4 Ekim 2016

Gölge bankacılık krizin çözümüne gölge ediyor

İçte ve dışta piyasalar yine karışık. Dışarıda yıllardır yaşanan piyasa dalgalanmaları, dev bankaların yaşadığı olumsuzluk haberleri ve diğer gelişmeler bir türlü durulmuyor.

Başlığı gören bazı okurlarım haklı olarak “Bunların bir de gölgesi mi varmış?” diye soracaktır. En genel tanımıyla, klasik mevduat/kredi işi yapan çok şubeli bankalar dışında kalan tüm finansal kuruluşlara “gölge banka” deniyor. 2009 Küresel Krizinin nedeni olan bu yapılara böyle bir isim konulmasının ana nedeni, bunların düzenleme ve denetleme işlemlerinin klasik bankalardan farklı olması. Sıkı bir takip ve denetim sisteminin olmaması.  

En bilinen gölge bankacılık kuruluşları; hedge fonlar, yatırım bankaları, mutual fonlar. Genel olarak mevduat toplamıyorlar. Kaynaklarının büyük çoğunluğunu devlet/şirket tahvil ve türev piyasalarında değerlendiriyorlar. Bankalara kredi dağıtabilecekleri yeni fonlar/kaynaklar yaratıyorlar.  

Yaptıkları işlemlerin büyüklüğü hakkında bir fikir vermesi için dünya türev piyasalarının işlem hacminin, geçen yılın Haziran sonu itibariyle, 493 trilyon dolar olduğunu hatırlatayım. Bunun 384 trilyon dolarlık bölümü faiz, 70 trilyon dolarlık bölümü döviz, kalan bölümü de hisse senedi kontratı. (Türevler çift taraflı işlem olduğundan, taşıdıkları tahmini bilanço riskleri toplamı 15 trilyon dolar kadar).

Kontrat işlemlerinin çok büyük bölümü Dolar, Euro, Pound ve Japon yeni ile yapılmış. İşte bu nedenle FED, AMB, BoE ve BoJ parasal genişlemede sınır tanımıyor, politika faizlerini yerlerde süründürüyorlar.

 “Zurnanın zırt dediği yer” tam da burası.

Büyük merkez bankaları bol para, düşük faiz politikalarıyla aslında, dolaylı olarak, bu piyasalardaki batış risklerini fonluyorlar. Şöyle ki; trilyonlarca dolarlık faiz kontratlarının büyük çoğunluğu, sabit/değişken faiz swapları. Bilindiği gibi, yatırımcılar faizler düşerken sabit faizli enstrümanları, yükselirken değişkenleri tercih ediyorlar. Ellerindeki kamu ve şirket tahvillerini, faizlerdeki duruma göre, ötekiyle değiştiriyorlar.  

FED faiz yükselteceğim deyince ortalığın karışmasının nedeni bu. Bunun için Wall Street’ten, The City-Londra’dan ve Frankfurt’tan sesler yükselmeye başlıyor. Defalarca “Biraz gaza basmam, faizi yükseltmem gerek” demesine rağmen, sesler yükselince, Bayan Yellen’da hemen ayağını frene götürüyor. Faiz artırımını öteliyor.
Gölge bankacılık, bir anlamda, para politikasının geleneksel görevini yapmasına engel oluyor.

Konu artık üst düzeyde tartışmaya açıldı. Son Küresel Finansal İstikrar Raporu’nun bir bölümünü bu konuya ayıran IMF, teknik uyarılar yapmaya çabalıyor. Bir yandan dört büyük merkez bankasına, “Aman ha hızlı faiz yükseltmeyin, finansal piyasalar olumsuz etkilenir” demeye getirirken, diğer yandan para politikasının işlevsizleştiğinden, görevlerini yapamadığından dert yanıyor.

Ancak ne yazık ki sorun öyle sıradan önlemlerle çözülebilecek gibi değil.1990 sonrası yıllarda, üretim ve sanayi yerine geçen, böylelikle kapitalist sistemin ana direği haline gelen finansal sistemden bahsediyoruz. Çarpık yapılaşan dünya, özellikle Anglo-Sakson, finansal sisteminin radikal değişikliklere ihtiyacı var.

Ama bu çok maliyetli bir iş. Örneğin gölge bankacılığı yeniden düzenlemenin, kurallar getirmek genellikle, ek sermaye gerektiriyor. Hali hazırda sermaye yeterliliği sıkıntısı olan dünya finansal sektörünün ek kaynak yaratması oldukça zor. O zaman iş devlet hazinelerine kalacak. Oysa onların borçları da almış başını gitmiş durumda.

Sistemin böyle gitmesi de, orta vadede mümkün değil. Gölge bankacılık riskleri artarken, bireysel emeklilik fonlarının, sigorta şirketlerinin dengeleri gittikçe daha sıkıntılı hale geliyor. Tasarruflar hızlı bir erozyona uğruyor. Ekonominin dengeleri bozuluyor.


Anlayacağınız oldukça ilginç günler yaşıyoruz. İzlemeye devam edin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme