4 Eylül 2017

İrlanda dağlarında çiçekler açar

Tatili İrlanda’da geçirdim. Uzun zamandır merak ettiğim ülkenin güney yarısını dolaştım. Size gezi anılarımı anlatmak niyetinde değilim. Sadece birkaç gözlemimi paylaşmak istiyorum.
Türkler ile ilk resmi bağlantılar 1847-48 yılları arasındaki büyük açlık yıllarına dayanıyor. Osmanlı üç gemi göndererek yardım eli uzatmış. İrlandalılar bunu hiç unutmamışlar.
Sonraki bilinen ilişki ise Mustafa Kemal Paşa döneminde. İrlandalılar, Britanya’ya karşı 1916 Dublin Paskalya Ayaklanmasıyla başlattıkları bağımsızlık mücadelesinde Çanakkale Direnişinden etkilendiklerini gizlemiyorlar. Daha sonraki yıllarda, İrlanda’da ikili monarşinin tartışıldığı dönemde, Atatürk’ün İrlanda Cumhuriyetçi Partisinin tam bağımsızlıkçı politikasına verdiği destek unutulmamış. Yani bağımsızlık çiçekleri aynı dönemde oralarda da açmış.
Gözlemlediğim kadarıyla, İrlandalılar uluslaşmaya ve bağımsızlıklarına çok düşkün bir ulus. Her ortamda ortak yanlarını öne çıkarmaya aşırı önem veriyorlar.
Dublin’de Kilmainham hapishanesini gezerken, tur rehberinin 1916 Paskalya Ayaklanmasını ve Bağımsızlık hareketi liderlerinin kurşuna dizilmesini anlatımını dinlemenizi isterdim. Uluslaşma sürecinde neler yaşadıklarını, Ayaklanmanın onlara verdiklerini, ülkesini gezmeye gelen turistlere basit bir dille anlatıyordu.
Onu dinlerken kendi ülkem aklıma geldi. Çanakkale Destanını anlatırken uydurulan hikayeler. Kurtuluş Savaşının anti emperyalist, bağımsızlıkçı yanını mundarlamaya çalışan “fesli kalpazanlar”. Ve öteki ortak ulusal değerlerimizi yerle bir edip, toplumsal bölünmeyi körükleyen örnekler. Üzüldüm. Nedenlerini düşündüm. Anlamaya çalıştım.
Dahası İrish Pub’ta canlı müzik dinlerken bile araya bir mücadele parçası koymayı ihmal etmiyorlar.
Öte yandan ilginç bir bilgi dikkatimi çekti.
Bağımsızlıklarına bu kadar düşkün olan İrlanda’lılar, ATM makinelerini kullanırken sadece %1 oranında kendi dillerini kullanıyorlarmış. İşlemlerin neredeyse tamamı İngilizce ile yapılıyormuş. Günlük dilleri tamamen İngilizce olmuş. Dildeki gelişmeyi; Britanyalıların geçmişte kendi dilleri üzerinde kurduğu yasakçı uygulamalara, yaşayan ekonomik ilişkilere, İngilizcenin dünyada ekonomik dil olarak yerleşmesine bağlayanlar var.
Ama dünyayı ve refahın paylaşımını göz önüne aldıklarında hayatın gerçeklerini yadsımamışlar. İngilizcenin onlara daha büyük pazar olanakları sunduğunu bilerek konuya yaklaşmışlar.
Oysa benim canım ülkemde hala daha “anadilde eğitim” (anadilin öğretimi bir haktır) gibi bir sorun olduğunu düşünenlerin varlığını düşündükçe, İrlandalıların tavrını biraz daha anlamaya çalıştım. Bizdeki ayrılıkçı Kürt milliyetçilerinin bu konudaki yaklaşımının ne kadar demokratik ne kadar işbirlikçi olduğunu tekrar tekrar düşündüm.
Öte yandan Türkiye’nin AB üyeliğine kadar uzak olduğunu bir kez daha gözlemledim. Yok öyle Alman seçimleri, Merkel tahlilleri yapmayacağım.
Aşağıdaki resme bakın lütfen. İrlanda’nın en turistik yerlerinden birinde, Cliff of Moher’de kadın ve erkek tuvaletleri birleştirilmiş. Yanlış anlamayın, farklı olarak sadece erkekler için pisuar yapmamışlar. Tüm tuvaletler kapalı ve ayrı. Ama aynı yerde. Sıra beklerken kadın, erkek beraber bekliyor. Ellerini beraber yıkıyorlar.
Biliyorum. AB üyeliğini böylesi bir konuya indirgemenin doğru bir yaklaşım olmadığının farkındayım. Evet kültürel farklılıkları yadsımak, onları yok kabul etmek doğru olmaz. Her toplumun kendi gerçekleri olduğunu gezerek, görerek, yaşayarak bilenlerdenim. Batılı olmakla batıcı olmanın aynı şey olmadığının farkındayım.
Ancak, Avrupa artık farklılıkları olabildiğince ortadan kaldırmaya, ortak yaşam alanlarını geliştirmeye çalışıyor. Buna karşılık, onlar ayrı tuvaletler için harcama yapmaya gerek görmeyecek uygulamaları hayata geçirirken; biz, kadınlar için “pembe otobüs” uygulaması başlatıp, toplumu daha fazla Ortadoğululaştırma çabasında olanları izliyoruz.

Anlayacağınız Osmanlı torunu olduğunu söyleyenler, onların yaptığının aksini yapıyor, arabayı batıya değil ters yönde sürüyor.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme