Dünya ekonomisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünya ekonomisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2019

Yeni dünya dengelerini daha iyi anlayabilmek için

Başlık çok iddialı oldu sanki. Kısacık makalede bunca büyük konuya değinmek olanaksız. Sadece bir dizi rakam vereceğim.
Önce uzun Vietnam savaşı, ardından 1967-73 Arap-İsrail Savaşları dünya dengelerini değiştirdi. Savaş harcamalarının baskısıyla ve petrol fiyatlarının fırlamasıyla paranın altın standardı; bir Ons altın = 35 $ eşitliği bozuldu. Merkez Bankalarının para basması için konulan kurallar esnetildi. “Bas bas paraları Leylaya, bi daha mı gelcez dünyaya” devri başladı.
Ardından 1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla, paranın sınır ötesi hareketleri hızlanmaya başladı. Bilgisayar ve internet teknolojisi de bu gelişmeye önemli katkılar sundu.
Günümüzde artık dünya mal ve hizmet değil, para ticaretinin egemen olduğu bir gezegen.
Konuyu BIS (Bank for International Settlements – Uluslararası Ödemeler Bankası) verileriyle açayım. Bu tür verileri toplayan tek uluslararası otorite olan BIS’in üç yılda bir merkez bankalarından elde ettiği rakamları aşağıdaki tabloda özetledim.

28 Ağustos 2019

Belirsizlikler artınca spekülatörlere gün doğuyor

Geçen hafta ABD Doları kurunda gece yarısı yaşanan ani hareket konuşuldu. Nasıl olmuştu da $/TL kuru 6,40’lara kadar tırmanmış, sonra düşmüştü? Televizyon kanallarında, sosyal medyada yorumlar yapıldı. Daha önce swap’ı öğrenen dolar birikimcisi ahali, şimdi de “stop-loss” nedir onu öğrenmeye çalışıyor. 
Dikkat edin, tanımların Türkçesi bile yok. Çünkü hepsi Londra, New York üretimi işlemler.
Sıcak paracılar ve dolarizasyon bize işsizliği, gelir dağılımı adaletini, sanayileşmeyi, eğitimi, teknolojik yeniliği, verimliliği, çevreyi korumayı, velhasıl kelam kalkınmayı unutturdu. 
Sabah dolar kuruyla gözümüzü açıyoruz, borsayla devam ediyoruz. Akşam faizle kapatıyoruz.
Oysa bunlar çok kısa vadeli değişkenler. Belirsizliklerden aşırı etkileniyorlar. Çoğumuz takip etmekte zorlanıyoruz. Kambiyo rejimimiz dışa tamamen açık olduğu için, gece yarısı Japonya’da biri hapşırınca, sabah biz burada hasta oluyoruz.
Gelin dünyaya ve bölgemizdeki belirsizlikleri hatırlayalım.

2 Ağustos 2019

FED’in başı sıkışık çünkü doların tahtı tehlikede

Hocamız Prof. Dr. Bilsay Kuruç, modern ekonomi tarihini, özet olarak, üç ana döneme ayırır.
İlki sanayi devrimi ile 1929 Büyük Buhranarasındaki dönemdir. Bu yıllar İngiltere’nin dünyanın ağası olduğu döneme karşılık gelir. Dünyanın rezerv parası sterlindir. Katı bir altına bağlı para sistemi ve kambiyo rejimi uygulanmaktadır. Dünya jandarmalığı görevi de İngiliz donamasındadır.
Büyük Buhran ve II. Dünya Savaşı sonrasında ağalık el değiştirir. ABD ve dolar, tahtın yeni sahibidir. Dolar altına, diğer paralar dolara bağlı bir Bretton Woods sistemi vardır. Kambiyo rejimi yine katı yasakçıdır. Jandarmalık görevini NATO üstlenmiştir.
1960’larda ABD-Vietnam ve Arap- İsrail savaşları dünya dengelerini yerinden oynatır.1973’te petrol krizi patlak verir. Doların altına bağlılığı biter. Kaydi para dönemi başlar (Para basmanın kuralları gevşetilir). Dünyada likidite bollaşır. 

1 Ocak 2019

Dünya yaklaşan sorunlara hazırlıklı değil

Yeni yıl yazım Türkiye hakkında değil. Çünkü, ekonominin dış kaynağa aşırı bağımlılığı nedeniyle, gelecek yılın gidişatını dışarıdan gelecek kaynak akışı belirleyecek. 
Dışarıdan gelen kaynak için iki faktör etkendir: İten faktörler ve çeken faktörler. Çeken faktörlerparanın geldiği ülkeye ait durumdur. Bizim için belirleyici etken, borç geri ödeme programı ve “yeni bir büyüme modeli” olacak. İthalata ve inşaata dayalı olmayan, üreten bir model. Olmazsa yeteri kadar ucuz ve bol kaynak bulunabilir mi? Göreceğiz.
Ben bugün iten faktörlere, paranın kaynağındaki, dışarıdaki şartlara değineceğim. Bir anlamda yatırımcıların paralarını bizim gibi ekonomilere “itmelerinin” nedenlerine özetle değineceğim.

20 Aralık 2018

Yılın ilk on ayında borç ödeme verileri


Biraz ilgisi olanlar ekonominin gidişatını, yakın gelecekte neler olabileceğini merak ediyorlar.

Cevap vermeye çalışanların bazıları, “Biz alışkınız, gerekli önlemler alınır, bir şey olmaz” diyor. Benim de içinde bulunduğum grup ise; “Bu defa farklı. Sorun borç geri ödeme sorunu. Ona göre önlemler acilen alınmalı” yaklaşımında.

Benim gibi düşünenler, dışarıda havanın değiştiğini, dünyada kara bulutların toplanmaya başladığından yola çıkıyor. Artık dışarıdan kolayca yeni borç bulunamayacağını biliyor.

Peki, bu durumda Türkiye’de durum nedir?

İşsizlik, enflasyon, düşen üretim vb. artık herkesin bildiği sorunlar. Dolayısıyla bu yazı için bir kenara koyayım. Aylık borç geri ödeme verilerine bakarak, ekonomideki resmin önemli bir yanını dikkatinize sunayım. Karar vermenize yardımcı olayım.

10 Ekim 2018

Krediler ve ekonominin geleceği

Ben bir olaya, özellikle siyasilerin açıklamalarına, her zaman sorgulayarak, bunun arkasında ne var diyerek bakmaya başlarım. Bu bize Mülkiye’de öğretilenlerden geliyor. Ama uzun yıllar kamuda çalışmanın verdiği bir teknisyen alışkanlığının etkisi de yok değil.
Bu bağlamda, Sayın B. Albayrak, “Enflasyonla Topyekûn Mücadele Programını”açıklayınca, önce “emirle” (!) enflasyonun nasıl düşeceğini sorguladım. Eğer bu uygulama, parasal disiplin, Merkez Bankası’nın tam bağımsızlığı, mali (kural) disiplin, reel sektörün sorunlu borçlarına vb. çözüm öneren, orkestrasyonu mükemmel bir programın parçası olsaydı, geçici etkisi olabilirdi.
Sonra açıklamaların diğer bölümlerine baktım. İlgimi en çok çeken konu, KDV iadelerinin ödeme sürecinin hızlandırılması oldu.İade miktarı, yani devletin reel sektöre borcu bir iddiaya göre 160, diğerine göre 200 milyar lira. 
Her ne kadar Bakan ödeme konusunda bir mesaj vermiyorsa da, bir niyet beyan ediyor. Eminim bu “niyet” bazı şirketleri heyecanlandırmıştır. (Ama bundan çok alacağı olan müteahhitler için henüz bir açıklama yok. Onları da eklersek kamunun bütçe dışı borçları birkaç yüz milyar lira daha artar.)
Peki bu paralar nasıl ödenecek?

22 Ağustos 2018

Almanya finansal savaş ilan etti (mi?)

Haberi okuyunca heyecanlandım. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas“Dünyada ABD’den bağımsız yeni bir ödeme sistemine ihtiyaç var” demiş. Bakanın bu çıkışı ABD’nin İran ambargosu politikasına bir tepki olarak gündeme gelmiş. Dahası, Almanlar IMF’ye alternatif olarak, Avrupa Para Fonu kurulmalı demişler. Anlayacağınız ABD’ye “yeni dünya kurallarını tek başına koyamazsın” demeye getiriyorlar. 
Önce kısa birkaç teknik bilgi vereyim. Dünyada tüm dolar ve Euro işlemlerinin kaydedildiği SWIFT, merkezi Belçika’da olan bir sistem. Asıl amacı tüm finansal işletmelere parasal işlemler hakkında bilgi sunmak. 
Kuruluş amaçlarına bakarsanız sanki siyasetten bağımsız bir özel işletme. Oysa durum buna pek uymuyor. Örneğin gazetelerde yer alan bir habere göre, yıllar önce Danimarkalı bir iş adamı, bir Alman bankasına, ABD’nin ambargo uyguladığı Küba’dan dolarla puro almak istediğinde, işlem Washington’dan bloke edilmiş.
Benzeri olayları bizler de Rıza Zarrafdavasından hatırlıyoruz. Halkbank davasının özünde, ambargoya rağmen İran’la dolarla işlem yapılması konusu var. ABD mahkemesi, Türkiye’de, İran’la dolarla ticaret yapılmasını, kendi kanunlarına aykırı bularak ceza verdi. Aynı argümanı, Fransız bankası BNP Paribas’ın Afrika’da yaptığı dolar işlemleri için, 9 milyar dolar kadar ceza keserken de kullandı.
Almanların bu çıkışı önemli. Çünkü son dönemde “dolar dışında bir parayla ticaret” tartışmaları var. Rusya, Çin, Brezilya, Hindistan ve hatta Türkiye bu yönde adımlar atmak için bir arayış içerisindeler.

22 Mayıs 2018

Dünyayı ve doları anlamak için


Yıllar önce, 1970’li yıllarda, Mekteb-i Mülkiye’de (AÜ-SBF) memleket meselelerini tartışırken sık sık; “Önce dünyayı anlamak lazım. Sonra Türkiye’yi tahlil etmek kolay” denirdi.

Günümüzün küreselleşen dünyasında, özellikle ekonomide yaşananları anlamanın önemi eskisine oranla birkaç kez daha arttı. Bugün ekonomik ilişkileri, enerjiyi, finansı, emtiayı, mal ticaretindeki gelişmeleri çözmeden uluslararası ilişkilileri anlamak, politika üretmek neredeyse imkânsızdır.

Böylesi iddialı bir söylemde ulunmamın ana nedenlerinden birisi, günümüz dünyasında sermaye ve mal oldukça geniş bir serbestlik içinden hareket edebiliyor. (Emek için tam tersi bir durum söz konusu). 1990 sonrasında yaşanan gelişmelerin bir sonucu olarak sermeye sınır tanımaz hale geldi. Teknolojik gelişmelerinde yardımıyla dakikalar içinde dünyayı dolaşıyor. Sabah Tokyo’da, Hongkong’ta Singapur’da işlem gören para, öğlen Londra’ya, akşam da New York’a transfer ediliyor.

Dünyada para hareketlerini daha iyi anlatabilmek için birkaç rakam vermek isterim.

16 Nisan 2018

Türkiye’nin borç yükünün TL/Döviz ayırımı

Yazılarımı izleyenler 2002-2017 arası Türkiye Borç Yükü verilerini devamlı yayınladığımı bilirler. 
Benzer veriler tüm dünya ve belirli gelişmekte olan ülke ekonomileri için Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF), Küresel Borç Gözlem Raporunda da yayımlanıyor. Türkiye verilerinde en önemli fark IIF finansal sektör borçlarını da dikkate alıyor. Dolayısıyla IFF ve benim rakamlarında farklılıklar var. Ancak aynı baza çekince, Türkiye için iki veri seti arasındaki rakam 3 puana kadar düşüyor. Farkın döviz kurları ve hanehalkının TOKİ’ye ve varlık yönetim şirketlerine borçları gibi rakamlardan oluştuğunu tahmin ediyorum.
IIF’e göre, geçen yılsonu itibariyle dünyanın toplam borçları 237 trilyon $’ıgeçti. Bu büyüklük, dünya gelirinin %318’ine karşılık geliyor. Borçların büyük bölümü reel sektöre ve hükümetlere ait. Sonra finansal sektör, ardından hanehalkı geliyor.  
Dünyadaki durumun ne kadar çözümsüz olduğunu anlatmama gerek yok.
Yazıyı çok uzatmamak adına ben Türkiye’nin borç durumunu ele alacağım. IIF verilerinin en önemli yanı, toplam borç yükünü (borç/milli gelir) kesimler itibariyle sınıflandırması ve daha önemlisi borçları yerli para (TL) ile dolar, Euro ve diğer döviz ayrımlarını vermesi.
IIF rakamlarından yararlanarak hazırladığım tablolarıaşağıda bilginize sunuyorum. (Bu arada merkezi hükümet için IFF verileri, nedense, 2009 yılından diğer kesimler için ise 2005 yılından başlıyor.)

6 Şubat 2018

Borsalar çıldırdı

Aslında hikâye 2013 Mayıs’ında başlamıştı. Biliyorum çoğunuz “Beş yıl öncesinden bahsediyorsun” diye tepki vereceksiniz. Haklısınız. İzin verin açayım.
O tarihte FED Başkanı Bernanke, merkez bankaları bilanço büyümesinin sonuna geldiklerini, parasal genişlemeye son vermeyi düşündüklerini, bu bağlamda faizleri de yükselteceklerini açıkladı. Hatırlayın başta gelişmiş ülkelerdekiler olmak üzere dünya piyasaları birden karıştı. Kurlar, faizler fırladı. Bir süre sonra, büyük merkez bankalarının yetkilileri teker teker açıklama yapmaya, geri adım atmaya başladılar.
İşi ağırdan alacaklarına vurgu yapmaya özel önem gösterdiler. Çünkü para sermaye piyasalarındaki trilyonlarca dolarlık türev ürünlerin zarar etme ve büyük finansal kuruluşların batma tehlikesi vardı.
Ama söylemlerinden de vaz geçmediler. Çünkü bol ve ucuz paranın özellikle hisse senedi, gayrimenkul ve emtia piyasalarında yarattığı balonlardan korkmaya başlamışlardı. Devamlı, varlık balonlarına dikkat çekerek, küçük yatırımcıları uyarmaya çabaladılar. Her ortamda 2018 ve 2019’un değişim yılı olacağını defaten belittiler.

1 Ocak 2018

Türkiye'nin sıcak para macerası

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi dergisinin Aralık 2017 sayısının Kronik bölümünde yayımlanan "Türkiye'nin sıcak para macerası" başlıklı yazıma http://politics.ankara.edu.tr/dergi/pdf/72/4/97--KRONIK-Hakan-Ozyildiz.pdf bağlantısından ulaşabilirsiniz.

Bu çalışmanın amacı, sıcak paranın özgün ve özgür ekonomik ile siyasi kararların oluşturulmasındaki etkisini tartışmaktır. Ekonomisi bu kadar dövize bağımlı olan bir ekonomide bağımsız karar alma sürecinin çok zorlaştığını ortaya koymaktır.

Not: 2018 OHALsiz, BORÇLARIN AZALDIĞI, TERÖRÜN KALMADIĞI, İŞSİZLİĞİN OLMADIĞI BİR YIL OLSUN. GÜNLERİNİZ NEŞE, SAĞLIK, UMUT VE HUZUR DOLSUN.

20 Kasım 2017

Bu düzen sürdürülebilir değil

Credit Suisse’in 2017 Küresel Servet Raporu (Global Wealth Report) basında geniş yer buldu. Dünyadaki ve Türkiye’deki zengin sayısı çok konuşuldu. Ben Türkiye’deki sayıların üzerinde durmayacağım.

Dünya rakamlarını, 2009 Küresel Krizinden sonra izlemeye çalışıyorum. Bu bağlamda, hazırladığım ve 2010 -2017 Raporlarında yer alan verilerin karşılaştırmasını içeren aşağıdaki Tabloyu bilginize sunuyorum.

Kısaca rakamlara bakalım.

Dünyada, 1 milyon $’dan çok serveti olanların sayısı 36 milyon. Bu kadar az sayıdaki insan, toplam dünya servetinin yüzde 46’ısına sahipler. Rakamı 2010’la karşılarınca, artışın yüzde 86 olduğunu görüyoruz. Neredeyse bir katı kadar artış var.

25 Ağustos 2017

Hazine ödediğinden çok yeni borç alıyor!

Kamu borçlanması bu yıl hızlı artıyor. Borç stoku büyüyor. Borç stokunun büyümesi demek ileride daha çok borç geri ödemesi anlamına gelir.
Bu bağlamda kamu borç rakamlarına bakarken stok=anapara tanımını unutmamak lazım. Hazine’nin yayımladığı borç stoku rakamlarına faizler dahil değildir. Çünkü faizler yıllar itibariyle değişir ve hesaplanamaz. Bu nedenle bütçe harcamalarının içinde yıllık faiz ödemeleri vardır.
Anapara, yani stoku azaltmak için yıllık faiz ödemelerinden daha fazla faiz dışı fazla vermek gerekir. Eğer bu başarılabilirse, o yıl hem faizler ödenir hem de borç stoku azalmış olur.
Ancak hem ekonomistler hem de siyasetçiler genellikle bu yolu tercih etmezler. Daha büyük faiz dışı fazla vermek demek ya daha çok gelir toplamak ya da daha az harcama yapmak demektir. Bunlar ekonomiye küçültücü etki yapar. Zaten yeteri kadar hızlı büyüyemeyen ekonomiye bir de borç geri ödemek için bütçeden baskı yapmak, pek taraftar bulan bir görüş değildir.

28 Mayıs 2017

Yurttaş mısın tüketici mi?

Mülkiyeliler Birliği’nin Çarşamba Söyleşilerinin geçen haftaki konukları Prof. Dr. Korkut Boratav ile Prof. Dr. Bilsay Kuruç’tu. Dünya ekonomisindeki gelişmelere değindiler. Son zamanlarda bu kadar doyurucu bir söyleşi dinlediğimi hatırlamıyorum.
Bilsay Hoca, son 40 yılda, özellikle uluslararası finansal hareketlerin serbestleşmesiyle, dünyada yurttaşlığın yerini tüketicinin aldığının üstünde durdu.
Dünya 1970’lerde başlayan ve 1990’ların sonunda zirve yapan bir gelişme sonucunda kamu, şirketler ve hane halklarının her yerde borçlandırıldığını bir yer oldu. Toplam borç rakamları havada uçuşuyor. Bir tahmine göre 213 trilyon dolar toplam borç var. Özetle, küçük bir azınlık dışında herkes borçlu. Aldıkları borçla tüketip, ekonomiye can veriyorlar.
Her kesimde olduğu gibi, özellikle kamu borçlarının sebebi de harcamaların fazlalığı değil, gelirlerin azlığı. Yani toplumda kimse vergi vermezken, devletten daha fazla hizmet talep edilmesi.
Bunun sonucunu, Alman ekonomist Wolfgan Streeck, “Satın Alınan Zaman” adlı eserinde, “vergi devletinin yerini borç devleti” aldı şeklinde özetliyor. Devletin ekonomik yapısında yaşanan bu değişimin sonucunda, o devletin ekonomik sınırları içinde yaşayanlar yurttaş değil tüketici/yatırımcı oluyorlar. Yani Piyasa Halkı oluyorlar. Devletten ona göre davranış görmeye başlıyorlar.
W. Streeck bunu bir tabloyla özetliyor.

17 Mayıs 2017

Washington Konsensüs yıkılırken Türkiye

Yazılarımda sık sık belirttiğim gibi, kapitalizm içine düştüğü bunalımdan çıkış yolu bulmakta zorlanıyor. Şartlar önceki krizlerden farklı. O günlerde lider ülkeler, sözü dinlenen akil adamlar, iktisatçılar vardı. Örneğin 1929 Buhranından çıkarken Keynes’i herkes dikkate aldı. Özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında, yeni hegemon ABD, kendi isteklerini “demokratik (?!)” ortamda kabul ettirdi.

Benzeri bir gelişmeyi 1990’larda Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra gördük. ABD, AB ve Japonya yeni dünya düzenini şekillendirirken “Washington Konsensüs” diye bir projeyi dünyaya tanıttılar.

Küreselleşmenin ana ilkeleri bu projeyle ortaya konuldu.

Özetle, dört ana ilkesi vardı: Bir, mal ve hizmet ticareti serbestleşecekti. İki, sermayenin sınır ötesi hareketlerine bir sınırlama getirtilmeyecekti. Üç, göç ve emeğin serbest dolaşımı olabildiğince rahat olacaktı. Dört, kamunun ölçeği küçültülecekti.

11 Ocak 2017

Bizde dolar rekor tazelerken dünyanın hali

Son günlerdeki ekonomik gelişmeleri, bir grup yorumcu daha çok dışarıdan gelen ve siyasi yönü ağır basan içerikle açıklıyor. Diğerleri, siyasete pek bulaşmamaya çalışarak, daha çok iç ve dış ekonomik veriler üzerinden yorum yapmaya çalışıyor.
Kimin haklı olduğunu zaman gösterecek.

Ben sorunun sadece Türkiye’de olmadığına inananlardanım. Yani dünya çok karışık. Böylesine karışık bir ortamda, bir yandan yüksek dış finansman ihtiyacı diğer yanda yüksek işsizlik ve enflasyon yaşanırken kur ile faizin sabit kalması beklenemez. Diğer bir deyimle, dert bugüne mahsus değil, geçmişte yapılan hataların bedelini ödüyoruz. Ekonomi ithalatıyla, sıcak parasıyla dışa bağımlı hale getirilirken nedense hiç bugünlerin yaşanacağı düşünülmedi.

Ama konumuz içerisi değil, dünya.

Çok uzatmamak için yabancıların raporlarından alıntılar yaparak örnekler vereceğim.

En dikkat çeken değerlendirme İsviçre’nin dünya devlerinden Credit Suisse ait. Onlara göre, Donald Trump’ın seçimi, dünyada Berlin Duvarı’nın yıkılması, 11 Eylül olayı ve küresel finansal kriz benzeri etkiler yaratacak. Bu konuda haklı olabilirler. Çünkü Trump, seçim kampanyası sırasında, II. Dünya Savaşı sonrasında Yalta’da kurulan düzenin değişmesi gerektiği söylemiş. Anladığım kadarıyla; BM, IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslararası yapılanmaların geleceğini tartışmaya açacak.

31 Aralık 2016

2017’de dünyada ve Türkiye’de riskler

2016 çok sıkıntılı geçti. Umarım yeni yılda benzeri olaylar hiç gündeme gelmez. Biraz daha nefes alırız, yüzümüz güler.

Niyetimiz ne olursa olsun bir de hayatın gerçekleri var. Olaylara sadece pembe gözlükle veya sadece kara gözlüklerle bakamazsınız. Çünkü her olay, iyiyi ve kötüyü, güzeli ve çirkini içinde barındırır. Ama bu zıtlardan birisi ağır basar ve biz ona göre karar veririz. Tabi kararımızı verirken gözlemlere, bilgiye dayalı düşünmeye çalışmak gerekir.

Bu bağlamda olabildiğince çok sağlıklı ve kaliteli bilgi sahibi olmak önemlidir. Çünkü eskilerin dediği gibi, “Yarı cahil kör cahilden beterdir.” Dolayısıyla eksik bilgi ile yapılacak önermeler, saptamalar eksik olmaktan öte tehlikelidir de.

Bu ön tespitleri yaptıktan sonra gelelim gelecek yılın olası risklerini kısaca sıralamaya.

13 Kasım 2016

Para demokrasiyi satın aldı

ABD seçimlerini sonuçlarını değerlendiren bir BBC programında, Indiana eyaletinden bir kadınının yorumu böyleydi.
Demokrat adaya oy veren ve küçük bir işletmesi olan Amerikalının bu yorumu, bana yabancı gelmedi. Sanki bundan önceki seçimlerde halk bilinçli oy kullanmış, sağduyusu ile seçim yapmış gibi konuşuyordu.
Oysa unuttuğu bir şey var. Dünyada, özellikle 1990 sonrası dönemde popülizm önemli bir seçim silahı olarak kullanılmaya başlandı. 90’lar sonrasına atıfta bulunmamın nedeni şu. Öncesinde popülizm genellikle sol siyasetin önemli bir aracı iken, küreselleşme rüzgarlarının da etkisiyle, sağ siyasetçiler tarafından daha yoğun kullanılmaya başlandı. Sağ siyasetçiler, solculara taş çıkartır oldular.
Araştırmacılar bunun en önemli nedeninin, küreselleşmenin yarattığı artan işsizlik, gelir dağılımı eşitsizliği, cari açık vb. sorunların toplumda yarattığı etkilerin üzerini örtmek olduğunu söylüyorlar. Bunlara değinilmeden geniş kesimlerden oy almak, çoğunluğu sağlamak mümkün değil.
Burada tartışılan şey popülizmin finansmanı. Popülizm, daha az vergi toplamak, daha çok harcama yapmak kısacası daha büyük bütçe açığı demek. Bu açık piyasadan borçlanma ile finanse ediliyorsa, borcun büyüklüğüne bağlı olarak, kamuda karar alıcıların iç ve dış piyasalara mahkûm olmaları anlamına gelebiliyor.

4 Ekim 2016

Gölge bankacılık krizin çözümüne gölge ediyor

İçte ve dışta piyasalar yine karışık. Dışarıda yıllardır yaşanan piyasa dalgalanmaları, dev bankaların yaşadığı olumsuzluk haberleri ve diğer gelişmeler bir türlü durulmuyor.

Başlığı gören bazı okurlarım haklı olarak “Bunların bir de gölgesi mi varmış?” diye soracaktır. En genel tanımıyla, klasik mevduat/kredi işi yapan çok şubeli bankalar dışında kalan tüm finansal kuruluşlara “gölge banka” deniyor. 2009 Küresel Krizinin nedeni olan bu yapılara böyle bir isim konulmasının ana nedeni, bunların düzenleme ve denetleme işlemlerinin klasik bankalardan farklı olması. Sıkı bir takip ve denetim sisteminin olmaması.  

En bilinen gölge bankacılık kuruluşları; hedge fonlar, yatırım bankaları, mutual fonlar. Genel olarak mevduat toplamıyorlar. Kaynaklarının büyük çoğunluğunu devlet/şirket tahvil ve türev piyasalarında değerlendiriyorlar. Bankalara kredi dağıtabilecekleri yeni fonlar/kaynaklar yaratıyorlar.  

27 Eylül 2016

Küresel borçlar 216 trilyon dolara ulaştı.

Moody’s Türkiye’nin ülke notun düşürünce insanların aklına ilk gelen borç rakamları oldu. Türkiye’nin borç rakamlarını ele alan önceki yazım, sosyal medyada en çok okunan yazım oldu. Okurlarıma teşekkür ediyorum. Sizlerin verdiği moral olmadan yazmak zor iş.  

Borç sorunu sadece bize has bir dert değil. Bugün dünyadaki durumu ele alacağım. Artan borçluluk, özellikle 2009 Küresel Krizinden sonra, gelişmiş ülke merkez bankalarının uyguladıkları düşük faiz politikasının bir sonucu.

İzninizle biraz rakam kullanacağım. Veriler IIF (Uluslararası Finans Enstitüsü) tarafından derleniyor ve yayınlanıyor.

2016 yılının ilk yarısı itibariyle, dünyada hanehalkına, reel sektöre, devletlere ve finansal sektöre ait borçların toplamı 216 trilyon dolara ulaştı. Bu toplamın 63 trilyon doları reel sektöre, 59 trilyon doları devletlere, 54 trilyon doları ise finansal sektöre ait.

Kaynak: IIF EM Debt Monitor, Eylül 2016