30 Aralık 2015

Gelen yıl gideni aratacak

Adettendir, biten yılın son günlerinde yeni yıldan beklentiler sıralanır. Ben okuduklarımdan önemli gördüklerimi aşağıda özetleyeceğim. Karar her zamanki gibi size ait.

Küresel durum

  • ·      Büyüme yerinde sayacak. Yeni bir büyüme modeli bulunana kadar eskisinden hayır yok. Tüketici talebi artmıyor. Buna bağlı olarak dünya ticaretinin artışı hız kesti. Ticaret neredeyse yerinde sayıyor.
  • ·      Büyümek için altyapı projelerine yönelik bir kamu harcama modeli tartışmaları epeyi yol aldı. Böylelikle büyümeye bir ivme kazandırılmaya çalışılacak.
  • ·      ABD’nin öncülüğünde devam eden Pasifik ve Atlantik serbest ticaret müzakereleri ve korumacılık eğilimleri gelecek yılın gündemini oluşturacak.
  • ·      ABD büyümeye devam edecek. Uzmanlar AB için çok olumlu değiller. Çin’deki sıkıntılar dünyayı etkileyecek.
  • ·      FED faiz artışı devam edecek. Tartışma yıl içine iki mi, üç mü yoksa dört defa mı artış olacağına dönüştü. Ne olursa olsun faizler yukarı yönlü. Yatırım için kredi arayanların işi zor.
  • ·      Dünyada jeopolitik riskler her geçen gün artıyor. İsrail-Filistin, K. Kore, Libya, Mısır, Irak, Güney Çin Denizi, Ukrayna, Kırım, Nijerya ve hatta bazılarına göre Türkiye yakından izlenmesi gereken bölgeler. Ayrıca mülteci krizi giderecek derinleşecek.

Yükselen piyasa ekonomilerindeki (YPE) beklentiler

27 Aralık 2015

Küresel para illüzyonu

Para hareketlerini doğru ve zamanında tahlil edebilirsek, küreselleşmeyi ve ekonomide yaşananları daha iyi anlayabiliriz.

İzninizle kısaca bir teknik giriş yapayım. Para teorisinde bir çoğaltan etkisi (paranın dolaşım hızı) vardır. Yani 1 lira (dolar) piyasaya çıkınca elden ele dolaşarak 10 liralık veya 20 liralık işlem hacmi yaratabilir. Bakkal alacağını tahsil edince, toptancıya borcunu öder, o da nakliyeciye ve fabrikaya olan borcunu kapatır. Fabrika ithalatçıya ve işçiye olan borcunu öder vb. Aynı para ile birden fazla işlem yapılarak bir ekonomideki milli hasılaya ulaşılır.

İktisatla ilgilenenler bilirler. Klasik iktisatçıların çok kullandığı Fisher’in Değişim denklemi şöyledir. MxV= PxT. Burada M (Ekonomideki para miktarı) x  V(Paranın çarpan etkisi) = P(Fiyatlar genel seviyesi) x T(Ticaret yapılan mal-hizmet miktarı, iş hacmi) anlamına gelir. Özetle piyasadaki paranın dolaşım hızı, ekonomik hayatta önemli bir belirleyicidir.

Ama bu hızın da bir sınırının olduğu mutlak bir doğrudur.

Dünyada,1990 sonrasında, ekonomik, siyasi sosyo-politik ve çılgınlıkların gittikçe derinleşiyor. Ekonomide küreselleşme ve finansallaşma aklın, mantığı sınırlarını zorluyor.

Bu bağlamda bugün size küresel para illüzyonundan bahsedeceğim.  

Aşağıdaki tablo, küresel finansal büyüklükleri içeriyor.

23 Aralık 2015

Gerçek yapısal reformlar 4: Performansa dayalı KİT sistemi

Cumhuriyetin kurucu kadrolarına öncelikli ekonomik hedeflerini sorsanız, sanırım, “sanayileşme” derlerdi. Sanayileşmek için gerekli olan sermaye, teknoloji ve yetişmiş emeğin olmadığı ortamda, ellerinden geldiğince içten, dürüst, fedakârca bir kalkınma mücadelesi verdikleri kesin.

Gerek o yıllarda gerek 1950 sonrası Demokrat Parti (DP) döneminde, KİT’ler sanayileşme ve sanayiye ara mal üretiminde hayati önemde rol oynadılar. Bugün gittikçe önemini yitiren sanayi sektörü varlığını, büyük oranda, KİT sistemine borçludur.

Bununla beraber, özellikle 1950 sonrası döneme bakınca, “her mahallede bir milyoner yaratmak” şiarıyla iktidar olan DP ve sonrasındakiler, kamu eliyle zengin yaratmak için, diğer kamu kaynakları gibi KİT sistemini de sonuna kadar istismar ettiler.

1980 ‘e kadar, dışa kapalı ekonomide böylesi bir yapıyı sürdürmek kolaydı. Ama 24 Ocak kararlarıyla gümrük duvarları kaldırılınca, dış rekabete dayanamayan KİT’ler birer birer dökülmeye, kamuya yük olmaya başladılar.

Çözüm hemen bulundu. Özelleştirme.

19 Aralık 2015

Gerçek yapısal reformlar 3: ücretliden de milyonerden de aynı oranda vergi almak

Çok yazılan, konuşulan konudur. “Mali disiplin sağlansın, kamu açık vermesin gerisi önemli değil. Dolaylı vergi, bir defalık gelir nereden para bulunursa  bulunsun” yaklaşımı esas alınır.

Kısa vadeli bakarsanız, eğer bir kriz yaşıyorsanız doğrudur. Ama eğer uzun vadeli, sosyo-ekonomik dengeleri gözeten bir bakış açısıyla konuya yaklaşırsanız resim faklıdır. Örneğin, gelir dağılımındaki bozulmayı dikkate almak, mali disiplini sürdürülebilir kılmak için nereden gelir elde edildiği hayati önem taşır.

Bu bağlamda Türkiye vergi sistemini baştan aşağı yenilemek gerekiyor.
Yapısal değişim denen şey vergi oranını değiştirmek değil, vergi düzeninin yapısını değiştirmektir.

Ne demek istediğimi bir örnekle açıklayayım.

17 Aralık 2015

Gerçek yapısal reformlar 2: Sıcak paranın akıllı yönetimi

Sonunda FED faiz yükseltti. Geçmişte bu tür konularla ilgilenmeyi pek sevmeyen eşim bile  “Eee, şimdi ne olacak?” diye sormaya başladı. Soru soranların çoğunun dolarla işi olsa meraklarının nedenini anlayacağım. Ama haklılar. Sosyal medya dâhil her yerde, sabah akşam FED ve Yellen muhabbeti yapılıyor. Ancak neredeyse tamamı dolarize olmuş bir ekonomide bunlar normal şeyler.

Dolarizasyon deyince. Hiç son günlerde TC Merkez Bankası’nın analitik bilançosuna baktınız mı? Ekim sonu itibariyle dış varlıklarının toplamı 348 milyar lirayı geçmiş. Toplam varlıkların çok büyük bir kısmı döviz.

Bunun anlamı şu: TCMB, dışarıdan döviz gelmeyince içeride para basamıyor. Dolayısıyla faiz kararı almak için kulaklarını Ms. Yellen hanıma çevirmiş bekliyor.
Doğru yapıyor. En basit nedeni, önümüzdeki bir yıl içinde; kamu 5 milyar dolar; bankalar 109 milyar dolar; şirketler ise 57 milyar dolar olmak üzere toplam 171 milyar dolar dış borç ödemesi yapacak olması.

14 Aralık 2015

Gerçek yapısal reformlara sanayinin ithalata bağımlılığını azaltmakla başlamalıyız

Bugün yazıyı kolaya getirdim. Konu aslında bir doktora tezi. Ama uzatmamak için bol rakam kullanarak kısalttım. Aslında yazıya benim katkım da yok denecek kadar az. Türkiye’de sanayileşme deyince ilk akla gelenlerden iki değerli uzmanın, Dr. Serdar Şahinkaya ve Dr. Oktay Küçükkiremitçi’nin, TMMOB’un 2015 Sanayileşme Kongresi’nde yaptıkları sunumu özetlemeye çalıştım.

Anladığım kadarıyla sözün özü şu: ülkede sanayileşme bitmiş. Milli gelir içindeki payı, her geçen yıl daha da düşüyor. Daha önemlisi, olan sanayi de dışa, ithalata bağımlı.

Sektörler ve yıllar itibariyle dışa bağımlılık, aşağıdaki tablolarda harika özetleniyor.

10 Aralık 2015

Yeni nesil bizden çok farklı

Dünyada devam eden ekonomik sorunlar için çözüm arayışları devam ediyor. İktisatçılar başta hanehalkının ve şirketlerin neden harcamalarını azalttıklarını anlamaya çalışıyorlar.

Bu bağlamda ING Bank çoğunlukla gelişmiş ülkeleri kapsayan yeni bir kamuoyu araştırmasının sonuçlarını paylaşmış.

Arkadaşımın gönderdiği özeti aktarayım.

7 Aralık 2015

Komşunla ilişki durumunu söyle ekonomik durumunu söyleyeyim

1990’lı yıllarda İsviçre’de Birleşmiş Milletler ’de (BM) görev yapıyordum. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nın (UNCTAD) çalışma gruplarından birisi “Denize Kıyısı Olmayan Ülkeler” grubuydu. Bugün sayısı 31’e ulaşan, çoğu az gelişmiş ülkenin büyüme sorununa çare aranıyordu.

Benim bulunduğum yıllardaki bir toplantıda, yanlış hatırlamıyorsam OECD sekretaryası çözüm yollarına ilişkin bir rapor hazırlamıştı. Rapor özetle, komşularınızla iyi geçinin, ticareti artırın, zenginleşin mealinde bir içeriğe sahipti.

Toplantıda söz alan dönemin Uganda Büyükelçisi, OECD Sekretaryasını diplomatik teamüllerin dışına çıkarak, çok ağır eleştirdi. Sekretaryanın, İsviçre ile Uganda’yı karıştırdığını söyledi. Kendi komşularının, Kenya, Nijer, Çad gibi dünyanın en fakir ülkelerini olduğunu hatırlattı. Almanya, Avusturya, İtalya ve Fransa’nın ortasında bir ülke olan İsviçre’nin yerine, mümkün olsa da Uganda’yı taşısalar, kendilerinin de birkaç yıl içinde zengin olabileceğini belirtti.

Büyükelçinin ne kadar haklı olduğunu, son günlerdeki Türkiye deneyimlerinden bir kez daha anlıyorum.

1 Aralık 2015

Mali disiplinin geleceği ne durumda?

Ekonomi konusu açıldı mı, elde kalan tek olumlu hikâye olduğu için, varsa yoksa mali disiplinden bahsediliyor.

Hele hayatında bütçe gerekçesi ve/veya kanunu görmemiş olanların, sadece açık rakamlarına bakarak yaptıkları yorumlara, yazdıkları yazılara bayılıyorum. Ne bütçe dışında biriken koşullu yükümlülüklerden ne de bütçenin yapısal sorunlarından söz ediyorlar. Sadece açık rakamına odaklanıyorlar.

Tamam, bir yanıyla doğru yapıyorlar. Harcama tarafında faizler düşüyor. Hükümet diğer alanlarda harcama yapabiliyor. Gelirlerde ise; vergi gelirlerinin çoğu KDV, ÖTV’den geldiği için, ekonomi büyüdükçe, şirketler ve insanlar harcama yaptıkça, ithalat artıkça, dolar yükseldikçe gelirler de artıyor. Özelleştirme ve diğer bir defalık gelirleri de eklerseniz gelir performansı kötü görünmüyor.

Sonuç olarak açık çok büyük değil. Hatta diğer ülkelerle karşılaştırınca, pozitif düşünmeyi bile hak edecek duruma gelebiliyor.

Ancak, bu durum, yıllık yüzde 5’ler civarında büyüyen ekonominin hikâyesi. KDV, ÖTV, ithalat çok olunca gelirler düşmüyor. Olayda aynı zamanda dışarıdaki bol paranın da etkisi var. Faizler düşük.

29 Kasım 2015

Baskın referanduma giderken ekonomi

Genel seçimler bitti. Ama siyaset hala çok canlı. Dikkat etmişsinizdir, en aktif siyasetçi Cumhurbaşkanı R. Tayip Erdoğan.

Siyasetin bu kadar canlı olmasının nedeni AKP hükümet programında açıklandı. Gündem Anayasa değişikliği ve başkanlık sistemi. Parlamenter sistemin sonu hazırlanıyor.

Daha art arda gelen iki genel seçimin etkilerini hazmedememişken, her fırsatta tam bir milliyetçi ve popülist söylemle hızla yeni bir seçime doğru gidiyoruz.

Ben işin Anayasal ve siyasi yanlarının, gidilmek istenen yolun tehlikelerinin üzerinde çok durmayacağım. Kısaca değineyim. Din, milliyetçilik ve ekonomik popülizmin bu kadar pervasızca kullanılabildiği bir sosyo-politik yapıda, kuvvetler ayrılığının sağlam mekanizmalarını kurmak çok zordur. Bu nedenle, başkanlık sistemi yerine parlamenter rejimin kuvvetlendirilmesi daha akılcı bir yoldur.

İktidar gündeme aldığına göre er ya da geç konu gündeme gelecek.

Aşağıdaki grafikte referandum olasılıklarını düzenledim. Oranlar benim görüşlerim. Sizler mutlaka farklı rakamlar dile getireceksiniz.

25 Kasım 2015

Yeni hükümet Suriye sorunu ve küresel borç krizinin üçünü aşaması

Rus uçağı krizi yeni hükümete merhaba dedi. Bakanlar daha isimleri açıklanmadan bölgesel krizin ortasına düştüler.

Buna PKK’nın hendekleri ve öz yönetim ilanlarını ekleyin.

Sadece bunlar olsa ne ala. Dahası ekonomide.

Önce Türkiye’nin adını vererek özellikle bahsettiği için, The Economist (TE) dergisinin 14 Kasım sayısına bir atıfla başlayayım.

Dünyanın saygın haftalık dergilerinden olan TE’ye göre, 2008 Küresel Krizi Amerikan hane halklarının mortgage (konut) kredisi kriziyle başladı. Ardından Yunanistan ve diğer Euro bölgesi ülkelerine sıçradı. FED ve ECB, olağanüstü parasal genişleme politikalarıyla krizlerin derinleşmesini önlemeye çalıştılar. Kısmen de başarılı oldular.

21 Kasım 2015

Küresel fon yönetim piyasası ve dolarizasyon


Dünyada sermaye hareketleri olabildiğince serbest. Gelişmekte olan ülkelerde dolarizasyon en üst düzeylerde. Dolayısıyla sıcak para akımlarını tahlil etmeden bir ekonominin geleceği hakkında yorum yapmak, ahkam kesmekten öteye gitmez.

Tahlil edeceklere yardımcı olmak için, aşağıdaki tabloda küresel fon piyasalarının son durumu özetleniyor.

2014 yılsonu itibariyle geleneksel yatırım fonlarının toplamı 109 trilyon dolara yaklaşmış (Dünya hasılası 65 trilyon dolar civarında). Geleneksel fonlar, bireysel emeklilik fonları, başta hayat olmak üzere sigorta şirketlerinin fonları ve özel amaçlı mutual fonlardan oluşuyor.

16 Kasım 2015

Sıcak paracıların istediği yapılacaklar listesi

Seçimler bitti. Tek partili, istikrarı hedef alan bir hükümetin kurulmasına birkaç gün kaldı. En geç hafta sonunda kabinenin yapısı belli olacak.

Seçim öncesinde politik istikrar arayan yabancı sıcak para yatırımcıları şimdi kendilerine göre, “yapılması gerekenler listeleri” yayımlamaya başladılar.
Önce bir liste hazırlamaya hakları var mı bir ona bakalım.

Ne yazık ki var?

Neden mi?

Aşağıdaki tablo çok net. Türkiye’nin önümüzdeki 12 ay içerisinde ödemesi gereken dış borçlarının toplamı 210 milyar dolar civarında. Civarında diyorum, çünkü cari açık rakamı değişebilir. Bunun büyük çoğunluğu özel sektöre ait. Bankalar rahatça yeniden borçlanırlar. Ama hangi maliyetle? Eğer döviz kazançları varsa, şirketler içinde aynı şey söylenebilir. Yoksa işleri zor.

Buna karşılık, ülkenin döviz sağlayabilecek kuruluşu, TCMB’nin net (kendisine ait olan) uluslararası döviz rezervlerinin toplamı 30 milyar dolar. Dolayısıyla eğer ihtiyaç olursa elindeki kaynak sınırlı. O zaman yabancıları, tekrar Türkiye’ye para getirmek için ikna edecek bir siyasi ve ekonomik ortam oluşmazsa döviz kuru hareketlenir.

Bu arada FED ve diğer dışsal etkiler nedeniyle zaten yukarı yönlü bir hareket beklenen döviz kuruna bir de içeriden kaynaklanan olumsuz gelişmeler eklenirse dertler büyür.

Peki, bu ortamda sıcak paracılar ne istiyor?

13 Kasım 2015

Siyasette insan eleği çalışmıyor

Siyasetin insan için, insanlar tarafından yapıldığını düşünüyorum. Okuduğum kitaplarda, katıldığım toplantılarda, izlediğim belgesellerde, görev için gittiğim farklı ülkelerde siyasetçi profillerini tanımak için çaba sarf ediyorum. Gelişmiş ile az gelişmiş ülke örneklerinde büyük farklılıklar var.

Bir az gelişmiş ülke örneği olan ülkeme bakınca moralim bozuluyor.

Sünnetçinin vitrinine koyduğu ustura misali, önde gözüken küçük bir azınlık dışında, siyasetçilerimizin dürüstlük ve yetkinlik konusunda ne hallerde olduklarını hepimiz biliyoruz.

İşte burada şu kritik soruyu soruyorum kendime: “Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, neden bizim siyasi sistemimizde insan eleme sistemi yok? Neden, çoğunluk idealleri için değil de kamudan geçinmek ve kısa yoldan zengin olmak için siyaset yapanlar hep önde?”

Bazılarınızın, “Haksızlık ediyorsun. Tüm siyasetçiler böyle değil”  dediğini duyar gibiyim. Haklısınız. Dedim ya vitrindekilerin arasında çok saygı duyulacak insanlar da var. Nasıl bir arada durabildikleri sorusu ayrı bir muamma.

Ama hepsi aynı değil.

11 Kasım 2015

Ekonominin finansallaşması

2008 Küresel Krizinden sonra daha da hızlanan finansallaşma, dünya ekonomilerinin en önemli sorunlarından birisi haline geldi. Özellikle sanayileşmiş ülkeler başta olmak üzere, artık üretim/sanayileşme ekonomik aktivitedeki önemini kaybetmeye başladı.

Finansallaşma ne demek?

Bir ekonomide karlar daha çok finansal faaliyetlerden elde ediliyor, mal ve hizmet ticareti ile üretiminden elde edilen karlar azalıyorsa, orada finansallaşma var demektir. Bazı ekonomistler, sayısal bir gösterge kullanarak finansallaşmayı; toplam kredi hacminin, milli gelirin yüzde 80’nini geçmesi olarak tanımlıyorlar.

Neden önemli?

Bir ekonomik aktivite ya “yaratıcı” ya da “dağıtımsal” olabilir. “Yaratıcı” faaliyetler üretimi temsil eder. Kısacası sanayileşme de denebilir. Yani ekonominin can damarıdır. “Dağıtımsal” faaliyetler ise, birinin parasını alıp ötekine kredi vermek gibi çok sofistike olmayan, “paradan para kazanma” gibi üretici/yaratıcı yanı da çok gelişmemiş olan bir faaliyet türüdür.

7 Kasım 2015

Kapitalizm zorda

İktisadi doktrinler arasındaki en büyük tartışma; ekonomide kıt kaynakları hangisinin daha iyi dağıttığı, refah paylaşımını hangisinin daha adil yaptığı hakkındadır.

İki ana düşünce akımı; kapitalist ve sosyalist sistem, yüz yıldan fazla süren ideolojik mücadelede, üretim ve paylaşım sorununun çözümüne, en akılcı çareyi bulduklarını iddia etmişlerdir. Ama 1990’lı yıllara gelindiğince Sovyet sistemi çökmüş, kapitalizm, kendince, zafer ilan etmiştir.

Ancak yıllar geçtikçe, kapitalist ekonomilerin her geçen gün üretimden uzaklaştığını daha fazla finansallaştıklarını gözlüyoruz. Diğer bir deyimle, ekonomide üretimin/yaratıcılığın yerini paranın el değiştirmesi/dağıtım alıyor.

Bu gelişmenin sonucunda refah/servet dağılımı çok hızlı bir şekilde bozuluyor. Çok küçük bir azınlık servetin büyük çoğunluğunu topluyor.

Bozulmadan ne kast ettiğimi  aşağıdaki tablo özetliyor.

4 Kasım 2015

Dünyada Varlık yönetimi ve CDS piyasaları balonu

Biz genel seçimlerle meşgulken dünyada yaşananları bir kenara koyduk.

Çok yazıldı, söylendi. Küresel ekonomik geleceği belirleyecek önemli olaylardan ikisi; FED ‘in faiz artırımı ve ABD’nin Pasifik ve Atlantik Okyanuslarındaki kıyıdaşlarıyla yapmaya çalıştığı serbest ticaret bölgesi anlaşmalarıdır.

Serbest ticaret anlaşmalarına daha 24.Ekim.2015 tarihli yazımda değindim.

Bugün, FED ‘in ve diğer merkez bankalarının elini kolunu bağlayan, finans piyasalarının iki önemli yapısını ele alacağım.

2008 Küresel Krizinden sonra banka bilançolarına sıkı kurallar getirildi. Klasik bankacılık işlemleri dışındaki risklerin zamanla azaltılması istendi. Fazla sıkıntıya gelemeyen finansal piyasalar hemen “gölge bankacılık” olarak adlandırılan yeni bir faaliyet alanına yöneldiler: Yeni yapının en önemli ayaklarından birisi Varlık Yönetimi oldu.

Varlık yönetim şirketleri; başta hisse senedi, şirket ve devlet tahvilleri, gayrimenkul ve diğerlerinden oluşan 78 trilyon dolarlık bir piyasada faaliyet gösteriyorlar.

1 Kasım 2015

Trabzonspor başkanına değil kendinize kızın

Ülkenin çivisi çıkmış, bazılarımız farkında değiliz.

Ülke topraklarının bir bölümünde devletin hakimiyeti sorgulanıyor. Sokaklara belediye araçları ile hendekler kazılıyor, kuralları terör örgütü koyuyor. Polis ancak sokağa çıkma yasağı ilan ederek mahallere girebiliyor.

Ankara’nın göbeğinde canlı bombalar patlıyor, 102 kişi ölüyor. Güvenliği sorguluyoruz. Milli maçta birkaç insan müsveddesi saygı duruşuna karşı ıslık çalıyor.

Gazetelere kayyum atanıyor. Polis kameranın, atanan kayyum uydu bağlantısının fişini çekiyor. Anayasanın en temel ilkesi olan haber alma özgürlüğü ihlal ediliyor.

Oy vermeye gitmeden önce sandık güvenliğinden ve sayım/kayıt işlemlerinin doğruluğundan şüphelendiğimiz için devletin kurumlarına güvenmiyoruz. Onun yerine insanlar sosyal medya üzerinden örgütlenip oylarına sahip çıkmaya çalışıyorlar.

Bunlara daha nice örnekler eklenebilir.

Çivinin çıktığına son örnek, geçen gün Trabzon’da yaşanan hakemlerin statta alıkonması olayı. Hakemin kararını beğenmeyenler, sözde dışarıda başlarına bir şey gelmesin diye, hakemleri saatlerce Avni Aker stadında alıkoyuyorlar. Başkanın “çok özel önem verdiği kişi” aramasa belki de bırakılmayacaklar. Bu arada o ilin valisi var. Emniyet müdürü var. Jandarma komutanı var. Hepsi kulüp başkanını seyrediyorlar. Çünkü orada kuralları o koyuyor.

27 Ekim 2015

3. Havaalanına kredi veren kamu bankalarının dış borçları

3. Havaalanı Projesinin finansmanı ve Hazine garantilerini ele alan 20 Ekim 2015 tarihli yazımı şöyle bitirmiştim: “Ancak benim gibi ikinci seçeneğe doğru cevap diyenlere son bir hatırlatma yapayım. 4,5 milyar Euro ‘luk kredinin 3,4 milyarlık bölümü kamu bankalarından verilmiş. Onlar da dövizi dışarıdan borçlandılar. Yarın olurda kamu bankalarının döviz ihtiyacı doğarsa, onların da sahibi olan Hazine, “çocuklarının” borçları karşısında ilgisiz mi kalacak? Olabilir mi?”

Soruya cevap vermeye çalışayım.

Kamu bankaları, bir projeye döviz kredisi verecekleri zaman, aynen diğer bankalar gibi, ya döviz tevdiat hesaplarından ya da dışarıdan buldukları kaynaklardan fon sağlarlar.

Gazetelere yansıyan bilgilere göre projeye, TCZB yaklaşık 1,5 milyar Euro; Halkbank ve Vakıfbank, yaklaşık 950 şer milyon Euro finansman sağladılar. Duyumlarım doğru ise kredinin 4 yıl civarında ödemesiz dönemi var ve vadesi 10 yıldan fazlaymış. Ama altını çizeyim bilgilerimin çoğu gazete haberi.

24 Ekim 2015

Trans Pasifik Ticaret Anlaşması (TPTA) Çin ve Türkiye

Dünyanın öte yanında, Pasifik Okyanusuna kıyısı olan 12 ülke; ABD, Avustralya, Brunei, Kanada, Şili, Japonya, Malezya, Meksika, Yeni Zelanda, Peru, Singapur ve Vietnam’ın ilgili bakanları, 4 Ekim 2015 tarihi bir serbest ticaret anlaşması imzaladılar. Anlaşmaya taraf ülkelerin dünya ticaretindeki payı yaklaşık yüzde 40 civarında.

TPTA çok geniş başlıkları ve sayısız yeniliği içeriyor. Tekstil, tarım ürünleri gibi geleneksel alanların yanı sıra elektronik ticaret ve KİT’ler için özel bölümleri var. Kamu alımları, yolsuzluk, yatırım destekleri, finansal hizmetler bölümleri de dikkatle incelenmesi gereken içeriklerde. Anlaşma, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarına ters içeriği olmamakla birlikte oldukça fazla yenilik ve kural bulunuyor.

Daha önemlisi, TPTA, bir anlamda, görüşmeleri devam eden Trans Atlantik anlaşmasının öncüsü. Başta Almanya ve Fransa’dakiler olmak üzere Avrupa’da bazı sektör temsilcilerinin Atlantik anlaşmasına itirazlar olsa da bir orta yol bulunacağı kesin.

20 Ekim 2015

3. Havaalanının tüm finansman risklerini Hazine üstlenmiştir

Projenin teknik sorunlarını; ihale şartnamesinde sonradan yapılan değişikliklerin yasal ve idari sonuçlarını; ekolojik ve çevresel yüklerinin değerlendirmesini uzmanlarına bırakarak ben finansman ve diğer garantilere değineceğim.

Bir soruyla başlayayım.  Düşünün, bir gece yarısı evinizin kapısı çalınıyor. Heyecanla açıyorsunuz. Karşınızda 2 metre boyunda, belindeki silahın kabzası görünen “çam yarması bir zebella” duruyor. Size, yaşı kemale ermiş çocuğunuzun kendisine birkaç bin lira borcu olduğunu ve zamanında ödemediğini söylüyor. İlk cevap seçeneğiniz: “Çocuğum 18 yaşından büyük. Verdiği sözün yükünü kendi çeksin. Ben karışmam” İkinci seçeneğiniz ise: “Aman çocuğuma bir zarar vermeyin. Ben borç bulur yarın size öderim.”

Şimdi bakalım kamu ne cevap vermiş?

18 Ekim 2015

Yeni büyüme modeli derken

Ekonomiyi harekete geçiren, büyüten tüketim ve yatırım harcamalarıdır. Konuyu basit formülle açıklayalım: Para + Kredi = Toplam harcama (tüketim + yatırım).

Büyümek için devletin, şirketlerin ve hane halklarının tüketmesi ve yatırım yapması lazım. Ancak bu harcamalar devletin, şirketin ve ailenin kendi nakdiyle veya geliriyle yapılırsa başka, borç alınarak yapılırsa başka sonuçlar ortaya çıkar.

Harcamalarda çoğunlukla nakit kullanılması durumunda, ekonominin hızla büyümesi için reel gelirlerin de hızla artması gerekir. Reel gelir, enflasyondan arındırılmış gelirdir. Örneğin bir yılda enflasyon yüzde 10 artarken gelir yüzde 5 artıyorsa reel gelir azalıyor demektir. Diğer bir yaklaşımla, reel gelir; aynı parayla daha az mal ve hizmet satın alınabilmesini ifade eder. Ekonominin büyümesi için tam tersi, gelirlerin enflasyondan daha çok artması hedeflenir.

Ancak, özellikle 1990 yıllardan sonra, dünyada şirket hisselerinin artan oranda borsalara kote edilmesi, uluslararası rekabetin aşırı artması, teknoloji yoğun üretimin yaygınlaşması ve ucuz emeğin bollaşması sonucunda şirketler ücretleri gerektiğinden daha az artırdılar.

15 Ekim 2015

Uyarı: 1 Ocak piyasalar için çok önemli bir gün

1 Kasım seçimleri siyasi ve toplumsal olarak hayati öneme haiz. Sonuçları merakla ve heyecanla bekleniyor.

Bekleyenler sadece bizler, yurttaşlar değiliz. Hisse senedine ve devlet borçlanma senetlerine yatırım yapanlar da çok heyecanlılar.

Nedeni basit. Olayı basında ilk ele alan Dünya Gazetesi yazarı Dr. Bumin Doğrusöz. Bazı vergi kanunlarının geçici maddelerindeki 1 Ocak sendromunu çok güzel özetlemiş.

Eğer yeni bir kanun çıkmazsa, Gelir Vergisi Kanunun geçici 67. Maddesi, Kurumlar Vergisi Kanunun Geçici 2. Maddesi, Katma Değer Vergisi Kanunun geçici 17. ve 23. Maddeleri yılbaşından itibaren yürüklükten kalkacak.

Kalksın ne olur?

9 Ekim 2015

Şirketlerin aldığı döviz borçları yatırıma kullanılmamış

Başta IMF olmak üzere, birçok uluslararası kuruluşun yıllık raporlarında, yükselen piyasa ekonomilerindeki reel sektör şirketlerinin kullandığı dolar kredilerinin tehlikelerinden bahsediliyor.  

Artış çok hızlı. ABD dışındaki ülkelerde, reel sektöre dağıtılan dolar kredilerinin toplamı, 2010 yılının başında 6 trilyon dolar iken, Eylül 2014 itibariyle 9,2 trilyon dolara çıkmış. Dört buçuk yılda yüzde 50’yı geçen artış. Bu paranın kaynağı belli: FED’in parasal genişleme politikası.

Dünyada yaşanan bu değişime bizde her zamanki gibi balıklama dalmışız. Hükümet, 2009 yılında Kambiyo rejiminde radikal bir değişikliğe gitmiş. Yerel bankaların döviz kazancı olmayan şirketlere dövizle borç vermelerinin önünü açmış. Bir anlamda tabut hazırlanmış.

5 Ekim 2015

Sözüm siyasetçilere “Bol kepçe harcama değil tasarruf zamanı”

Dünyada işler iyiye gitmiyor, tartışılıyor. Yükselen piyasa ekonomilerine akan ucuz paranın yakın gelecekte azalacağı laf olmaktan çıktı, uluslararası raporların konusu olmaya başladı. IMF bile korkularını raporlarına yansıtmış. Üç büyük merkez bankasına (FED, ECB, BoJ) “Aman para arzını azaltmayın, gelişme yolundaki ülkeler ve sizin ekonomileriniz zarar görürler” demeye getiriyor.

Peki, biz ne yapıyoruz?

Dışarıda olanlara gözlerimiz kapalı, kulaklarımız tıkalı.

Yılbaşından beri seçimlerle uğraşıyoruz. Bir genel seçim yaptık, sonuçlar beğenilmedi. Yenisine hazırlanıyoruz. Hükümet geçici, ama terör ateşi ülkeyi sarmak üzere. Her gün ölüm haberleri alıyoruz. Anlayacağınız, politik riskler öncekine göre daha fazla.

Üstelik sadece iç siyasi sorunlarla değil, bir de sınırlarımızın dışında Suriye’de neredeyse Ruslarla savaşır duruma geleceğiz. “Bu bizim sınırımız Rusların burada ne işi var?” da diyemiyoruz. Çünkü zamanında komşumuz olmayan Mısır konusunda çok ileri, geri konuştuk.

Dolar/döviz aldı başını gidiyor. Yetkililer sadece seyretmekle yetiniyor.

1 Ekim 2015

Borsalardaki aşırı iyimserliğin nedenleri

Dışarıya açık bir ekonomideki gelişmeleri anlayabilmek için dünyada olan biteni tam olarak anlamak gerek.

Örneğin, hem bizde hem dünyada hisse senedi ve diğer piyasalarında belirleyici olan en önemli etken yatırımcıların profili nedir? Kimin ne amaçla para yatırdığını bilinirse, iyimserliğin nedenlerini anlamak ve geleceğe yönelik tahminler yapmak çok daha kolaylaşır.

Konuyu bir klasik örnekle açmaya çalışayım. Teknik olarak, ekonomideki beklentiler ve fiyat/kazanç oranı vb. teknik göstergeler borsalar için önemlidir. Ama bir bakıyorsunuz, ekonomik güven endeksinin tarihi dipleri gördüğü bir günde borsa artışa geçmiş. Anlayabildiğim kadarıyla, borsa hareketlerinde, yabancıların beklentisi diğer verilerden çok daha etken.

Bu kanımı destekleyen verileri aşağıdaki tablolarda bulabilirsiniz.

25 Eylül 2015

Siyasetle uğraşanlar gerçekten demokrasi istiyor mu?

Benim cevabım; hayır, istemiyorlar.

“Nasıl bu kadar emin olabilirsin?” diye sorarsanız cevap vermeye çalışayım.

Demokrasi, özünde, refahtan hak ettiğini alabilme, endişelenmeden yaşayabilme özgürlüğüdür. Refah paylaşımı ise devletin görevidir. Kapitalist bir ekonomide, kıt üretim kaynaklarının nasıl dağılacağına piyasalar karar verir. Diğer bir deyimle üretimin şekillenmesi esas olarak oralarda belirlenir.

Bölüşüm, üleşim kararını ise devlet.

Vergi, teşvik, sosyal harcamalar vb. yöntemlerle devlet fazla geliri olan kesimden alıp, ihtiyacı olanlara dağıtır. Bu dağıtımın bir bölümü karşılıksızdır. Ancak devletten her alınan bedavadır anlayışı yanlıştır. Sonunda devlet te bir yerden para bulmak durumundadır. Eğer gelirleri harcamalarını karşılayamaz duruma gelirse açık verir, borçlanmaya başlar.

Devlet üleşim işini yaparken adil olmak zorundadır. Hele bir de bizim gibi gelişmekte olan bir ülkenin devleti ise kılı kırk yarmak durumundadır. Harcamalarının çoğunu borç alarak yapıyorsa, adaletin önemi daha da artar. Adalet, dağıtım işinin şeffaf ve hesap verilebilir bir şekilde yapılamasıyla olur.

23 Eylül 2015

Ne FED ne de TCMB kolay kolay faiz artırabilir

Dünyadaki büyük merkez bankalarının ortak örgütü BIS (Bank for International Settlements), 85. Yıllık Raporu’nu yayımladı. Mutlaka okunması gereken bir rapor.

Özeti şu: Bu düşük faiz ortamı daha fazla sürdürülemez. Ama işin içinden çıkmakta öyle kolay değil. Çok sancılı olacak.

Rapordan bir kaç rakam vereyim. Dünyanın düşük faize ne kadar mahkum olduğu daha iyi anlaşılsın. Aralık 2014 ve Mayıs 2015 arasındaki dönemde küresel piyasalarda, 2 trilyon dolarlık uzun vadeli devlet tahvili, negatif reel faiz üzerinden işlem görmüş. Diğer bir deyimle, nominal, tahvilin üzerinde yazan faizi enflasyondan çıkardığınızda sonuç negatif olmuş.

Yani yatırımcı zarar etmiş.

Peki kim bular? Çoğunluğu bireysel emeklilik fonları ve sigorta şirketleri. Uzun vadede zarar emeklilere çıkıyor. Kısa vadede dert değil. Ancak uzun vadede bu derde çare bulunmazsa, yaşlanan dünya nüfusu emeklilik maaşı ödemesi krizine girecek.

Bir örnekte yükselen piyasalardan vereyim. 2009 yılından bu yana, bu ülkelerdeki bankacılık dışı sektörlere verilen dış borçların toplamı, ikiye katlanmış, 3 trilyon doları geçmiş.

Altı yılda bu kadar hızla artan borçların bir de geri ödenmesi var. Aynen ulusal parayla alınan krediler gibi.

İşte merkez bankalarının ıstırabı da burada.

19 Eylül 2015

Ödemeler dengesi finansmanı biraz daha bozuldu

Temmuz ödemeler dengesi verileri yayımlanınca ekonomiyle, piyasalarla uğraşanların çoğu, cari açığın miktarına baktı. Beklenenden daha küçük açık rakamı gelince olumlu mesajlar, yorumlar, yazılar bir birini izledi. Hepsi Ağustos gelmeden, ağustos böceği gibi şarkılar söylemeye başladılar.

Ben, hemen finansman kalemlerine bakma alışkanlığımdan vazgeçemedim. Geçen yılla karşılaştırma yapmayı, finansman ihtiyacının azalıp azalmadığını, açığın hangi kalemlerle kapatıldığını araştırmaya başladım.

Her ay yaptığım gibi, TC Merkez Bankası’nın yayımladığı ödemler dengesi verilerinden aşağıdaki tabloyu çıkardım.

Sizi rakamlara boğmak niyetinde değilim.

Tabloyu özetleyeceğim:

14 Eylül 2015

Dünyada refah dağılımının kuralları değişmezse göç dalgaları durmaz

Amacım uzun bir tartışma açmak değil. Sadece dünyanın içinde bulunduğu, sürdürülemez duruma değinmek istiyorum. Örneğin Ege’de, Akdeniz’de ve Avrupa’da yaşanan göçmen dramları. Göçerlerin büyük bölümü ekonomik nedenlerle denizlere açılıyor. Sadece can güvenliği olsa, Türkiye’de, Lübnan’da kalmayı düşünebilirlerdi.

Hem göç hem de ekonomik krizlerin arkasında dünyada en ağır yapısal dert olan refah dağılımı bozuklukları var. Çözüm için kısa zamanda bir şeyler değişmeli. Acil çünkü, dünyada zenginler ile fakirler arasındaki fark her geçen gün artıyor. 

Gelin Birleşmiş Milletler kaynakları kullanılarak yapılan araştırmalara bakalım.
Dünya nüfusunu yüzde 20’lik eşit parçalara ayırdığımızda, 2013 yılı itibariyle, en zengin yüzde 20, 223 trilyon dolarlık toplam dünya servetinin, yüzde 94’üne sahip. Kalan yüzde 80 ise sadece yüzde 6’ya.

Biraz daha ayrıntıya girersek; nüfusun ilk yüzde 1’lik grubu toplam servetin yüzde 43’üne; ilk yüzde 2’lik grubu ise yüzde 50’sinden fazlasını elinde tutuyor.
Ancak bu resim bile gelir dağılımındaki bozukluğu tam olarak göstermiyor. 

9 Eylül 2015

Kırılganlıklar artarken

Bugünlerde ekonomi yazmak zor.

Gençler ölüyor. Onlarca cenaze vatan topraklarına defnediliyor. Güzelim ülkemin bir bölgesinde hayat neredeyse durmuş vaziyette. İnsanlar fırından ekmek almak için hayatlarını riske ediyorlar. Barolar terörü lanetlemek için gazetelere ilan veriyor. Bazı illerin baro başkanlarının imzası yok. Sanki onlar için yaşananlar terör değil.

Kısacası siyasi ve toplumsal kırılganlıklar yukarı doğru tırmanıyor. Birçok insan devlet mekanizmasının neden etkin kararlar alamadığını sorguluyor.

Ben de böylesi bir ortamda ekonomideki kırılganlık verilerini yazıyorum. Umarım bazılarınızın dikkatini çeker de okursunuz.

3 Eylül 2015

AFFET BİZİ ÇOCUK


Ne olur bizi affet!

Arap Baharı dediler yeteri kadar sesimizi çıkarmadık.

Halep'te namaz kılacağız dediler. Sustuk.

Hatta bazılarımız (!) bunları söyleyenlere "Yetmez ama evet" diyerek destek verdiler. Ülkeme demokrasi geliyor dediler. Halkı kandırdılar.

Ailen ve yüzbinlerce ülkedaşın, kirli savaş yüzünden evlerinden, yurtlarından ayrılmak zorunda kaldı. Acılar çektiler. Çoğumuz seyrettik. "Bize dokunmayan yılan" muhabbetleri yaptık.

Doğrusunu istersen, senin fotoğrafını görene kadar ben de fazla umursamıyordum.

Ama şimdi içim yanıyor. İnsanlığımdan, senin ölümüne neden olanların bazılarıyla aynı şehirde yaşamaktan utanıyorum.

Ne olur bizi affet.

Biliyorum senin hiç bir günahın yok. Mekanın cennet olacak.

Işıklar içinde uyu.

27 Ağustos 2015

Kur artışı kamu borç stokunu da olumsuz etkiliyor

Hazine 2015 yılının ilk altı aylık borç stoku verilerini yayınladı. Kısa özet şu: Çok endişe edilecek bir değişim yok.

Ancak hatırlamakta büyük yarar var: Kamu yatırımları başta olmak üzere birçok harcama bütçe dışına çıkarıldığı için bütçe açığı çok artmayınca sonuç böyle oluyor. Diğer bir deyimle, kamu borç stokundaki artış, kamunun gerçek borç yükünü göstermekten gittikçe uzaklaşıyor. Çünkü, hazine garantileri, borç üstlenim anlaşmaları gibi 120 milyar liradan fazla tutara ulaşan koşullu yükümlülükler bu rakamlara dahil değil.

Yine de rakamlara biraz daha yakından bakmak gerekiyor. Tablo kullanıp sizleri rakamlara boğmak istemiyorum.

21 Ağustos 2015

Yedi köyün delisi bir araya geliyor

Bu günlerde ekonomi yazmak çok zor.

Her gün gelen şehit haberleri, ülkenin bir bölümünde yaşanan akıl dışı olaylar. Bu olaylara bakarken hala daha sekter ve taraflı bakanlar. “Çözüm süreci” diye başlayan gelişmelerin, işi daha da çözümsüzlüğe doğru götürmesi. PKK’nın yolarda menfezlere tonlarca bomba yerleştirmesine, bölgedeki belediyelerin üstüne asfaltlama atarak yardım ediyor iddiası.

Aklım almıyor.

Ancak bir yandan da hayat devam ediyor.

12 Ağustos 2015

Kamu yatırım yapmalı mı?

Arz yanlısı iktisatçılar kamunun harcama yapması için daha çok vergi toplaması gerektiğini söyler ve tüm kamu harcamalarının sınırlanmasını isterler. Keynes taraftarları ise kamu harcaması olmadan ekonomide tam kapasiteye (tam istihdama) ulaşılmasının zor olduğunu ileri sürerler.

Bana göre devlet ekonomiyi düzenlemeli ve denetlemeli ama günlük işlere müdahale etmemelidir. Bu harcama, yatırım yapmayacağı anlamına gelmez.

Tartışmaya Türkiye deneyimden yola çıkarak açıklık getirmeye yarayacak bir çalışma, Merkez Bankası’nın son Enflasyon Raporunda yayınlamış. Kamu harcama çarpanı (mali çarpan) incelenmiş. Çalışmada, “Kamu harcama çarpanı, kamu harcamalarında meydana gelen bir birimlik dışsal değişimin milli gelir üzerinde meydana getirdiği etki olarak tanımlanıyor.”

Çalışmanın en ilginç yanı hangi harcamanın milli gelire ne kadar etki yaptığını içeren bölümü. Tahmin edeceğiniz gibi milli gelire en çabuk etki yapan kamu harcama türü yatırımlar. Bir birimlik yatırım harcamasının etki çarpanı 2,1 (Etki çarpanı kamu harcamalarında meydana gelen bir birimlik artışın milli gelir üzerindeki ilk etkisini belirler). Maksimum çarpan ise 3,6 (Maksimum çarpan zaman içerisinde mali çarpanın aldığı maksimum değeri temsil eder). Yani kamu100 liralık yatırım yapınca milli gelire 210 lira etki yapıyor. Maksimum etki ise 360 lira oluyor. Kamu tüketimi için etki çarpanı rakamı 1,4; maksimum çarpan ise 1,9.

8 Ağustos 2015

Borç kıskacındaki ekonomide seçim değil geçim zamanı

Geçenlerde gazetelerde icra takibine düşen kredi borçlularının sayısının 2,5 milyon kişiyi geçtiği haberi vardı. Sadece 372 bin kredi borçlusu bu yılın ilk altı ayında borçlarını ödeyememiş mahkemelik olmuş.

Bu tür haberler ne kadar sıradanlaştı değil mi? Neden bu kadar kanıksadık, neden hiç şaşırmıyoruz?

Halbuki bunlar yaklaşan ekonomik sıkıntıların öncü göstergeleri.

Konuya biraz daha yakından bakmak adına kısaca dünyadaki duruma bir bakalım. Özellikle 1990’ların başından sonraki yıllarda hane halklarının borçluluğunda, önceki yıllara oranla hızlı bir artış oldu. Dünyada bankalaşma ve finansal piyasalar hızla gelişti. Bankacılık klasik mevduat/kredi ilişkisinden çıktı.

Önce kamuya borç verme yaygınlaştı sonra şirketlerin yanı sıra haneler borçlanmaya başladılar.

Devletlerin piyasadan borçlanması bankaların aktif yapılarını değiştirdi. Kamu kağıtları önemli gelir kapılarından birisi oldu. Bununla beraber hane halkları da önce konut ve otomobil ardından tüketici kredisi ve kredi kartları ile bankalara borçlandılar.

3 Ağustos 2015

TCMB’nin “Sadeleştirme” politikasının zamanlaması manidar!

Merkez Bankası Başkanı Sayın Erdem Başçı son Enflasyon Raporu toplantısında, faiz koridoru uygulamasından ortodoks politika seçeneğine geçişin sinyallerini verdi. Önümüzdeki günlerde açıklamayı düşündükleri teknik bir çalışma sonrasında, piyasa aktörlerinin görüşlerini de alarak, “tek politika faizi” uygulamasına yönelebileceklerini söyledi.

Aslına bakarsanız, yerli malı faiz koridoru uygulaması, özellikle, yabancı yatırımcılarca pek beğenilmemişti. Ama sonraları aşırı döviz dalgalanmalarına karşı, kısmen de olsa, etkili olabildiği görülünce eleştirilerin dozu azaldı.

Ama Hazine tahvillerine yatırım yapanlar alt ve üst bant uygulamasına göre pozisyon alamadılar. Onlar genellikle üst bandı referans alarak işlem yaptılar. Zaman zaman zarar ettiler ve yabancılar son aylarda sabit getirili tahvilleri satmaya başladılar.

29 Temmuz 2015

Son yıllarda aldığımız borcu büyümek için kullanmamışız

Türkiye ekonomisi ve büyümesi hakkında çok bilinen bir söylemdir: “Cari açık vermeden büyüme olmaz.”

Bu fikri savunanlar özetle şunu söylüyorlar. Nedeni ne olursa olsun, yurt içi tasarruflar yetmiyor. İçeride tüketim ve yatırım harcaması yapabilmek için yurt dışından tasarruf ithal etmek, borç almak, kredi bulmak gerekiyor. Ekonomik olarak doğru bir saptama. Cebinde parası olmayan ya harcama yapmayacak ya da bir yerden borç bulacak. Olay bu kadar basit.

Ancak diğer yandan üzerinde çok tartışılan diğer bir konu daha var. Acaba dışarıdan alınan borçların çoğu yatırım için mi yoksa tüketim için mi harcanıyor. Kabul edersiniz ki arada büyük fark var. Alınan borçlar fabrika yapmak için kullanılıyorsa; iş yaratıyor, üretim yapıyor, ihracat artıyor, belki ithalat bile azalıyor. Bunlar üretime, ihracata, istihdama ve dış borcun geri ödenmesine yardımcı olacağı için istenen bir gelişmedir.

26 Temmuz 2015

“Cari açık finanse edildiği sürece sorun değildir”

Son yılların en bilinen ekonomik vecizesi budur. Siyasi karar alıcılar ve teknisyenlere ne zaman cari açık yüksekliği hakkında bir şeyler söylense, hemen başlıktaki cümleyle cevap veriyorlar. Düz mantıkla bakınca yanlış bir tarafı yok. Doğal olarak, her hangi bir açık finanse ediliyorsa kısa vadede sorun olmaz.

Ama, biraz aklı selimle ve orta vadeli bir vizyonla bakınca işin rengi değişiyor. En önemli soru şu: Finansman kısa vadeli ve borç yaratan özellikte mi? Diğer bir deyimle, finansmanın ne kadarı borç yaratan ne kadarı borç yaratmayan işlemlerden?

Tablo 1’de yükümlülükler, borç yaratan ve yaratmayan başlıklarında ikiye ayrılarak gösteriliyor. Görüldüğü gibi, geçen yılın aynı dönemine göre borç yaratan işlemlerin miktarı büyümüş. Özellikle kredilerdeki ve mevduattaki artışlar oldukça hızlı.

Mevduatların yanı sıra Net hata ve Noksan kalemi de finansmanda önemli yer tutuyor.

22 Temmuz 2015

Bütçe fazlası dolar kuru artışından kaynaklanıyor

Yılın ilk yarısı bütçe verilerine bakınca performanstan hoşlanmayan yok. Bütçe fazla vermiş, faiz dışı fazla 30,5 milyar lirayı aşmış. Daha önemlisi böylesi güzel sonuçlar genel seçimlerin olduğu bir dönemde gerçekleşmiş.

Öncelikle şunu belirteyim. Sonuçlar eleştirilmekten çok detaylı incelenmeyi gerektiren özelliklere sahip.

Sonra rakamlara bakalım.

Ben bütçe rakamlarına konjonktürel değil yapısal bakmayı ilke edinenlerdenim. Kamuda görev yaptığım yıllardaki deneyimlerimden, aylık veya dönemsel verilerin her zaman doğru bir sonuç vermediğini çok iyi biliyorum. Dolayısıyla, elimden geldiğince, rakamların arkasına, detaylarına bakmayı alışkanlık edindim.

Gelelim bazı gelir verilerine ve açıklamalarına.

Önce gelirlerdeki ilginç performansa dikkatinizi çekmek istiyorum. Özellikle vergi gelirleri ile teşebbüs ve mülkiyet gelirlerindeki artışlar enflasyon ve büyüme rakamlarının çok üstünde.

Bu nereden kaynaklanıyor olabilir?

10 Temmuz 2015

TCMB dolarizasyonu destekliyor (mu?)

Eski bir Merkez Bankacı arkadaşım konuya değinince, rakamlara biraz daha yakından bakma gereği duydum.

TCMB’nin piyasalara verdiği para yılbaşından bu yana artıyor. İlk grafikten de görüldüğü gibi, net fonlama miktarı 40 milyar liralık düzeylerden, 78 milyar lira seviyesine yükselmiş.

Öte yandan, fonlama miktarında neredeyse yüzde yüze yakın artış varken faizler yerinde sayıyor. Kapitalist ekonomide faiz, en basit anlatımıyla, paraya olan arz ve talebe göre belirlenir. Bu doğruysa, talep artarken paranın fiyatının yerinde saymaması gerekir. O zaman, para arz otoritesi olan Merkez Bankası, acaba malına olan talebi bir anlamda görmezlikten mi geliyor?

6 Temmuz 2015

Belediyelerin borç sıkıntısı artıyor

Yunan halkı borçlara ve istikrar önlemlerine karşı tutumunu ortaya koydu. Avrupalı ortaklarına rest çektiler. Daha doğrusu Almanlara, “şartlarınızı kabul etmiyoruz” mesajı gönderdiler. Sonuç ne olur yakına göreceğiz.

Ben borç bağlamında, içeride üzerinde çok durulmayan bir konuyu ele alacağım.

Önce kamu borçlanması konusundaki bir genel kabulü belirteyim. Kamu kurumlarının uzun vadeli borçlanmaları her zaman bir sonraki siyasetçi ekibe sorumluluk bırakma anlamına gelir. Dolayısıyla kamunun borçlanması titizlikle izlenmesi gereken bir olaydır. Devletteki hiçbir kurum sadece siyasi amaçlarla ve/veya tüketim amacıyla borçlanmamalıdır. Böylesi borçlar, geri ödeme zamanı geldiğinde büyük sorunların kaynağı olurlar.

Şimdi gelin belediyelerin borçlarına bakalım.

4 Temmuz 2015

Dünya iktisadi nizamatı Yunanistan ve Türkiye

Aslında hikâyenin bu bölümü 1980’li yılların sonlarında başlıyor.

Dünya tek kutuplu hale dönüşüyor, Sovyetler Birliği yıkılıyor, sosyalizmin çöktüğü ileri sürülüyor. Kapitalizm, Çin dâhil birçok ülkede zaferini ilan ediyor. Ardından çokuluslu şirketler hızla dünyaya yayılmaya başlıyorlar. Fabrikalarını ucuz emek cennetlerine taşıyorlar, maliyetler düşüyor, karlar artıyor.

Sermayedarlar, artan gelirlerini yeni sabit yatırımlar yerine, borsalara ve diğer kısa vadeli piyasalara yatırılıyor. Parayla para kazanma hızlanıyor.

Buna karşılık, emeğiyle geçinenlere Çin’le, Bangladeş’le, Vietnam’la rekabet edebilmek için düşük ücreti kabullenmek veya işsiz kalmak arasında seçim yapmaları öneriliyor.

29 Haziran 2015

Bahçelerde cam cam Çipras’ı öptü Merkel ablam

Başlık çoğunuzun hoşuna gitmemiş olabilir. Önce ben de çok kararsızdım. Ancak son gelişmelere bakınca, akılca kalıcı olabileceğini düşünüp bilinçli olarak seçtim.
Sonunda tahminim tuttu. Yunanistan’a “direnmenin bedelini ödetiyorlar”! Bazılarınız bu saptamamdan da hoşlanmamış olabilirsiniz. “Neyin bedeli?” diye düşünmüş olabilirsiniz. Haklısınız.

Ama…

Ben işin sorumlusunun Çipras ve arkadaşları olduğunu düşünüyorum. İzin verin nedenlerini açıklamaya çalışayım.

Öncelikle “Yunanistan’a bu kadar borç verenlerin hiç sorumluluğu yok mu?” sorusunun cevabını vereyim. Tabi ki var. Ancak söylememe gerek var mı bilmiyorum: Borç verenlerin doğasında bu var. Ne kadar çok talep varsa o kadar borç vererek, bir ekonomiyi kendilerine bağlamayı hedefler. Böylelikle borç alanlar tüketime yönelirler. Ardından içeride üretim yetmeyince borç verenlerin ülkesinden ithalat yapılır. Dahası onlardan aldıkları borçlar karşılığında dışarıya faiz ödenir.

Bunlar bilinen şeyler. Kabul, borcu alan, Yunanistan’ı borç batağına sokan da Çipras ve arkadaşları değil. Önceki siyasetçilerin popülist yaklaşımları olayı bu noktaya getirmiş.