Elektrik dağıtım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Elektrik dağıtım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2017

Buna özelleştirme denmez

Gazete Habertürk’teki habere göre; “Bereket Enerji kontrolünde bulunan, sırasıyla 2,6 ve 1,5 milyon abonenin elektrik dağıtımını yapan Gediz Elektrik ve Aydem Elektrik’in 650 milyon TL’yi bulan borç krizi” derinleşiyormuş. Şirket Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt AŞ’ye olan borçlarını ödeyemiyormuş. Gazeteye göre sıkıntının nedeni, özelleştirmenin dolar üzerinden yapılması. O günlerde dolar 1,80 TL imiş. Oysa bugün 3,95 TL civarında.

Türkiye özelleştirme meselesini 1980’lerden bu yana tartışıyor. Kökten yanlış diyenler olduğu gibi savunanlar da var. Tartışmacıların çoğunluğu konuya “mülkiyet” açısında yaklaşıyor. Kamuda olsun diyenler karşı çıkıyorlar. Hayır, her şey piyasada, özel mülkiyette olsun diyenler de, nasıl olursa olsun özelleştirme olsun diyorlar.

Bana göre önemli olan işletmenin mülkiyetinin kimde olduğu değil, iyi yönetilmesi ve ekonomiye olan katkı sağlaması, yük olmaması. Bunun için öncelikle, kendinden çok, işletmenin içinde faaliyet gösterdiği sektörün durumu önemli. Elektrik dağıtım işinde olduğu gibi “doğal tekel” söz konusu ise, devlet o sektörü mutlaka tüketici lehine düzenlemeli ve denetlemeli. İster kamu ister özel olsun şirketin tekel şartlarından yararlanarak, maliyetlerinin tamamını tüketiciye yansıtmasının ve aşırı kâr etmesinin önüne geçmeli.

4 Şubat 2015

Yanlış elektrik dağıtım özelleştirmesinin bedelini tüketici ödüyor

Özelleştirmenin fikir anası muhafazakâr İngiliz başbakanı M. Thatcher’dır. Thatcher, 1980’li yılların başında; ülkesinde kamu sermayeli işletmelerin özelleştirileceğini, kapitalist bir ekonomide sermayenin özel şahıslara ait olması gerektiğini ileri sürdü. Ancak “sermayeyi tabana yaymak” diye özetlenen yaklaşımla, “blok özelleştirmeler” yerine sermaye piyasasında “halka arzları” tercih etti.

İngiliz Muhafazakârlarının asıl amacı, bütçeye kaynak sağlamak kadar borsaları güçlendirmek ve dünya yatırımcılarını Londra’ya çekebilmekti. Bunda da başarılı oldular.

Hatırlanacağı üzere,1990’lı yıllar dünya tarihinde önemli dönüm noktalarından biridir. Sovyetler Birliği dağılmış, sosyalist devletçi ekonomi düzeni büyük darbe yemiştir.

Gerek Gorbaçov gerek diğer SSCB kalıntısı liderler, kapitalist düzene geçişi hızlandırmak adına hızlı bir özelleştirme hareketi başlattılar. Neredeyse stratejik görmedikleri tüm işletmeleri özelleştirdiler. Ama ülkelerinde sermayedar olmadığı için “kupon özelleştirmesi” denilen bir yöntemle işletmelerin mülkiyetini çalışanlarına devrettiler.