10 Şubat 2017

Gözetim komisyonlarından Duyunu umumiye ve stand-by’a

Osmanlı’da, ilk borçlanma fikri 1780’li yıllarda ortaya çıkar. 1783’te Rusların Kırım’ı işgal etmesiyle başlayan süreçte ordunun silaha, mühimmata ihtiyacı had safhadadır. Daha önemlisi, savaşa gönderilecek ordunun subaylarının maaşı düzenli olarak ödenememektedir.
Uzunca bir süre “gâvurdan” borç almanın yanlış olduğu fikri tartışılır. Ama sonunda 1850’li yıllara gelindiğinde Sultan Abdülmecit ikna olur ve ilk dış borç için yola çıkılır. Londra ve Paris borsalarında tahvil ihracı işlemlerine başlanır. Tam sonuç alınacaktır, padişah krediye onay vermez. Piyasalar allak bullak olur. Yatırımcıların Osmanlı hükümetine güveni yerle yeksan olur.
İddia odur ki, bu dış borç tahvil işlemine, işlerini kaybedeceklerini düşünen İstanbul’daki Ermeni bankerlerinin Babıali’ye yaptıkları telkinler engel olmuştur.
Ancak Kırım Savaşı Osmanlı’yı her geçen gün daha da zorlamaya başlar. Rusya’nın güneye, sıcak sulara ilerleyişinden hoşlanmayan İngiltere ve Fransa, Osmanlı’nın savaşı sürdürebilmesi için askeri ve parasal yardımın zorunlu olduğunu düşünürler.
Bu amaca yönelik olarak, dış borçlanma konusunda Babıali hükümetine yardımcı olmaya karar verirler. Padişah ikna edilir, 1854 yılında ilk dış borçlanmaya çıkılır.
Ancak, daha önceki tahvil ihracına, son günlerde bazı mahfillerde adı çok geçen, Rothschild ailesine mensup bankerler aracılığıyla yapılan denemeye yeterli talep gelmemiştir. Bunun farkında olan aracılar, bu defa, İngiliz ve Fransız hükümetlerinin moral desteğini alarak borsalara çıkarlar.
Osmanlı 5 milyon sterlin borç alır. Alır almasına da, borç verenler teminat isterler. Osmanlı hükümeti Şam, İzmir gümrüklerinin gelirleri ile bazı yerlerde üretilen zeytinyağından alınan aşarı (vergi) teminat olarak gösterir. “Gavurlar” bunları yetersiz bulur, o zamanlar gözleri Süveyş Kanalında olduğu için Mısır vergisinin de listeye eklenmesini isterler. Babıali önce biraz direnmeye çalışır. Sonra savaş şartlarının da zorlamasıyla bayrağı indirir.
Birinci borçlanmanın yeterli olmaması üzerine kısa bir ara sonra ikinci dış borçlanma için tekrar Londra ve Paris borsalarına gidilir. Önceki borçlanmada Osmanlı’nın vergi teminatları ile İngiliz ve Fransız hükümetlerinin sözlü desteği yeterli olurken, bu defa yatırımcılar kendi ülkelerinin hükümetlerinin doğrudan garantisini de isterler.
Konu İngiltere parlamentosunda uzun uzun tartışılır. İngilizler verilen paraların sadece askeri harcamalarda kullanılmasını kontrol için bir “gözetim komisyonu” kurulmasında ısrarcı olurlar.  Londra büyükelçisi Kostaki Musuruz Bey ilk önce, üç Osmanlı, bir İngiliz ve bir Fransız’dan kurulacak olan bu Komisyonu, iç işlerine, egemenliğe müdahale olacağı için kabul etmez. Ama İngilizler ısrarlarından vazgeçmezler. Fransızları da yanlarına alırlar ve Komisyon göreve başlar.  
Bu yapı önceleri Osmanlı bürokrasisinin direnciyle karşılaşır. Yabancılar, çeşitli yöntemlerle, karar mekanizmasından dışlanmaya çalışılır. Ama aldığı borcun taksitlerini ödeyebilmek için yeniden dış borç almak durumunda olan Babıali hükümeti, 20 yılda 15 borçlanmanın sonunda, 1874’te Duyunu Umumiye’nin kurulmasını kabul eder.
Böylelikle “gavurlar”, gelirleri teminat olarak göstermekle yetinmez doğrudan kendileri toplamaya başlarlar. Sonucun ekonomik yıkım olduğunu hepimiz biliyoruz.
“Gözetim Komisyonları”nın ve Duyunu Umumiye’nin yerini 20. Yüzyılda, II. Dünya Savaşında sonra, Stand-by anlaşmaları almıştır. Doğal olarak, borç veren için en önemli şey alacağını zamanında geri alabilmektir.
Kısacası tarih bize akılcı, yurtsever bir hükümet ülkesini dış borçlanmasını olabildiğince minimize etmesi gerektiğini öğretir. Çünkü ülkenin döviz borcu ne kadar artarsa yabancının ekonomik ve siyasi müdahalesi o kadar çoğalır.
SON SÖZ: Egemen olamayan boyun eğer. (W. Shakespeare)

3 yorum:

  1. Sizin dediğiniz gibi ''BORÇ ALAN EMİR ALIR''

    YanıtlayınSil
  2. Ama bunu anlamak için akıl gerekir.Ve Aklınını kullanmayanların üzerine pislik yagdırırım der Ayet.

    YanıtlayınSil
  3. Bana kalırsa vakit geçiriyorlar,Bilim ve ilim yanılmaz,yanılsaydı uzaya gönderilen araçlar hedeflerine ulaşamazlardı.!

    YanıtlayınSil