İthalat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İthalat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2018

Cari açık azalınca sorunlar bitiyor mu?


Son iki aylık cari denge verileri açıklanınca ortalığı pembe bulutlar kaplamaya başladı. Artık dış borca ihtiyaç azalıyor, sorunlarımız da buna bağlı olarak azalacak görüşü kabul gördü.

Bu görüşün doğru yanları olduğu yadsınamaz.

Olaya matematiksel olarak yaklaşırsak; dışarıda döviz arzı azalırken, bizim de talebimizin azalması pozitif bir durumdur. Döviz kurları üzerindeki baskı, kısmen de olsa, azalıyor.

Buna karşılık bu gelişmenin sonucunun her zaman olumlu olmadığını bilmekte yarar var.

İki başlığa dikkat etmek lazım.

Birisi ithalata bağımlı imalat sanayiinin durumu.

17 Ağustos 2018

Ekonomide yeni denge!

Baştan belirteyim. Ne olduğunu anlamakta zorlananlar varsa hiç kendilerini yormasınlar. Bakış açılarında derin bir ayrılık var. Olayı tetikleyen etkenlerin ekonomik mi yoksa siyasi mi?  
Aşırı dolarize olmuş, sıcak paranın toplamı milli gelirin yüzde 25’le tarihi zirvesinde olan, yılda 240 milyar dolar dış kaynak bulması gereken bir ekonomide, niyeti kötü olan yabancılar bunu istismar etmez mi? Kendi lehine kullanmaz mı? Orta ve uzun vadeli politikalarını bunun üzerine kurmaz mı? Osmanlı kapitülasyonlar ve aşırı dış borçlar yüzünden ne hallere geldi bilmiyor muyuz?
Sıcak paraya bağımlı bir ekonomide ülke riski değerlendirmeleri hayati önemini Benim Mülkiye’deki öğrencilerim biliyor. Ülke derecelendirmesi yapılırken nelere dikkat edildiğini onlara her yıl anlatırım. (Derste yaptığım sunuma ulaşmak için: http://hakan.hozyildiz.com/kaynaklar/?tid=30#sbf-5.-hafta )  ABD, AB, İngiltere ve Japonya ile ilişkilere verilen özel öneme atıfta bulunurum.Öğrencilerim genellikle neden özellikle bu ülkeler diye sorarlar. Cevabım basittir: Sıcak para döviz fonlarının büyük çoğunluğu New York ve Londra olmak üzere Tokyo, Frankfurt ve Paris’ten yönetilir. Eğer o ülkelerle bir sıkıntı yaşanırsa bu sorun olarak algılanır ve ülke risk primleri artar.
Bunlar tamam. Ama son yaşananları sadece dış politika ile açıklamak, alınan bunca ekonomik kararı açığa düşürür.

24 Mart 2018

Yurttaş mısın tüketici mi?

Finansallaşmanın zirve yaptığı bir dünyada yaşıyoruz. Devletler, şirketler, insanlar herkes borçlu. Dünyada bu kesimlerin borçlarının toplamı 220 trilyon dolardan fazla. Neredeyse dünya hasılasının üç buçuk katı kadar.
Bugünlerde çok konuşulan ticaret savaşına konu olan toplam yıllık dış ticaret hacmi 65-70 trilyon dolar kadar. Buna karşılık, dünyada sadece bir günde yapılan, her türlü döviz işleminin toplamı 6 trilyon dolar civarında.
Artık üretimden çok finans; vergi, kar, maaş ve ücretten çok borç konuşuluyor.
Diğer bir deyimle, 1990’lı yıllardan bu yana etkisini hızla büyüten finansallaşmanın en önemli sonucu, insanlar artık tüketici oldu.
Ne demek istediğimi biraz açayım.

28 Eylül 2017

Orta Vadeli Programın sorunlu kurgusu ve artan Hazine borçlanma limiti

Orta Vadeli Program (OVP) ve Orta Vadeli Mali Program 2001 Reformlarının bir parçasıdır. Temel amacı; kur, enflasyon ve faiz başta olmak üzere makro değişkenler hakkında, kamu otoritesinin kamuoyuna ve piyasalara bir politika sözü vermesidir. Böylelikle, özel sektör yatırımcıları da daha belirgin bir ortamda yatırım kararı alabilecekler ve büyümeye dolayısıyla istihdam artışına katkı sunabileceklerdir.
Bu bağlamda OVP’lerde ilk bakılması gereken temel makro büyüklüklerdir. Eğer Programın orta direği yanlış kurulmuşsa yapısı da sorunlu olacaktır. Asıl doğruluğun sorgulanması gereken yer burasıdır. Bütçe ne olacak, borçlanma ne kadar olacak sorularının yanıtı daha sonra aranmalıdır.

Bu bağlamda kur varsayımıyla başlayalım. Döviz arzında bir değişim olacağını dünya âlem herkes konuşuyor. Hatta Alman Deutsche Bank o kadar ileri gitti ki, geçen hafta “Gelecek Finansal Kriz” başlıklı bir çalışma yayımladı.

Bu durumda, yıllık ortalama kur artışlarının yüzde 4-5’ler düzeyinde kalması oldukça zor. Yanı sıra, eğer kur artışı bu seviyede iken enflasyon yüzde 6-7’lerde olursa bu gelişme reel kurun yükselmesi anlamına gelecektir. Yüksek reel kur ithalatı ucuzlatacak, ihracatçıyı zorlayacaktır. Böylesi bir gelişme, OVP’nin ithalat, ihracat ve cari açık öngörülerini de zora sokacaktır.

Kur varsayımının tutmaması demek, yüksek geçişkenlik nedeniyle enflasyon hedefinin de tutmayacağı anlamına gelir. Dahası, OVP ile beraber açıklanan vergi paketi de yeni bir zam dalgasının gelmesine yol açacaktır. Bir yandan dış diğer yandan iç girdi maliyetlerinde başlayacak yukarı hareket, zaten yüksek olan enflasyonun yükselmesine neden olacaktır.

Eğer kur ve enflasyon tutmazsa faizlerin düşmesini beklemenin de bir anlamı kalmayacaktır. Bu yatırım ortamını etkileyecektir.

Yani OVP’nin temel kurgusunda sorun vardır.

Ama ben yine de büyüme ve mali denge tarafına bakmanın gerekli olduğunu düşünüyorum.

21 Eylül 2017

Döviz dengesi değişirken Türkiye’nin durumu

Beklenen FED kararı sonunda açıklandı. Yakında Avrupa Merkez Bankası (AMB) ve diğer büyük merkez bankalarının da benzeri kararlarını duyabiliriz. Eğer beklenmedik bir olay olmazsa artık ucuz döviz yok. Bir devrin sonuna geldik!
Bu bağlamda, öncelikle kısa vadeli döviz yükümlülüklerinin düzeyini dikkatli değerlendirmek lazım.

Dünyada dengeler değişirken Türkiye'nin döviz yükümlülükleri büyüdü. Haziran sonu itibariyle; yurt dışında yerleşiklerin Türkiye’den, 49 milyar $ hisse senedi, 123 milyar $ tahvili (38 milyar $’ı bankalara, 75 milyar $’ı kamuya, 10 milyar $’ reel sektöre ait),48 milyar $’lık mevduatı var. Diğer bir deyimle ekonominin 220 milyar dolarlık kısa vadeli yükümlülüğü var. (217 milyar $’lık krediler ve diğerleriyle beraber toplam yükümlülükler 647 milyar $’a ulaşıyor).

Bu yeni bir gelişme değil. Dünyada dövizin azalacağı ve faizlerin yükseleceğini bilen yabancılar Türkiye’ye, kısa vadeli kredi, hisse senedi, devlet borçlanma senedi ve mevduat gibi kısa vadeli fonları getirmeye başlamışlar. Yılın ilk yedi ayında 3 milyar $ kadar olan uzun vadeli döviz girişlerine karşılık 25 milyar dolarlık kısa vadeli finansman girişi oldu.

Özetle, dünyada döviz pahalılaşırken bizde ihtiyaç azalmıyor. Aksine dövize bağımlılık artıyor.

Ne demek istediğimi biraz daha açayım.

29 Haziran 2017

Sıcak para yatırımcıları reel kur endeksi değişimine göre kara veriyor

Biliyorum, dolarizasyon hakkında yaptığım uyarılar sıklaşmaya ve sıkıcı olmaya başladı. Ancak ekonomik gelişmelere biraz yakından bakmaya başlayınca iş dönüp dolaşıyor dövize dayanıyor.
Hazine’de yetişen ve uzun zamandır finans sektöründe çalışan değerli arkadaşım Hakan Aklar dikkatimi çekince verileri derlemeye çalıştım. Gördüm ki, reel kur endeksi ile sıcak paracıların davranışları arasında yakın bir ilişki var.
Biliyorum, bazılarınız “Daha yeni mi anladın? Ekonomiye giriş ders notlarına baksaydın yeterdi.” diyecekler. Haklılar. Ama benim görmem kadar sizlerin bilmesi de önemli olduğu için aşağıdaki grafiği hazırladım. (Umarım konuyu kısaltmak zorunluğu nedeniyle çok hata yapmadan özetleyebildim.)
Önce reel kur endeksi nedir ona bakalım. “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından hesaplanan reel efektif döviz kuru endeksleri ülkemiz fiyat düzeyinin dış ticaret yaptığımız ülkelerin fiyat düzeylerine oranının ağırlıklı geometrik ortalaması alınarak hesaplanmaktadır.”  Basitleştirilmiş formülü şöyle: Reel kur = TÜFE (TR) / [Nominal kur x TÜFE (yabancı)].
Görüldüğü gibi, nominal kur arttıkça reel efektif kur endeksi düşüyor. Böylesi bir gelişme, yerli mal ve varlıkların fiyatlarının yabancılar için ucuzlamasına yol açıyor. Diğer bir deyimle, yabancılar aynı dövizi harcayarak daha fazla TL fiyatlı mal alabiliyorlar.

15 Şubat 2017

Yabancıya ödenen faizle her yıl 3 tane Marmaray yapılırdı

Borçlanmanın doğal olduğu anlayışı her geçen gün yayılıyor. Yaygın anlayışa göre; tüketmek, ithal etmek, büyümek için dışarıdan borç almak gayet doğal. Çoğunlukla alınan borcun bir maliyeti olduğunu düşünülmüyor. Dahası gerek duyulmadığı için hesaplanmasına da gerek görülmüyor. Sanki elin adamı, biriktirdiği paraları, hilali ahmer hayrına bize veriyor.
Dışarıdan borç almanın iktisadi ve siyasi maliyetlerini uzun uzun anlatmama gerek yok. Tarih okuyanlar benden daha iyi biliyorlar.
Ancak asıl düşünülmesi gereken şey başka: Borçlanman gelecek nesillerin gelirlerine el koymaktır. Çocuklarımızın, torunlarımızın paralarını bugünden yemektir. Dolayısıyla konuya çok titiz yaklaşmazsak vicdani sorumluluğumuz daha da artar.
Buradan yola çıkarak ben de sizlere yardımcı olmak için, her yıl yabancılara ne kadar faiz ödediğimizi hesaplayama çalıştım. Aşağıdaki tabloyu hazırladım. Tablonun mantığı basit. İlk sırada yer alan veriler, dış borçlar için ödenen faizleri T.C. Merkez Bankası’nca her ay, ayrıntılı bir biçimde yayımlıyor. İç borçlanma senetleri (DİBS) için yabancıya ne kadar faiz ödendiğini kendim hesapladım. Hazine 2004 yılından buyana iç borçların alıcıya göre dağılımını yayımlıyor. Buradan yola çıkarak, yabancıların, satın aldıkları kâğıt oranında faiz geliri elde ettiklerini varsaydım.

6 Haziran 2016

Yaşananlara ekonomik kriz denir mi?

Ekonomi ne zaman yavaşlasa, kur ne zaman hızla yükselse ortalıkta bir kriz tartışmasıdır, beklentisidir alıp başını gidiyor. Kimileri “Ne krizi? Yok böyle bir şey, her şey güllük gülistanlık. Ortalığı, milletin aklını karıştırmayın” diyor. Bazıları ise, “Daha ne olsuncu” olmuşlar.

Bana kalırsa, Nasrettin Hoca misali, iki taraf da haklı.

Önce kısaca kriz ne demek ona bakalım. Kriz beklenmeyen bir şeyin gerçekleşmesidir. Diğer bir deyimle, aslında sosyo-ekonomik ortam vardır. Ekonominin dengeleri sarsılmış, zayıflamıştır. Dahası bu durum gizli de değildir. Uzmanlar ve karar alıcıların çoğu tarafında bilinmektedir. Hatta 2001 Krizinde olduğu gibi, krizi önlemek için gerekli olduğu düşünülen kararlar da alınmış olabilir. Bu nedenle kriz beklentisi de zayıflamıştır.

Ancak, her hangi bir nedenle, olmayacağı düşünülen bir şey gerçekleşir ve ortalık birden karışır. Özetle, sorun şartlardan çok beklentilerin varlığıdır. Bir anlamda beklenerek kriz gelmez. Çünkü bilerek hatayı ancak aptallar yapar.
Beklenmeyenler gerçekleşirse kriz olur.

27 Mayıs 2016

İmalat sanayiinde kimyadan toprağa değişim

Bugün ekonominin son yıllarda unutturulan bir yanına, imalat sektörüne yakından bakmak istiyorum.

İmalat, yani üretim, olmadan büyüyen ekonomi, damar sertliği olan hastaya benzer. Dışarıdan verilen ilaçla rahatlamış gibi görünür. Ama en ufak bir kriz anında hasta ağırlaşır, piyasada mal bulunmaz, dışarıdan ithal etmek için de döviz bulamazsınız. Sonuç daha derin ekonomik kriz, daha fazla fakirleşmektir.

TÜİK verilerinden yola çıkarak imalat sektöründe son 11 yılda yaşanan değişimi aşağıdaki tablolarda yer alıyor. (Tabloların hazırlanmasında eşsiz katkılarını esirgemeyen Sayın Oktay Küçükkiremitçi ve Ömür Genç’e çok teşekkür ederim.)

İmalat sektörünü alt sektörler itibariyle incelemeden önce, ana sektörlerin milli gelire, GSYH’ye katkısını belirtmekte yarar var. 2014 yılı itibariyle, tarımın katma değer katkısı yüzde 8, hizmetler sektörünün katkısı yüzde 65, imalat sektörünün ki ise yüzde 18 olmuş.

28 Mart 2016

Dikkat dolarizasyon hızla artıyor

Yazılı ve görsel medyada vatan, millet, Sakarya edebiyatı yapanları izlerken, bir fırsat bulsam da; “Madem bu kadar vatanseversiniz, cebinizde neden Türk Lirası taşımıyorunuz?” diye sormak isterim.

Hemen hemen toplumun her kesiminden insanların bankalardaki ve/veya yastık altındaki parasınn büyük bir çoğunluğu döviz. Bunlara ithalat/ihracat/turizmle uğraşan şirketleri de eklerseniz ekonomide birikimlerilerin önemli bir bölümü yerli parada tutulmuyor.

Aşağıdaki Grafik, Aralık 2012 – Mart 2016 arasında yurtiçi yerleşiklerin bankalardaki döviz tevdiat hesaplarındaki (DTH) gelişmeleri gösteriyor.

Kaynak: TCMB

17 Mart 2016

Merkez Bankası’nın cephanesi minimumda

Dış dünyaya açık, sermaye hareketlerinin tamamen serbest olduğu bir ekonominin en önemli göstergesi döviz dengesidir. Ödemeler dengesi istatistiklerini derleyen merkez bankaları, döviz ihtiyaçlarını tahmin ederler. Eğer ülkeye gelen döviz ile ülkeden çıkan döviz arasında geçici bir uyumsuzluk varsa, rezerv kullanarak kur dalgalanmalarını önlemeye çalışırlar.

Mücadelede en kritik olgu “geçiciliktir”. Sorun kalıcı, yapısal ise merkez bankalarının yapabileceği çok fazla bir şey yoktur. Böylesi bir durumda çözümü hükümetler bulur. Yapılması gerekenler listesini siyasiler hazırlar.

Kısa vadede, uluslararası döviz rezervleri, merkez bankalarının kur istikrarını sağlamak için kullandıkları en önemli silahtır.

Ama hangi rezerv? Medyada genellikle brüt rezerv rakamları yayınlanır. Bugünlerde 100 milyar dolar civarında olan bu rakam bize her şeyi göstermez. Çünkü bu dövizlerin bir kısmı bankalara aittir. Bankalar, mevduatların bir kısmını zorunlu olarak TCMB’de tutarlar. Özetle bu para bankalara aittir. Bir mevduat çekilmesi olması durumunda otomatikman merkez bankasından dövizlerini alabilirler.

21 Kasım 2015

Küresel fon yönetim piyasası ve dolarizasyon


Dünyada sermaye hareketleri olabildiğince serbest. Gelişmekte olan ülkelerde dolarizasyon en üst düzeylerde. Dolayısıyla sıcak para akımlarını tahlil etmeden bir ekonominin geleceği hakkında yorum yapmak, ahkam kesmekten öteye gitmez.

Tahlil edeceklere yardımcı olmak için, aşağıdaki tabloda küresel fon piyasalarının son durumu özetleniyor.

2014 yılsonu itibariyle geleneksel yatırım fonlarının toplamı 109 trilyon dolara yaklaşmış (Dünya hasılası 65 trilyon dolar civarında). Geleneksel fonlar, bireysel emeklilik fonları, başta hayat olmak üzere sigorta şirketlerinin fonları ve özel amaçlı mutual fonlardan oluşuyor.

29 Mayıs 2015

Büyüme, bölüşüm ve makro ekonomik politika seçenekleri

Eğer gerçekten geleceği düşünen bir politika demeti uygulamak istenirse üç temel önceliği öne çıkarmalı: Bölüşüm, ekonomik bağımsızlık ve büyüme (BBB).

Yazması kolay. Ancak her birisi yüzlerce kütüphaneyi dolduracak kadar kitap konusu. İktisatçılar asırlardır bunlar üzerinde yazıyor, konuşuyor, tartışıyor.

Evet, bu söylem doğru. Ama hangi cenahtan olurlarsa olsun tüm gerçek iktisatçıların üzerinde anlaştığı tek bir konu var. Ekonomi üretmeli, istihdam ve refah yaratmalı. Yeteri kadar istihdam yaratamayan makro ekonomik politika seçenekleri başarısızdır. Uygulayanlar, yanlışlarından dönmeyenler ya iktisat bilmiyordur ya da ekonomik bağımsızlık konusuna bilerek ve isteyerek önem vermiyorlardır. Üretim yerine, ithalatçı, dışa bağımlı politika seçeneklerini destekliyor olabilirler.

15 Nisan 2015

İthalatta “gizli veri” kalemi

Askerlikte bir deyim vardır. “Askeri boş bırakırsan hoş işlerle uğraşır” derler. Bürokraside engin deneyimi ve bilgisi olan ama aktif işi olmayan bir arkadaşım, aşağıdaki tabloyu ve diğer ithalat bilgilerini, TÜİK veri tabanından derleyip bana göndermiş. Ve sormuş, “İthalatta gizli veri ve gizli ülke nedir?”

“Senden başkasına soramaz mıydı?” demeyin. Değerli dostum, benim bu konularla ilgilendiğimi sanıyor. Evet, 1990’lı yılların başında Cenevre’de görev yaparken, Uruguay Raunt Ticaret Müzakereleri yapılıyordu. Ben de kıyısından köşesinden biraz dış ticaret işine bulaşmıştım.

Ama o kadar. Böyle “gizli veri, gizli ülke nedir?” anlamam.

Ben de TÜİK dış ticaret verilerini açtım baktım. Standart uluslararası ticaret sınıflandırmasına göre ithalat şöyle ayrılmış.