almak için semt pazarına gitmezdi.
Tamam belki Nike, Adidas bulunmuyordu. Ama pazardan 5-10 liraya alınan ayakkabılar da giymiyorduk. Biliyorum, 70’li yıllar şehir nüfuslarının, göreli olarak daha tenha olduğu dönemlerdi. Ekonomi dışa kapalıydı, ithal ikameci bir politika uygulanıyordu. İthalat çok pahalıydı. Ama bugün pazaryerlerinden elbise, t-şhirt, gömlek, ayakkabı, ev eşyası alanlar da Nike veya Adidas alamıyorlar.
Günümüzde marka giyinmek için AVM’lere gitmek gerekiyor. Oradan peşin alışveriş yapabilenlerin sayısı sınırlı. Çoğunluk kredi kartı taksitleriyle yaşıyor.
Bunları bana, geçen gün semt pazarında çocuğuna 7,5 liraya parmak arası terlik alan babanın yüz ifadesi yazdırıyor. Çocuk, yeni bir şeye kavuşmanın verdiği mutluluğu yaşarken baba, göz göze geldiğimizde başını aniden çevirdi. Nedenini tam olarak anlayamadım. Ama, yaşananları bir sıkıntı ifadesi olarak algıladım. Sanki bana “Çocuğuma daha iyisini almak isterdim” diyormuş gibi geldi.
Bir yandan gelişmeleri gözlemlemeye çalışırken diğer yandan olayın sıklığını anlamak için esnafa satışların seyrini sordum. 16 yıldır çalıştığını; önceleri daha kaliteli mallar satabiliyorken, son yıllarda alım gücünün iyice düştüğünü, kendisinin de olabildiğince ucuz mallar getirdiğini belirtti. Olabildiğince sürümden kazanmaya çalıştığını söyledi.
O sırada aklıma gelir dağılımındaki bozukluk geldi.
Orada bıraktım. Pazaryerindeki birkaç alışverişten yola çıkarak derin ekonomik tahliller yapamayacağıma karar verdim.
Haksız mıyım?

15 yorum:

  1. Yediğimiz temel gıda maddeleri bu kadar pahalı oldukça bu ülkede enflasyon yalani daha çok söylenir halka. Yok 9,öyle değil çekirdek enflasyon daha yuksekmis de enflasyon daha da yükselecekmis ya da bazdan dolayi dusecekmis de vs. Yalan üstüne yalanlar söylenmeye devam ediyor. Ve hayvanciliktan sonra tarımin da gerilemeye devam edeceğini ve daha çok bugünlerin aranacagini söyleyebilirim. Enflasyon ve büyüme ile iilgili daha doğrusu ekonomi ile ilgili güzel masallar ve uuydurmalar anlatılır.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bizdeki sıkıntı enflasyonun yanlışlığı doğruluğu değil, zenginleşmememiz.

      Refahın kaynağı gelirin reel olarak artmasından daha çok borçların reel olarak artması oluşturuyor.

      Ekonomi ihracata dayalı değil, iç tüketime dayalı büyüdükçe, ithalatla büyüdükçe, pastanın küçüldüğünü anlamamız lazım. Bu da gelirin düşük olmasına yol açıyor.

      Biz siyasetçilerden düşük enflasyon talep ettikçe asıl sorunu talep etmedikçe sorunumuz çözülmez.

      Enflasyonu dizginlemek için ortaya konan yol üretimi baltalayıp ithalatı artırıyor. Yüksek faiz düşük kur politikası.

      Gelirinin enflasyonun üzerinde arttığını düşün. Bir süre sonra enflasyon doğru mu, yanlış mı düşünmezsin bile.

      Politikacılardan düşük enflasyon değil, refah değil zenginleşmeyi talep edelim.

      Yabancı politikacılardan duydum ama bizimkilerden hiç duymadım halkımızı zenginleştireceğiz ifadesini. Neden acaba? Bu üzerinde düşünülmesi gereken bir konu değil mi?

      Sil
  2. Enflasyon vatandaşın parasını çaktırmadan çalmak yani hırsızlık kardeşim. Siz gelir artışının nesinden bahsediyorsunuz. Devlet vatandaş hep birlikte yapabildigimizi kazıklıyoruz . Gelirin artmış bunlar hortumluyor. Enflasyona yenilmemek adam gibi yaşam için bugün ya gelirin en az 3000 tl olacak. Yetmez de neyse,ya da mal ve hizmet fiyatları alabildiğine ucuzlayacak. Bu da imkansız.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İşte bu hortumlama ihracat odaklı büyüyen bir ülkede değil, iç tüketime dayalı cari açık veren bir ekonomide oluyor. Bu modelde ücretlere yapılan her zam, bir süre sonra enflasyona kurban gider.

      Ama ihracat odaklı bir ekonomide ise, kalıcı gelir artışları yaşanır, zamlar enflasyon karşısında çok erimez.

      Fiyatlar nasıl düşecek? Bugün 10 TL ye aldığını bir yıl sonra 8 TL den almayı mı umuyorsun? Bu tüm ürünlerde gerçekleşecek bir de? İç tüketime dayalı ama cari açık veren bir ekonomi de bu mümkün mü? Mümkün değil, hiçbir hükümet bunu başaramaz. Paranın bol aktığı, dolar 1 TL olur mu dediğimiz günlerde ortalama enflasyon 8 in altına düşmüş mü?

      o yüzden diyorum ki enflasyonu düşürün deme yerine ihracat odaklı büyüyelimi talep edelim politikacılardan. Salt enflasyon talebi, yüksek faiz düşük kur politikası ile dizginlenmeye çalışılıyor. Bu durum da bizi ithalata dayalı bir ekonomi yapıyor. Anlatmaya çalıştığım bu sadece.

      Sil
  3. Sizin bahsettiğiniz gelir artışının ihracat odaklı büyümeyle oluşturulabilir olması ancak günü ve belirli bir zamanı kurtarır. Sürdürülebilir bir gelişim göstermesi mümkün değildir. Bunlar aşağıda deginildigi gibidir:
    1-)Yüksek katma değerli ürün mü üretiyoruz yaygın biçimde de ihracat artışı zenginleştirecek ülkeyi. Hayal mi rüya mı görüyoruz.
    2-)Ihracat rakamları yalan mı ki ithalatı sollayacak bir rakam var elinde. Dışsatim disalimin karısı gibidir. Isterse nobran bir koca gibi ihracatın yani karısının anasını, babasını vs, aglatabiliyor. Mesela bir birim ihracat yapmak için iki birim ithalat yapman gerekebilir. Ithalat ihracatın artmasından daha hızlı artıyor.
    3-)Ihracat üssü olman yetmez,hangi katma değerli ürünü pazarlamayi düşünürsünüz şu ülkede. Eroin mi tuz mu karbonat mı kardeşim? Eroin kullanmissin herhâlde kafayı bulmuş gibisin. Eğitilmiş insangucunuz ,sermaye birikimi bırak onu ortam,kapasite girişimcilik ruhu ve gozupekligi nerede?
    O sizin bahsettiğiniz duruma ve şartlara haiz bir ülke nerde göremiyorum. Yoksa ben ABD, Almanya, Japonya gibi bir ülkede yaşıyorum da haberim yok. Sizin ihracat artışı zenginlesmesini sanayisini büyük ölçüde tamamlamış bu gibi ülkelerde gerçekleştirilebilinir. Dile getirdiginiz ihracata dayali gelisme 1980'li 1990'li yillarda savunuldu ve hararetle o alanda yogunlasildi. Mac kac kac ? 0-0 .Yogun baskılı oyun ve atak futbol oynadık. Golü kaydedemedik ve maçı kazanamadik . Yani bir üst ekonomiye terfi edemedin. Neticede kısır döngü yaşamaya mahkumuz, kader mahkumları.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bilmiyorum bence yazdıklarınızı sakin sakin bir kez daha okuyun, sonra benim yazdıklarımı. Kendinizi ifade edemediğinizi düşünüyorum. Çünkü yazdıklarınızın temelinde bir şeye kızgınlığınız var. Ve bu nedenle birçok konu bir karmaşa halinde peşi sıralanıyor.

      Benim dediğim;

      - Politikacılardan enflasyonu değil, zenginleşmeyi talep edelim. Kısacası bu, uzuncası daha çok şey yazılır.

      - Mal ve hizmet ihracatı, mal ve hizmet ithalatından hızlı artacak bir patikaya oturtmalıyız ekonomiyi. Temel noktamız bu. Birbirimizin sakalını keserek zenginleşemeyiz. Siz bunu mu savunuyorsunuz yazdıklarınızda? Birbirimize mal satarak zenginleşiriz, enflasyon düşer, ücretler yükselir mi diyorsunuz. Eğer bunu demiyorsanız benim dediklerime de karşı çıkmamanız gerekir.

      - Yok biz adam olmayız diyorsunuz ben ise hayır pek ala olur diyorum.

      - ihracat ile ithalat karı koca gibidir, doğru. Ama bir birim ihracat için iki birim ithalat gerekir mi dediniz 😊 Bu ihracatçılar kafasız size göre. Adamlar 2 ye mal ettiklerini 1 e satıyorlar desenize.

      - Niye kader mahkumu olalım? Güçlü taraflarımız var, zayıf taraflarımız var. Bizden adam olmaz demeyin, o adam sandıklarınızın 2008 yıllarında gelirleri azıcık düştüğünde, hatırlayın at eti skandalını avrupanın göbeğinde. Libor skandalına hiç denk geldiniz mi? Bize özgü değil pastası küçülen her ekonomide yaşanır bu olaylar. Bakınız yine avrupanın göbeğinde ırkçılık aldı başını gidiyor, düşşün gelirleri bizim gibi 10.000 usdlere biz yanlarında melek gibi kalırız.

      Yine söylüyorum sakin düşününce siz de hak vereceksiniz, ihracat ithalattan hızlı arttığı müddetçe kalıcı ve sürdürebilir gelir artışları yaşarız. Aksi her durum bizi orta gelir tuzağından çıkaramaz.

      Sil
  4. Bir kere ben sakin sakin okuyorum da siz kendi cümlelerinizi pas geciyorsunuz. Sizin cümleniz şu "Ama bir birim ihracat için iki birim ithalat mı gerekir "nerede yazıyor kardeş. Gerekebilir yazıyor. Senin dediğin gibi gereklilik arzeden bir durum ortada yok. Sen üzerine niye alındın? Ben enflasyonun temel gıdalar üzerindeki olumsuz etkilerini dile getirdim. Zenginlesmeden bahsettigim bir cümle bul yazmayı bırakırım. Ben zenginlesmeden önce nasıl adam gibi yaşarız ona bakarım. Benim vurgu yapmak istedigim evine o temel gıda maddelerini goturemeyen yada az götüren kitlenin daha da ezilmesidir. Sen ülke nasıl ballı börek ,kaymak yer derdindesin.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Üzerime alındığım yok. Tartıştığımızı zannediyordum, atışıyor muşuz meğer.

      Seni üzdüysem, iyi dileklerimi kabul et lütfen. Tüm samimiyetimle söylüyorum fikir çarpışmasından fayda sağlamaktı amacım.

      İlk yorumumu okuduğunda, yazdığın yoruma hiç bir itirazımın olmadığını göreceksin. Dediğim bu kronik cari açık problemini çözemediğimiz müddetçe enflasyon sabit ücretlileri, küçük esnafı, her zaman vuracak. Bunu çözmedikçe enflasyon problemini çözemeyiz.

      Zenginleşme bu işin asıl tanımı. Kibarcası da var; orta gelir tuzağından kurtulmak. Asolanı söylemeyi tercih ettim.

      Zenginleşmeden bahsettiğini hiç iddia etmedim, bahseden benim. Tekrar oku dememin sebebi o. Tartışmamızın seyrine bakılmadığı için şuan senin zenginleşmeden bahsettiğini söylediğimi zannediyorsun.
      İşte ezilmesinin sebebi bu. Ailenin evine 1400 TL giriyor. Enflasyon sıfır olsa ne olur?. Fiyatlar düşsün ne kadar tasarruf çıkar 1400 TL den. Senin de benimle aynı fikirde olman gerekir. Evine 1400 TL götürmek zorunda kalan aile reisinin derdi enflasyon değil, gelirinin düşüklüğüdür.

      Görüyorsun derdim ballı börek yemek değil, herkes ile senin ile beraber ballı börek yemek.

      Sil
  5. Hocam semt pazarları öyle de bir de madalyonun diğer yüzü var, şu an beş yıldızlı büyük bir otelden yazıyorum, otelin önüne tüm gün gelen pahalı lüks araçların haddi hesabı yok, insanların kulaklarından para fışkırıyor, heryerden zenginlik akıyor, bahsettiğiniz 7.5 liraya terlik giyen çocukların yerini burada otel lobisinde 1500 liralık elektrikli scooterla gezen çocuklar alıyor. Sırf açık büfe restoranda israf olan yemeklerle kaç köy doyar. Hadi gelin de derin ekonomik tahlilleri şimdi yapın yapabilirseniz :)

    YanıtlayınSil
  6. Faiz skandalina ne demeli? Bir şeytan gibi düşük faiz düşük faiz demekten başka bir şey bilmeyen yönetim neyi amacladi. Adam olmayı mi? Bu ülke adam olmaz. Ruhunda kadınlık emareleri gösteriyor. Ancak dönme olur.

    YanıtlayınSil
  7. Adsız rumuzuyla yorum yapan okuyucumdan ricam adınızı ve iletişim adresini Timur Çimen'le paylaşmanız. Bu sayede fikirlerinizi doğrudan bir birinize aktarma şansını bulacaksınız.
    <saygılar.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Hakan Bey, sitenizin takipçisiyim. Beğeni ile okuyorum yazdıklarınızı. Çok da faydalanıyorum.

      Bu tartışma ile uğraşmak durumunda bırakmam nedeniyle sizden özür dilerim. Bir tartışmayı başaramadım kendi adıma😊

      Saygılarımla,

      Sil
  8. Timur çimen sonuna kadar haklısın.Önemli olan enflasyonu düşürmek değil geliri arttırmak olmalı geliri artan adamı enflasyon etkilemez.Yok faizler düşsün bu bize ne fayda sağlayacak zengin adam elindeki parayla çok rahat para kazanabilir faiz ve borç altına girmez.Hızlıca ekonomisi gelişmiş ülke olalım diyoruz balon ekonomi oluyoruz kriz kapıya dayanırsa kurtulamayız.Çok üretim yapacaz ithalatımız azaltıp ihracatımızı azaltıcaz yada hammadde ithal edip işleyip satıcaz yıllarca güney kore gibi işe bisikletle gidip gelicezki refaha kavuşalım.Memurluk mantığı olduğu sürece enflasyonmuş faizmiş bizi daha çok etkiler hetkes ticaret yapsın işe girmeyin iş kurun demedikçe iflah olamayız diye düşünüyorum

    YanıtlayınSil
  9. Timur Bey tartışmayı çok iyi başardıniz. Fikirlerin çarpışması ndan korkmamaliyiz. Ben sizi çok iyi anlıyorum. Sizin de beni anladiginizi saniyorum büyük oranda. Siz demokrat,özgürlükçü karsinizdakine değer verebilen bir arkadaşsıniz. Böyle hoşgörülü bireylere çok ihtiyacımız bulunmaktadır ülke olarak. Insanlarimiz arasinda iletişim eksikliği, birbirini anlayamama sorununu cok yerde goruyorum .Seni sevdiğimi bilmeni isterim. Katilmadigim muhalif olduğum görüşleriniz olmasına rağmen empati kurduğunuz cumleleriniz nedeniyle bu cümleleri yazma gereği duydum. Tatilden yeni döndüm. Bazı cümleler seni incitmisse ozuru de dilerim mübarek. Ama şunu bil ki amacım seni karalamak veya küçük görmek değildir. Saygılarımla.

    YanıtlayınSil