25 Eylül 2017

Biri bana açıklasın

Hisse senedi piyasalarını uzaktan izlerim. Dolayısıyla, günlük yatırım kararlarının nasıl alındığı konusunda uzman değilim. Bu bağlamda yazımda ele almak istediğim konu, borsalardaki günlük hareketleri tahlil etmeye yönelik değildir. Diğer bir deyimle, bu yazıya bakıp yatırım kararınızı değiştirmeyin.

Okuyanlar hatırlayacaktır, önceki yazımda; “finansallaşan dünyada” gelişmekte olan ekonomilere (GOE) daha fazla sıcak para yatırımı gittiğine dikkat çekmiştim. Bu nedenle, yabancıların faiz ve borsa gelirleri için GOE’lerin, dışarıdan borçlanmak zorunda kaldıklarını belirtmiştim. Gerekli olan dövizin turizm ve ihracat gelirlerinden karşılanamaması sonucu dış borçlanmaya gidildiğine değinmiştim. Böylesi bir sarmalın, GOE’leri her geçen gün daha fazla dış borca mahkûm ettiğine vurgu yapmıştım.

Sıcak paranın geldiği tahvil piyasaları sabit getirili piyasalar olduğu için oralardaki değişimleri anlamak çok zor değildir. Eğer ülkedeki enflasyon ve yabancıların risk algılaması yüksek ise faizler de yüksek olacaktır. Veya tersi durumda faizlerin düşük olması normaldir.

Ancak hisse senedi piyasaları, borsalar için durum biraz farklıdır. Tarihi çok eskilere giden bu piyasalarda hisse senedi getirileri sabit değildir. Günden güne değişir. Ülkenin ekonomik durumu, şirketlerin kar beklentileri, içinde bulundukları sektördeki gelişmeler gibi birçok faktör borsaların hareketini etkiler. Ama asıl belirleyici olan şirketin dağıtacağı kâr payı, temettüdür. Yatırımcı şirketin yüksek temettü dağıtacağını öngörüyorsa onun hissesine para yatırır.

Oysa1980’larda başlayan “finansallaşma” furyasıyla GOE’lerde bazı şeyler değişmeye başladı. Yabancıların yatırım kararlarında şirketleri faaliyetleri eskisi kadar etkin olmamaya başladı.

En az gelişmiş ekonomilerinde bile borsalar kuruldu. Bu iş öyle bir aşamaya geldi ki, Afrika’da sanayisi olmayan ülkelerde beş, on tane maden şirketi bir araya getirildi borsaya kote edildi. Özellikle 2000’lerin başından itibaren ABD, AB, Japonya ve diğer gelişmiş ülkelerden yatırımcılar buralara hücum ettiler.

Büyük merkez bankaları da, aynı dönemde, parasal genişleme politikası ile trilyonlarca dolarlık dövizi piyasalara arz ettiler. Böylelikle ucuz fon bulan finansal kuruluşlar GOE’deki borsalarda, yüksek risk alarak yüksek kazançlar elde etmeye başladılar.

Ne demek istediğimi daha kolay anlatabilmek için aşağıdaki tabloyu hazırladım. Tabloda yılbaşından 22 Eylül 2017 tarihine kadar geçen sürede, çeşitli ülkelerin borsa endekslerindeki değişim oranı yer alıyor.
Rusya’yı bir kenara koyarsanız en az getiri Avustralya, İngiltere, Almanya ve ABD endekslerinde görülüyor. Ne kadar ilginç değil mi? Borsanın ana vatanı sayılabilecek bu ekonomilerde getiri diğerlerine göre çok az.
Oysa getiri Kazakistan’da %73,4, Moğolistan’da %60,91, Arjantin’de %52,02, Türkiye’de %30,55.

Eğer bu borsalarda yatırım kararları şirket karlarıyla ilgiliyse, Kazak, Moğol ve Türk şirketleri Alman, İngiliz ve Amerikan şirketlerinden daha iyi durumda demektir.

Mikroekonomiden, hisse senedi piyasalarında pek anlamam demiştim. Şimdi okurlarımdan ricam bana bu gelişmeleri anlamama yardımcı olun lütfen. Nasıl oluyor da borsaya kayıtlı Bulgar şirketleri Alman şirketlerinden daha iyi performans gösteriyor? Bir de artık ucuz döviz azalacağına göre etkisi ne olacak?

Umarım beni kırmazsınız!


3 yorum:

  1. Bu ülkelerde kağıtları ellerinde bulunduranlar kimler, daha çok yerli mi yabancı mı? Döviz cinsinden borsaların değerine baksak aynı resim korunur muydu? Bir de başlangıç noktası olarak alınan yılbaşı değerleri acaba çoğu GOE için haddinden fazla düşük seviyeler olabilir mi?

    YanıtlayınSil
  2. Hakan Bey sizin yazdığınız fiyat hareketlerinin şirket karları-bilançoları-temettüleri vb. ye dayanarak oluşması artık çoğunlukla geçerli değil, o eskidendi. Artık borsalarda kazanç spekülasyon (fiyat hareketleri) ile oluyor, şirketin durumunun (batmıyorsa) pek bir önemi yok. Borsalara yön veren büyük paraların işlemleri çoğunlukla algoritmalar-yapay zekalar tarafından gerçekleştiriliyor. VİOP'ta kaldıraçlı alınan pozisyonlara kar ettirebilmek için spot piyasa manipüle ediliyor, küçük yatırımcıyı soyabilmek için iniş çıkışlar planlanıp gerçekleştiriliyor, teknik analizde istenen sonuçlar çıkartılarak talep yaratılıp-kısılıyor vb. Hiçbir nedene dayanmayan iniş çıkışlar sıkça görülüyor. Kısacası amaç şirkete yatırım değil fiyat hareketinden (bu hareketi de kontrol ederek) para kazanmak.
    Ben 1996'da ilk kez işlem yapmış bir borsa yatırımcısı olarak " Ama asıl belirleyici olan şirketin dağıtacağı kâr payı, temettüdür. Yatırımcı şirketin yüksek temettü dağıtacağını öngörüyorsa onun hissesine para yatırır. " sözünüze katılamıyorum, böyle olsun çok isterdim, küçük yatırımcılar için önerilen de budur ama piyasaya yön veren büyük yatırımcı öncelikle başka hesaplar peşindedir.

    YanıtlayınSil
  3. Siz sadece belli bir yılı dikkate almışsiniz,böyle bir karine çıkarırsanız yanlış sonuca ulaşırsiniz. Oysa gelişmiş ülkelerdeki borsalar yaklaşık bir iki yıldır ralli yapiyorken birçok goe borsaları ya yerinde sayiyordu yada düşüşte idi. Bu yıl cogu goe borsaları gelişmiş ülke borsalariyla arayı kapatıyor sadece.

    YanıtlayınSil