Dış ticaret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dış ticaret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2019

Çekirdek cari denge fazlası neyi işaret ediyor?

Ekonomi özünde insan davranışıdır. Bir ekonomideki çeşitli piyasalarda üreten- tüketen, alım-satım yapan insanların davranışlarının hepsi ekonomiyi oluşturur. Tüketicinin davranışları, finansal piyasalardaki karar alıcılar, siyasetçiler, emekliler hepimiz, az veya çok ekonominin birer parçasıyız.
Dolayısıyla geçmiş davranışlarımız, bugünü tahlil etmemize, anlamamıza yardımcı olabilir. Dünya ve Türkiye’nin şartları ve insan davranışlarının değişkenliği nedeniyle geçmişte yaşananların aynen bugün de yaşanacağını söyleyemeyiz. Bununla beraber, tarih ve ekonomi bilgisi geçmişten dersler çıkarmamıza yardımcı olabilir.
2001 Krizinde yaşadığımız bir ekonomik olayı, yukarıdaki bakış açısıyla ele alarak, bugünle karşılaştırmak gerektiğini düşünüyorum.

1 Ocak 2019

Dünya yaklaşan sorunlara hazırlıklı değil

Yeni yıl yazım Türkiye hakkında değil. Çünkü, ekonominin dış kaynağa aşırı bağımlılığı nedeniyle, gelecek yılın gidişatını dışarıdan gelecek kaynak akışı belirleyecek. 
Dışarıdan gelen kaynak için iki faktör etkendir: İten faktörler ve çeken faktörlerÇeken faktörlerparanın geldiği ülkeye ait durumdur. Bizim için belirleyici etken, borç geri ödeme programı ve “yeni bir büyüme modeli” olacak. İthalata ve inşaata dayalı olmayan, üreten bir model. Olmazsa yeteri kadar ucuz ve bol kaynak bulunabilir mi? Göreceğiz.
Ben bugün iten faktörlere, paranın kaynağındaki, dışarıdaki şartlara değineceğim. Bir anlamda yatırımcıların paralarını bizim gibi ekonomilere “itmelerinin” nedenlerine özetle değineceğim.

27 Haziran 2018

İhracatımız miktar olarak artmıyor


Dövize en çok ihtiyaç duyduğumuz dönemleri yaşıyoruz. Bir yandan dış borç ödemek diğer yandan sıcak paracıların borsada ve tahvil piyasalarında elde ettikleri getirilerin dışarıya transferini gerçekleştirmek ve en önemlisi ithalat yapabilmek için dövize ihtiyaç en üst düzeylerde.

İki ana döviz geliri kaynağımız var: İhracat ve turizm. Ancak biliyoruz ki bu iki kaynak döviz giderlerimizi karşılamaya yetmiyor. Daha önemlisi önümüzdeki aylarda döviz ihtiyacının daha da artacağını biliyoruz. O zaman iki ana gelir kalemindeki olası gelişmelere yakından bakmakta yarar var.

Turizmciler bu yılın geçen yıldan daha iyi olacağını öngörüyorlar. Ama bir tarihi rekor beklentisinde de değiller.

O zaman ihracata biraz daha yakından bakalım.

Ben ihracat tutarından çok miktar endeksine bakmayı tercih ediyorum.

12 Haziran 2018

Tüket ithal et cari açık ver büyüme yüksek olsun

Bunca yıldır ekonomik verileri izlemek için uğraşırım. Bazen, öyle yorumlar yapılır ki, bilgimin yeterliliği konusunda şüpheye düşerim. Özellikle uzmanı olmadığım alanlardaki veriler beni çok yorar. (Yaşlanıyor muyum acaba?)
Dün açıklanan büyüme ve ödemeler dengesi verileri de bende aynı etkiyi yarattı. Konu hakkında yorum yapanların bazıları sadece büyüme oranını, %7,4’ü öne çıkarırken diğerleri cari açığa dikkat çekmeye çalışıyorlar.
Nasrettin Hoca’nın dediği gibi ikisi de haklı.
Bu yılın ilk çeyrek büyüme oranı potansiyelin üstündeBüyümeyi tetikleyen iç tüketim ile inşaat ve sanayi ağırlıklı yatırımlar.Özel tüketimin büyümeye katkısı %6,7, kamu tüketiminin ki ise %0,5. Özel ve kamu yatırımlarının birlikte katkısı ise 2,8. TÜİK ayırım vermiyor ama bütçe verileri kamu yatırımlarının çok olduğunu işaret ediyor.
Bu arada şu rakamı unutmayın: özel tüketimin yıllık değişimi %11, ama bunların içindeki dayanıksız malların tüketiminin yıllık değişimi %14,5. 
Ekonomi yeteri kadar üretmediği için tüketim ithalat baskısı yaratmış. Yılın ilk çeyreğinde ihracatı büyüme katkısı sadece %0,1olurken, ithalatın katkısı (daha doğrusu negatif etkisi) %3,7’e çıkmış.

2 Şubat 2018

Dış ticarette ne yaptığımızın farkında mıyız?

2017 yılı dış ticaret verileri açıklanınca aklıma hemen bu soru geldi.
Nasıl gelmesin ki! Dış ticaret açığı geçen yıl 76,7 milyar dolara ulaşmış. Önceki yıla göre yüzde 37’lik bir artış var. Açığın artış nedeni ithalatın, ihracattan daha hızlı büyümesi. İhracattaki yüzde 10’luk artışa karşılık ithalattaki artış yüzde 18. İthalattaki yıllık artış yaklaşık 35 milyar dolar.  Bu artışta en büyük pay petrol, altın ve demir, çelikte. Sadece bu üç kalemdeki artışın toplamı 24,5 milyar dolar (Artışın % 70’i).

Tamam, petrolümüz, doğal gazımız yok. Enerjide dışa bağımlıyız. Bu malların ithalatını anlıyorum. Ama dışa bağımlılığı azaltmak için, sanayide kullanılan teknolojiden tutun da otomobil üretimine kadar enerji tasarrufuna yönelik alınan önlemler yeterli mi? Enerji tasarrufu için havuç/sopa sistemi var mı? Uyana teşvik, uymayana en ağır ceza veriliyor mu? Varsa ne kadar etkin çalışıyor? Uygulamalar etkin ve yeterli ise neden enerji ithalat miktarını düşüremiyoruz? Çok soru sormayayım. Teknik ayrıntıları uzmanları daha iyi bilirler. Ama ekonomik açıdan sonucun yetersiz olduğu kesin.


Demir, çelik ithalatını da bir yere kadar anlamak mümkün. Üretmek için dışarıdan hurda ithal etmek lazım. Ancak bu kadar ithalata bağımlı üretim yapısını değiştirmek için orta vadeli bir planımız var mı?
Ama altın için akılcı bir neden bulmak çok zor. Dünya Gazetesi’nden Alaattin Aktaş, konuyu yıllar itibariyle incelemiş. Geçen yıl toplam altın ithalatı 16,5 milyar dolar. Benzer bir durum 2013 yılında da görülüyor. O yıl da 15,1 milyar dolar ithalat yapılmış. Sadece altın dış ticaretinden gelen açık, 2013’te 12 milyar dolar, 2017’de 10 milyar dolar. Yani ithalatın ana nedeni ihracat değil, iç piyasa. Daha ilginç olan şey, ticaretin büyük çoğunluğunun Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılması. Orada altın madeni mi var?

11 Ocak 2017

Bizde dolar rekor tazelerken dünyanın hali

Son günlerdeki ekonomik gelişmeleri, bir grup yorumcu daha çok dışarıdan gelen ve siyasi yönü ağır basan içerikle açıklıyor. Diğerleri, siyasete pek bulaşmamaya çalışarak, daha çok iç ve dış ekonomik veriler üzerinden yorum yapmaya çalışıyor.
Kimin haklı olduğunu zaman gösterecek.

Ben sorunun sadece Türkiye’de olmadığına inananlardanım. Yani dünya çok karışık. Böylesine karışık bir ortamda, bir yandan yüksek dış finansman ihtiyacı diğer yanda yüksek işsizlik ve enflasyon yaşanırken kur ile faizin sabit kalması beklenemez. Diğer bir deyimle, dert bugüne mahsus değil, geçmişte yapılan hataların bedelini ödüyoruz. Ekonomi ithalatıyla, sıcak parasıyla dışa bağımlı hale getirilirken nedense hiç bugünlerin yaşanacağı düşünülmedi.

Ama konumuz içerisi değil, dünya.

Çok uzatmamak için yabancıların raporlarından alıntılar yaparak örnekler vereceğim.

En dikkat çeken değerlendirme İsviçre’nin dünya devlerinden Credit Suisse ait. Onlara göre, Donald Trump’ın seçimi, dünyada Berlin Duvarı’nın yıkılması, 11 Eylül olayı ve küresel finansal kriz benzeri etkiler yaratacak. Bu konuda haklı olabilirler. Çünkü Trump, seçim kampanyası sırasında, II. Dünya Savaşı sonrasında Yalta’da kurulan düzenin değişmesi gerektiği söylemiş. Anladığım kadarıyla; BM, IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslararası yapılanmaların geleceğini tartışmaya açacak.

31 Aralık 2016

2017’de dünyada ve Türkiye’de riskler

2016 çok sıkıntılı geçti. Umarım yeni yılda benzeri olaylar hiç gündeme gelmez. Biraz daha nefes alırız, yüzümüz güler.

Niyetimiz ne olursa olsun bir de hayatın gerçekleri var. Olaylara sadece pembe gözlükle veya sadece kara gözlüklerle bakamazsınız. Çünkü her olay, iyiyi ve kötüyü, güzeli ve çirkini içinde barındırır. Ama bu zıtlardan birisi ağır basar ve biz ona göre karar veririz. Tabi kararımızı verirken gözlemlere, bilgiye dayalı düşünmeye çalışmak gerekir.

Bu bağlamda olabildiğince çok sağlıklı ve kaliteli bilgi sahibi olmak önemlidir. Çünkü eskilerin dediği gibi, “Yarı cahil kör cahilden beterdir.” Dolayısıyla eksik bilgi ile yapılacak önermeler, saptamalar eksik olmaktan öte tehlikelidir de.

Bu ön tespitleri yaptıktan sonra gelelim gelecek yılın olası risklerini kısaca sıralamaya.

13 Kasım 2016

Para demokrasiyi satın aldı

ABD seçimlerini sonuçlarını değerlendiren bir BBC programında, Indiana eyaletinden bir kadınının yorumu böyleydi.
Demokrat adaya oy veren ve küçük bir işletmesi olan Amerikalının bu yorumu, bana yabancı gelmedi. Sanki bundan önceki seçimlerde halk bilinçli oy kullanmış, sağduyusu ile seçim yapmış gibi konuşuyordu.
Oysa unuttuğu bir şey var. Dünyada, özellikle 1990 sonrası dönemde popülizm önemli bir seçim silahı olarak kullanılmaya başlandı. 90’lar sonrasına atıfta bulunmamın nedeni şu. Öncesinde popülizm genellikle sol siyasetin önemli bir aracı iken, küreselleşme rüzgarlarının da etkisiyle, sağ siyasetçiler tarafından daha yoğun kullanılmaya başlandı. Sağ siyasetçiler, solculara taş çıkartır oldular.
Araştırmacılar bunun en önemli nedeninin, küreselleşmenin yarattığı artan işsizlik, gelir dağılımı eşitsizliği, cari açık vb. sorunların toplumda yarattığı etkilerin üzerini örtmek olduğunu söylüyorlar. Bunlara değinilmeden geniş kesimlerden oy almak, çoğunluğu sağlamak mümkün değil.
Burada tartışılan şey popülizmin finansmanı. Popülizm, daha az vergi toplamak, daha çok harcama yapmak kısacası daha büyük bütçe açığı demek. Bu açık piyasadan borçlanma ile finanse ediliyorsa, borcun büyüklüğüne bağlı olarak, kamuda karar alıcıların iç ve dış piyasalara mahkûm olmaları anlamına gelebiliyor.

25 Ekim 2016

Küresel ekonomik sorunların çözümü için arayışlar başladı

Bugün dünya “düşen büyüme, artan eşitsizlik ve yükselen toplam borç” sorununu çözmekte zorlanıyor. Çünkü hastalığın tedavisi kapsamlı fiskal değişimlere bağlı. Ancak yüksek borçluluk bu alandaki radikal reformların önünde engel olarak duruyor.

2008’den bu güne düşük faiz ve genişlemeci para politikası sayesinde zaman kazanmaya çalışan karar alıcılar artık işin sonuna gelindiğini biliyorlar.

Çünkü çözüm kolay değil. 1990 sonrasında aşırı finansallaşan ekonomilerde, para ile reel sektörün ilişkisi koptu. Bilindiği gibi, bankacılık “kısa vadeli ve ucuz bir şekilde borç alınan paranın, uzun vadede yüksek faizle borç verilip, risk alınarak para kazanma sanatıdır.” Ancak düşük/negatif faizlerin yaygınlaştığı bir dönemde kimse uzun vadede para kazanamaz oldu. Uzun vadede düşük gelirle yüksek risk almak istemeyen finansal sistem, reel sektöre kredi vermek yerine, para ve sermaye piyasalarına yatırmayı seçiyor. Bu yolla iyi de gelir elde ettiler. Ama onun da sonuna gelindiği konuşuluyor.

Bu yapı, yatırımları ve büyümeyi olumsuz etkiler hale geldi. Büyüme hızları düşünce, bir yandan ülkeler arasındaki diğer yandan ülke içindeki toplumsal kesimler arsındaki eşitsizlikler büyümeye başladı.

23 Haziran 2016

Yeni dünya düzeninde Türkiye nerede olacak?

İngiltere’de referandum olduğu bir günde, sonuçlar belli olmadan böyle bir yazı yazmak iddialı bir iş.

Ama genel bir doğru var. 2008 Küresel Krizinin ardından dünya eski dünya olmayacak. II. Dünya Savaşı sonrasında kurulan, 1990’larda Sovyetlerin dağılmasının ardından oldukça değişen siyasi ve ekonomik düzen yenileniyor.

Ekonomide dünya büyüme sorunuyla boğuşuyor. Sadece gelişen piyasalar değil, sanayileşmiş ekonomiler de aynı dertten mustarip. Finansal sistemden tutun da reel ekonomik sıkıntılara kalıcı çare bulunamıyor.

En büyük sorun yeteri kadar talep yaratamamak. Çünkü 1990’ların başında fabrikalarını ucuz emek cennetlerine taşıyan sanayileşmiş ülkelerde, insanların bir kısmı işsiz parası yok, işi olanın da uluslararası rekabet adına ücreti düşük. Yanı sıra devletlerin,  şirketlerin ve hanehalklarının borcu çok. Harcamaları büyütemiyorlar. Sonuç olarak, dünyada gelir dağılımı öylesine bozuldu ki IMF yetkilileri bile konu hakkında konuşmaya başladı.

24 Nisan 2016

Dış dengede asıl sorun ara malı dış ticareti açık veriyor

Ana akım medyada izliyor, okuyorsunuzdur. Uzun unvanlı insanlar çıkıp, ekonomi yıllık üç mü büyümüş beş mi tartışıyorlar. Kimse, büyüme nasıl olmuş, dışa bağımlılık ne kadar, sorgulamıyor. Diğer ülkeler bizim kadar başarılı değil demeye getirip millete gazı veriyorlar.

Ancak herkes büyümenin dışa bağımlılığını biliyor. “Ne yapalım bu kısa sürede değişmez” diyerek konuyu geçiştiriyor.

Aslında konu hayati öneme sahip. Güzel olan bu gibi sorunları araştıranlar eksik olmuyor.

Geçenlerde elime T. Kalkınma Bankası’nın Ocak 2016 tarihli bir araştırması geçti. Sayın Ömür Genç “Türkiye Ara Malı Dış Ticareti”ni araştırmış. http://www.kalkinma.com.tr/data/file/raporlar/ESA/ga/2016-GA/Turkiye_Ara_mali_Dis_Ticareti.pdf

Değerli araştırmayı dikkatle okumanızı öneririm.

Çalışma hammadde ve ara malı tanımı yaparak başlamış. “Hammadde; üretilecek ürünün yapısına şekil veya bileşim değiştirerek giren maddelerdir. Ara malı ise başka bir malın üretim sürecinde girdi olarak kullanılan mallarıdır.”

29 Şubat 2016

Cari açık neden azalmıyor?

Biliyorum, “Azalmadığını nereden çıkardın?” diye soracaksanız.

İsterseniz dış ticaret açığındaki azalışa bir bakın ve öyle karar verin. 2014 yılında 63,6 milyar dolar olan dış ticaret açığı, geçen yıl 16 milyar dolar azalarak 47,8 milyar dolara düştü. Buna karşılık, cari açıktaki azalış 11 milyar dolar. Aradaki fark diğer döviz gelir ve gider kalemlerinden kaynaklanıyor.

Diğer tanımının içine, başka kalemlerin yanı sıra; turizm, faiz, navlun, doğrudan yatırımlar, portföy yatırımları gibi işlemlerin gelir ve gider farkları giriyor.
Bunların en büyüğü yabancılara yapılan faiz ödemeleri, portföy giderleri ve yancıların ülkede yaptıkları doğrudan yatırımlardan elde ettikleri karların dışarıya transferleridir.

Bu tür döviz giderlerini yıllar itibariyle izlemekte yarar var. Çünkü, ekonomi ister yapısal uyum önlemleri sonucunda ister konjonktürel olarak dış ticaret açığını azaltsa bile, faiz ve portföy giderleri gibi kalemler, cari açığın azalmasında gereksiz direnç yaratır.

Ben bu bağlamda aşağıdaki tabloyu, bir önceki yılsonu verilerini içerecek şekilde yayınlıyorum. Bir konuya dikkatinizi çekmemde yarar var. Tabloda yer alan ara toplam cari açık kalemlerine dâhil edilir. Buna karşılık, “yabancıya ödenen DİBS faizi” kalemi içeride bütçeden, TL olarak ödenir. Tablo hazırlanırken yabancıların aldıkları TL’yi, dolara çevirdikleri ve paralarını yurt dışına götürdükleri varsayılmaktadır.

30 Aralık 2015

Gelen yıl gideni aratacak

Adettendir, biten yılın son günlerinde yeni yıldan beklentiler sıralanır. Ben okuduklarımdan önemli gördüklerimi aşağıda özetleyeceğim. Karar her zamanki gibi size ait.

Küresel durum

  • ·      Büyüme yerinde sayacak. Yeni bir büyüme modeli bulunana kadar eskisinden hayır yok. Tüketici talebi artmıyor. Buna bağlı olarak dünya ticaretinin artışı hız kesti. Ticaret neredeyse yerinde sayıyor.
  • ·      Büyümek için altyapı projelerine yönelik bir kamu harcama modeli tartışmaları epeyi yol aldı. Böylelikle büyümeye bir ivme kazandırılmaya çalışılacak.
  • ·      ABD’nin öncülüğünde devam eden Pasifik ve Atlantik serbest ticaret müzakereleri ve korumacılık eğilimleri gelecek yılın gündemini oluşturacak.
  • ·      ABD büyümeye devam edecek. Uzmanlar AB için çok olumlu değiller. Çin’deki sıkıntılar dünyayı etkileyecek.
  • ·      FED faiz artışı devam edecek. Tartışma yıl içine iki mi, üç mü yoksa dört defa mı artış olacağına dönüştü. Ne olursa olsun faizler yukarı yönlü. Yatırım için kredi arayanların işi zor.
  • ·      Dünyada jeopolitik riskler her geçen gün artıyor. İsrail-Filistin, K. Kore, Libya, Mısır, Irak, Güney Çin Denizi, Ukrayna, Kırım, Nijerya ve hatta bazılarına göre Türkiye yakından izlenmesi gereken bölgeler. Ayrıca mülteci krizi giderecek derinleşecek.

Yükselen piyasa ekonomilerindeki (YPE) beklentiler

29 Kasım 2015

Baskın referanduma giderken ekonomi

Genel seçimler bitti. Ama siyaset hala çok canlı. Dikkat etmişsinizdir, en aktif siyasetçi Cumhurbaşkanı R. Tayip Erdoğan.

Siyasetin bu kadar canlı olmasının nedeni AKP hükümet programında açıklandı. Gündem Anayasa değişikliği ve başkanlık sistemi. Parlamenter sistemin sonu hazırlanıyor.

Daha art arda gelen iki genel seçimin etkilerini hazmedememişken, her fırsatta tam bir milliyetçi ve popülist söylemle hızla yeni bir seçime doğru gidiyoruz.

Ben işin Anayasal ve siyasi yanlarının, gidilmek istenen yolun tehlikelerinin üzerinde çok durmayacağım. Kısaca değineyim. Din, milliyetçilik ve ekonomik popülizmin bu kadar pervasızca kullanılabildiği bir sosyo-politik yapıda, kuvvetler ayrılığının sağlam mekanizmalarını kurmak çok zordur. Bu nedenle, başkanlık sistemi yerine parlamenter rejimin kuvvetlendirilmesi daha akılcı bir yoldur.

İktidar gündeme aldığına göre er ya da geç konu gündeme gelecek.

Aşağıdaki grafikte referandum olasılıklarını düzenledim. Oranlar benim görüşlerim. Sizler mutlaka farklı rakamlar dile getireceksiniz.

24 Ekim 2015

Trans Pasifik Ticaret Anlaşması (TPTA) Çin ve Türkiye

Dünyanın öte yanında, Pasifik Okyanusuna kıyısı olan 12 ülke; ABD, Avustralya, Brunei, Kanada, Şili, Japonya, Malezya, Meksika, Yeni Zelanda, Peru, Singapur ve Vietnam’ın ilgili bakanları, 4 Ekim 2015 tarihi bir serbest ticaret anlaşması imzaladılar. Anlaşmaya taraf ülkelerin dünya ticaretindeki payı yaklaşık yüzde 40 civarında.

TPTA çok geniş başlıkları ve sayısız yeniliği içeriyor. Tekstil, tarım ürünleri gibi geleneksel alanların yanı sıra elektronik ticaret ve KİT’ler için özel bölümleri var. Kamu alımları, yolsuzluk, yatırım destekleri, finansal hizmetler bölümleri de dikkatle incelenmesi gereken içeriklerde. Anlaşma, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarına ters içeriği olmamakla birlikte oldukça fazla yenilik ve kural bulunuyor.

Daha önemlisi, TPTA, bir anlamda, görüşmeleri devam eden Trans Atlantik anlaşmasının öncüsü. Başta Almanya ve Fransa’dakiler olmak üzere Avrupa’da bazı sektör temsilcilerinin Atlantik anlaşmasına itirazlar olsa da bir orta yol bulunacağı kesin.

14 Eylül 2015

Dünyada refah dağılımının kuralları değişmezse göç dalgaları durmaz

Amacım uzun bir tartışma açmak değil. Sadece dünyanın içinde bulunduğu, sürdürülemez duruma değinmek istiyorum. Örneğin Ege’de, Akdeniz’de ve Avrupa’da yaşanan göçmen dramları. Göçerlerin büyük bölümü ekonomik nedenlerle denizlere açılıyor. Sadece can güvenliği olsa, Türkiye’de, Lübnan’da kalmayı düşünebilirlerdi.

Hem göç hem de ekonomik krizlerin arkasında dünyada en ağır yapısal dert olan refah dağılımı bozuklukları var. Çözüm için kısa zamanda bir şeyler değişmeli. Acil çünkü, dünyada zenginler ile fakirler arasındaki fark her geçen gün artıyor. 

Gelin Birleşmiş Milletler kaynakları kullanılarak yapılan araştırmalara bakalım.
Dünya nüfusunu yüzde 20’lik eşit parçalara ayırdığımızda, 2013 yılı itibariyle, en zengin yüzde 20, 223 trilyon dolarlık toplam dünya servetinin, yüzde 94’üne sahip. Kalan yüzde 80 ise sadece yüzde 6’ya.

Biraz daha ayrıntıya girersek; nüfusun ilk yüzde 1’lik grubu toplam servetin yüzde 43’üne; ilk yüzde 2’lik grubu ise yüzde 50’sinden fazlasını elinde tutuyor.
Ancak bu resim bile gelir dağılımındaki bozukluğu tam olarak göstermiyor. 

22 Kasım 2014

AB-ABD ticaret görüşmeleri dünya dengelerini değiştirirken Türkiye

Tarih bize dünya savaşlarının en önemli nedeninin ticari paylaşım olduğunu öğretmiştir. Emperyalistler dünya kaynaklarını olabildiğince sömürürken, biraz palazlanan yeni güçler pay isteyince ortalık karışmıştır. Her büyük savaşın sonrasında, galiplerin dizayn ettiği yeni bir ekonomik düzen kurulmuştur.

Sovyetlerden sonrası

Buna pek uymayan bir örnek Uruguay Raund Ticaret Müzakereleridir. Sovyetler Birliği’nin savaşsız yıkılmasıyla dünyada yeni bir denge kurulmuştur. Yeni dönemin ticari dengeleri Dünya Ticaret Örgütü kontrolüne bırakılmış, küreselleşme hızla yayılmıştır.

1990’lı yılların başında, Birleşmiş Milletler Cenevre Daimi Temsilciliğinde görevliydim. Uruguay Raund Ticaret Müzakerelerini izlemek ve bazı görüşmelere katılma şansım oldu.

Ticaretin diğer konulardan ne kadar farklı olduğunu yaşayarak gördüm. Her konuda ülkeler arasındaki ittifakları görmek ve anlamak mümkündür. Ticaret müzakerelerinde kim kimin dostudur, düşmanıdır konuya göre değişir. Tarım konusu görüşülürken düşman olan AB ile ABD, fikri mülkiyet hakları görüşülürken dost oluverirler.

Yeni düzene doğru

16 Şubat 2014

Ödemeler dengesindeki yapısal değişim

Yeni bir tartışma konumuz oldu. Yüksek cari açık vermemize rağmen ekonominin büyümemesinin nedenleri araştırılıyor. Diğer bir deyimle, madem cari açık tasarruf açığına eşit ve bu açığı kapatmak için dışarıdan ithal edilen kaynakla yatırımlar ve tüketim harcamaları yapılıyorsa o zaman ekonomi neden daha fazla büyümüyor?

Aslında zamanlaması açısından çok doğru bir soru.

Ekonomik verilere biraz daha yakından bakarsak, kesin olmasa da bir cevap bulmak olası. Kesin diyemiyorum çünkü, aşağıda bahsedeceğim değişimi birkaç yıl daha izlemeden ve daha kapsamlı çalışmalar yapmadan sonuca yönelik hükme ulaşmak doğru olmaz. Ama değişimi izleyip, şimdiden önlem alınmazsa, sonra çok geç kalınır.

2 Şubat 2014

Üretmek için değil tüketmek için ithal ediyoruz

Tüketim insanoğlunun bir içgüdüsel davranışıdır. Varoluşundan beri tüm mücadelesi gıda, su gibi yaşamak için gerekli olan temel ihtiyaç maddelerini garanti almak içindir.

Ancak ekonomi geliştikçe, özellikle iletişim araçlarının gelişmesi ve küreselleşmenin geldiği aşama, tüketimi neredeyse tüm dünyada ortaklaştırdı. Paris ve New York’ta tüketilen bir mal kısa bir süre sonra İstanbul’da veya Moskova’da da aranır olmaya başladı.

 Yanı sıra gelinen evrede yeni ürün keşfinden çok, aynı ürün yılda bir model değiştirip insanlara yeni bir ürünmüş gibi satılır oldu. Halbuki yeni denen ürünle eskisi arasındaki fark önemsenmeyecek kadar küçük ve tüketicinin günlük temel ihtiyaçlarına doğrudan hitap etmiyor.