Borsa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Borsa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2019

Belirsizlikler artınca spekülatörlere gün doğuyor

Geçen hafta ABD Doları kurunda gece yarısı yaşanan ani hareket konuşuldu. Nasıl olmuştu da $/TL kuru 6,40’lara kadar tırmanmış, sonra düşmüştü? Televizyon kanallarında, sosyal medyada yorumlar yapıldı. Daha önce swap’ı öğrenen dolar birikimcisi ahali, şimdi de “stop-loss” nedir onu öğrenmeye çalışıyor. 
Dikkat edin, tanımların Türkçesi bile yok. Çünkü hepsi Londra, New York üretimi işlemler.
Sıcak paracılar ve dolarizasyon bize işsizliği, gelir dağılımı adaletini, sanayileşmeyi, eğitimi, teknolojik yeniliği, verimliliği, çevreyi korumayı, velhasıl kelam kalkınmayı unutturdu. 
Sabah dolar kuruyla gözümüzü açıyoruz, borsayla devam ediyoruz. Akşam faizle kapatıyoruz.
Oysa bunlar çok kısa vadeli değişkenler. Belirsizliklerden aşırı etkileniyorlar. Çoğumuz takip etmekte zorlanıyoruz. Kambiyo rejimimiz dışa tamamen açık olduğu için, gece yarısı Japonya’da biri hapşırınca, sabah biz burada hasta oluyoruz.
Gelin dünyaya ve bölgemizdeki belirsizlikleri hatırlayalım.

7 Temmuz 2019

Büyüme için can alıcı soru: Özel tüketim nasıl artacak?

Ekonominin büyümesi için tüketim lazım. Birileri; kamu, şirketler, haneler tüketecek ki üretim olsun. Tüketim tökezleyince, ekonomi yavaşlamaya hatta küçülmeye başlar.
Kriz dönemlerinin en klasik göstergelerinden birisi de özel tüketimdeki küçülmedir. 
Değerli dostum T.C. Merkez Bankası eski Başkanı Süreyya Serdengeçti ile yakınlarda yaptığımız sohbette, özel tüketime dikkat çekerek, aşağıdaki rakamları verdi. 

Veriler 2001, 2009 ve son dönemdeki GSYİH küçülmesi ile özel tüketimdeki değişimi gösteriyor.Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış endeksler, özel tüketimde son dönemde yaşadığımız küçülmenin, 2001 ve 2009 Krizlerinden daha derin olduğunu gösteriyor. Ekonomik daralmanın, bu yönüyle, önceki krizlerden daha derin olduğu görülüyor. Dar ve sabit gelirlilerin refahtan aldıkları pay azalıyor.
Geleceği yönlendirmek için bu konu hayati öneme haiz. Asıl sorun burada. Dolayısıyla çözüm de buradan çıkacak.
Ne demek istediğimi biraz açayım.

21 Şubat 2019

2018’de dış borç faiz ödemelerinde rekor kırıldı

1973 Petrol Krizinden sonra altına/dolara bağlılıktan kurtulan dünya para sisteminin en önemli değişimlerinden birisi, sermaye hareketlerine (kambiyo/döviz işlemlerine) serbestlik getirilmesiydi. 
Böylelikle dünyanın “ağası” ve arkadaşları, kendi para birimleriyle, her ülkede rahatça işlem yapmaya başladılar. Bunun sonucunda elde ettikleri gelirleri ülkelerine transfer ederek, ekonomik ve siyasi güçlerini korumaya devam edebildiler.
Bunu yaparken, finansallaşmanın önünü sonuna kadar açtılar. Özellikle 1984 Latin Amerika Krizi sonrasında geliştirdikleri finansal mekanizmalarla, devletlere doğrudan kredi vermek yerine, piyasalarda tahvil borçlanmalarının önünü açtılar. Sonrasında, sıcak para yatırımcıları, tüm dünyada borsaların yaygınlaşması sayesinde, önemli gelir kaynaklarına kavuştular.
Bu işlemler bizim gibi döviz gelirleri, giderlerine yetmeyen, cari işlem açığı veren ülkeler için ek sorunlar yaratmaya başladı. 
İhracat ve turizm gelirleri ile ithalatını ve diğer döviz giderlerini karşılamakta zorlanan ekonomiler, zaten dövizle borçlanıyorlardı.  Bu borçların faizlerini ödemek için ilave döviz yaratmak durumuyla karşı karşıya kalıyorlardı.
Bir yandan ithalat açığı ve dış borç anapara ödemeleri için döviz bulma mücadelesi veren ve oldukça yorulan gelişmekte olan ekonomiler diğer yandan sıcak paracıların elde ettikleri borsa kazançları ve dış borç faiz ödemeleri için de döviz bulmak zorunda kaldılar.Çünkü doğal olarak, yatırımcılar elde ettikleri gelirleri kendi ülkelerine transfer etmek istediler.
Sonucunda döviz gelirleri yetmeyen ekonomilerin dış borçları daha da arttı. Dış şoklara biraz daha açık hale geldiler.
Türkiye’nin durumunu anlamak için T.C. Merkez Bankası’nın yayınladığı ödemeler dengesi verilerine bakmak lazım. TCMB, ekonominin tüm kesimlerinin (kamu, şirketler ve bankalar) dış borç için ödedikleri anapara ve faizleri aylık olarak yayımlıyor.
Veriler 1998 yılından başlıyor. Ben yıllık olarak derledim. Sizin için aşağıdaki grafiği hazırladım.

6 Şubat 2018

Borsalar çıldırdı

Aslında hikâye 2013 Mayıs’ında başlamıştı. Biliyorum çoğunuz “Beş yıl öncesinden bahsediyorsun” diye tepki vereceksiniz. Haklısınız. İzin verin açayım.
O tarihte FED Başkanı Bernanke, merkez bankaları bilanço büyümesinin sonuna geldiklerini, parasal genişlemeye son vermeyi düşündüklerini, bu bağlamda faizleri de yükselteceklerini açıkladı. Hatırlayın başta gelişmiş ülkelerdekiler olmak üzere dünya piyasaları birden karıştı. Kurlar, faizler fırladı. Bir süre sonra, büyük merkez bankalarının yetkilileri teker teker açıklama yapmaya, geri adım atmaya başladılar.
İşi ağırdan alacaklarına vurgu yapmaya özel önem gösterdiler. Çünkü para sermaye piyasalarındaki trilyonlarca dolarlık türev ürünlerin zarar etme ve büyük finansal kuruluşların batma tehlikesi vardı.
Ama söylemlerinden de vaz geçmediler. Çünkü bol ve ucuz paranın özellikle hisse senedi, gayrimenkul ve emtia piyasalarında yarattığı balonlardan korkmaya başlamışlardı. Devamlı, varlık balonlarına dikkat çekerek, küçük yatırımcıları uyarmaya çabaladılar. Her ortamda 2018 ve 2019’un değişim yılı olacağını defaten belittiler.

4 Aralık 2017

Sıcak paracıların yüksek getiri avcılığı

Türkiye’nin 2018 yılında 210 milyar dolar bulması lazım.  Bunu ülkenin bir yıllık döviz talebi olarak düşünebiliriz.
İşin arz yanını basitleştirerek anlatmaya çalışayım. Elinde döviz kaynağı dolar, Euro bulunanların, gelişmekte olan ülkelere yönelik kaynak aktarma kararını nasıl aldıklarına bakalı
Yılın son ayları uluslararası yatırım bankalarının, fon yöneticililerinin en meşgul olduğu aylardır. Bir sonraki yıl için bütçeler hazırlanır, yatırım kararları ve alanları belirlenir.
Fon yöneticililerinin amacı yüksek getiri elde etmektir. Ancak öncelik güvenli alanlara kaynak aktarmaktır. Bununla beraber yüksek getiri riskleri de beraberinde getirdiği için risk ile getiri kaçınılmaz olarak beraber olmak durumundadır.
Sıcak paracılar, merkez bankalarından alabildikleri kaynaklarla orantılı olarak, ilk önceliği kendi ülkelerinin tahvil piyasalarına verirler. Tahviller, kamu kâğıdı olabileceği gibi şirket tahvilleri de olabilir ve çoğunlukla 10 yıl vadelidir. Tahvil kaynaklarını da kabaca ikiye ayırıp dağıtırlar: a- Kredi derecelendirme kuruluşlarından yatırım yapılabilir derecesi alan tahviller, b- Yüksek getirili tahviller. İlk gruba yatırım yapmak kolaydır. Buna karşılık getirisi de düşüktür. Oysa ikinci grupta riskler çoğalırken getiri de büyümektedir.

8 Ekim 2017

205 milyar dolar nasıl bulunacak?

Dünyada döviz bolluğunun sona ermek üzere olduğu artık genel kabul görmüş bir görüş. Tek tartışma hangi hızla olacağı konusunda.
Uluslararası Finans Enstitüsü IFF, 2018 için bulunduğumuz bölgeye yönelik olarak yaptığı tahminlerde, doğrudan yabancı sermeye girişlerinin biraz artacağını belirtiyor. O da yeni yatırıma değil, hisse senedi olarak. Buna karşılık tahvil ve hisse senedi piyasalarına girişler ve banka kredileri 2017’ye göre azalacakmış.
Bu şartlarda Türkiye’nin döviz ihtiyacı ne olacak ona baksak iyi olacak.
T.C. Merkez Bankası’na göre, temmuz sonu itibariyle, kalan vadeye göre bir yıldan kısa vadeli dış borç stokunun toplamı 170,5 milyar dolar. Önümüzdeki bir yıllık sürede, kamu (TCMB dahil) 7 milyar $, bankalar 94,5 milyar $ (49 milyar $’ı kredi kalanı mevduat), reel sektör ise 69 milyar $ dış borç ödemek ve/veya yeni borç bulmak zorunda.
Bu tutara yaklaşık 35 milyar dolar kadar olacağı tahmin edilen cari açığı da ekleyin. Toplam döviz ihtiyacı, üç aşağı beş yukarı 205 milyar dolar eder.
Bu parayı kim getirecek?

25 Eylül 2017

Biri bana açıklasın

Hisse senedi piyasalarını uzaktan izlerim. Dolayısıyla, günlük yatırım kararlarının nasıl alındığı konusunda uzman değilim. Bu bağlamda yazımda ele almak istediğim konu, borsalardaki günlük hareketleri tahlil etmeye yönelik değildir. Diğer bir deyimle, bu yazıya bakıp yatırım kararınızı değiştirmeyin.

Okuyanlar hatırlayacaktır, önceki yazımda; “finansallaşan dünyada” gelişmekte olan ekonomilere (GOE) daha fazla sıcak para yatırımı gittiğine dikkat çekmiştim. Bu nedenle, yabancıların faiz ve borsa gelirleri için GOE’lerin, dışarıdan borçlanmak zorunda kaldıklarını belirtmiştim. Gerekli olan dövizin turizm ve ihracat gelirlerinden karşılanamaması sonucu dış borçlanmaya gidildiğine değinmiştim. Böylesi bir sarmalın, GOE’leri her geçen gün daha fazla dış borca mahkûm ettiğine vurgu yapmıştım.

Sıcak paranın geldiği tahvil piyasaları sabit getirili piyasalar olduğu için oralardaki değişimleri anlamak çok zor değildir. Eğer ülkedeki enflasyon ve yabancıların risk algılaması yüksek ise faizler de yüksek olacaktır. Veya tersi durumda faizlerin düşük olması normaldir.

12 Temmuz 2017

Borsalar zirvedeyken kimler kazanıyor?

Dünyada sermaye piyasalarında, uzun zamandan bu yana, bir bayram havası esiyor. Borsalar zirveden zirveye koşuyor. Küçük yatırımcılar her zaman memnun olmasalar da kurumsal yatırımcıların yüzleri devamlı gülüyor.

Borsa tarihsel olarak Anglo-Sakson kuruluşudur. Kısa vadeli finansman açısından İngiltere ve Amerikan ekonomisine katkıları çoktur. Buna karşılık kıta Avrupa’sında ve Japonya’da sigorta şirketlerinin birikimlerine dayalı bankacılık öne çıkar. Dolayısıyla dünyadaki borsaların kuruluş ve gelişme hikâyelerinin arkasında genellikle İngilizce konuşanlar etken olmuştur diyebiliriz.

1990 sonrasında küreselleşme ve buna bağlı olarak finansallaşma, hızla yayılmaya başlayınca, doğru dürüst gelişmiş şirketleri olmayan ülkelere bile ilk önerilen finansal kurum borsa olmuştu. O yıllarda borsa, hisse senedi öyle moda haline geldi ki, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, önce eski Sovyet ülkelinde sonra da Afrika dâhil az gelişmiş ekonomilerde papatyalar gibi çoğalmaya başladılar.

17 Haziran 2017

Ekonomide başarının göstergesi: Daha az işsizlik

Hepimizin ortak kaygısı aynı. Mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmek. Aslına bakarsanız bunlar göreli kavramlar. Kişiden kişiye değişiyor. Mutluluk, kimine göre spor araba sahibi, kimine göre makam sahibi olmak. Bir başkasına göre, karnının doyması, elaleme muhtaç olmamak.
Ancak mutlu olabilmek için hepimiz ortak yanları var. Karnımız doymalı, uyumalıyız, bir konutumuz olmalı vs. Bunlar için para gerek. Parayı da eğer aileden yüklü bir miras kalmadıysa, hırsız değilsek, çalışarak kazanmak zorunayız.
Yani bir işimiz olmalı.
İş adamı, esnaf, çalışan olabiliriz. Fark etmez. Alnımızın teriyle çalışıp, para kazanıp, vergimizi verip geçimimizi sağlamak en temel amacımız. Böylelikle önce karnımızı doyuracak, sonra ailemizin ihtiyacını karşılayacak, paramız yeterse eğlenecek, kültürel faaliyetlere katılacağız.
Bunların hepsini bize içinde yaşadığımız ekonomik ortam sağlar. Sürekliliği olan ve geliri yeterli bir işe sahip olmak ekonominin durumuna bağlıdır. Eğer devamlı büyüyen bir ekonomide yaşıyorsak iş ve aş sorunumuzun olmayacağını söyleyebiliriz. Kişisel başarısızlıklar dışında bir risk olmazsa bizi olumsuz etkileyecek çok fazla etken olmayacaktır.
Dolayısıyla bir ekonomi politikasının temel başarı göstergesi istihdamdır. Eğer o ülkenin ekonomik sınırları içerinde yaşarken sürekliliği ve doyurucu geliri olan bir iş bulabiliyorlarsa sorun yoktur.

28 Mayıs 2017

Yurttaş mısın tüketici mi?

Mülkiyeliler Birliği’nin Çarşamba Söyleşilerinin geçen haftaki konukları Prof. Dr. Korkut Boratav ile Prof. Dr. Bilsay Kuruç’tu. Dünya ekonomisindeki gelişmelere değindiler. Son zamanlarda bu kadar doyurucu bir söyleşi dinlediğimi hatırlamıyorum.
Bilsay Hoca, son 40 yılda, özellikle uluslararası finansal hareketlerin serbestleşmesiyle, dünyada yurttaşlığın yerini tüketicinin aldığının üstünde durdu.
Dünya 1970’lerde başlayan ve 1990’ların sonunda zirve yapan bir gelişme sonucunda kamu, şirketler ve hane halklarının her yerde borçlandırıldığını bir yer oldu. Toplam borç rakamları havada uçuşuyor. Bir tahmine göre 213 trilyon dolar toplam borç var. Özetle, küçük bir azınlık dışında herkes borçlu. Aldıkları borçla tüketip, ekonomiye can veriyorlar.
Her kesimde olduğu gibi, özellikle kamu borçlarının sebebi de harcamaların fazlalığı değil, gelirlerin azlığı. Yani toplumda kimse vergi vermezken, devletten daha fazla hizmet talep edilmesi.
Bunun sonucunu, Alman ekonomist Wolfgan Streeck, “Satın Alınan Zaman” adlı eserinde, “vergi devletinin yerini borç devleti” aldı şeklinde özetliyor. Devletin ekonomik yapısında yaşanan bu değişimin sonucunda, o devletin ekonomik sınırları içinde yaşayanlar yurttaş değil tüketici/yatırımcı oluyorlar. Yani Piyasa Halkı oluyorlar. Devletten ona göre davranış görmeye başlıyorlar.
W. Streeck bunu bir tabloyla özetliyor.

25 Ağustos 2016

Borç batağından çıkmak için gelirler artmalı

Dünyada ekonomistler, ama olaya geniş açıdan bakabilenler, borç sorununa özel önem veriyorlar. Özellikle 1980’lerde başlayan ve günümüzde yayılarak devam eden, devletlerin, şirketlerin ve hane halklarının (ailelerin) gittikçe artan borçlanmasının neden ve sonuçlarını araştırıyorlar. Nedenler arasında en önde geleni, ekonominin tüm kesimlerinde, gelir = harcama eşitliğinin bozulması. Diğer bir deyimle, kimse ayağını yorganına göre uzatmıyor.
Gelirlerdeki azalışın nedeni şirketlerdeki borsaya açılması ve borsaların kar/temettü baskısı. Yanı sıra reel ücretlerdeki ve dolayasıyla harcanabilir gelirdeki azalma. Bu süreç büyümenin yavaşlamasına neden oluyor.
Bu sarmalı aşabilmek için, bankaların eskiden olduğu gibi üretken yatırımları kredilendirmesi gerekiyor. Oysa hane halkaları, bankaların teşvikiyle konut sahibi olabilmek ve daha fazla tüketebilmek için kredi talep etmeye başladılar. Merkez bankları da bu furyaya destek olmak amacıyla ucuz fonlama (düşük faiz) politikaları uyguladılar. Düzenleyici denetleyici otoriteler mevzuatı gevşettiler.

23 Mart 2016

Likidite tüm riskleri örter

Birkaç yıl önceydi. Anekdotu Mülkiyeli bir arkadaşım anlattı. O günlerde duyduklarından rahatsız olan sınıf arkadaşı, büyük illerden birinin Mülkiyeli valisine gider. Özellikle oğlunun bazı işlerinin yasalara pek uygun olmadığı, sıkıntılar içerdiği konusunda uyarmak ister.

Sonradan siyasete giren vali, arkadaşını oldukça büyük makam odasının köşesine götürür. Üzeri biraz tozlu olan sehpaya, bir küfür kelimesi yazar. Sonradan cebinden çıkardığı 100 lira ile sehpayı siler. Arkadaşına döner ve derki, “Para her kiri siler”.

Bu hikayeyi neden anlattım?

Dünyaya, bölgeye, ülkeye bakın. Terör her gün onlarca can alıyor. Medya sadece şehit ve ölüm haberleri veriyor.

1 Ekim 2015

Borsalardaki aşırı iyimserliğin nedenleri

Dışarıya açık bir ekonomideki gelişmeleri anlayabilmek için dünyada olan biteni tam olarak anlamak gerek.

Örneğin, hem bizde hem dünyada hisse senedi ve diğer piyasalarında belirleyici olan en önemli etken yatırımcıların profili nedir? Kimin ne amaçla para yatırdığını bilinirse, iyimserliğin nedenlerini anlamak ve geleceğe yönelik tahminler yapmak çok daha kolaylaşır.

Konuyu bir klasik örnekle açmaya çalışayım. Teknik olarak, ekonomideki beklentiler ve fiyat/kazanç oranı vb. teknik göstergeler borsalar için önemlidir. Ama bir bakıyorsunuz, ekonomik güven endeksinin tarihi dipleri gördüğü bir günde borsa artışa geçmiş. Anlayabildiğim kadarıyla, borsa hareketlerinde, yabancıların beklentisi diğer verilerden çok daha etken.

Bu kanımı destekleyen verileri aşağıdaki tablolarda bulabilirsiniz.