Hazine Garantisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hazine Garantisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2019

Özel sektörün dış borçlarını kim, nasıl ödeyecek?


Türkiye’nin dış borç stoku, 2018 yılı sonunda 445 milyar dolara inmiş. Verilere nominal büyüklük olarak bakınca sevinilecek bir gelişme.

Ancak, milli gelire oran olarak hesapladığımız reel borç yüküne bakınca iş değişiyor. Daha önce belirttiğim gibi, 1989 yılından bu yana en yüksek düzeye ulaşmış. Rekor kırılmış. Aşağıdaki grafikten de görüldüğü üzere, 2001 krizinde %56,5 olan dış borç/GSYH oranı, geçen yılsonunda %56,7 olmuş.



Dış borçların 298,4 milyar doları (% 67’si) özel sektöre ait. Oysa önceki kriz yıllarından önce, 1993 yılında özel sektörün dış borç stokundaki payı sadece %33, 2000 yılanda ise %46 imiş.

24 Nisan 2018

Seçimlerden sonra bir ekonomik program uygulanır mı? (Siyasetçilere Öneriler 2)


Siyaset bir günde değişiyor. Tam konuyu anlamaya çabalarken birden bir haber geliyor ve her şey tam tersine dönüveriyor. Sonra dönüp piyasalarda ne oluyor diye merak ediliyor? Neler olduğunu biz anlayamazken, yabancı sıcak para yatırımcısının anlamasını beklemek saçmalık olmaz mı?

Neyse biz gelelim baskın seçim kararının neden alındığına. Sayın Devlet Bahçeli’nin konuşmasından benim anladığım, diğer nedenlerin yanı sıra, ekonomideki dengelerin 2019’a kadar sürdürülemeyeceği. Benzeri görüşü Sayın Mehmet Şimşek’te belirtmişti. Muhalefet zaten ekonomide sorunların derinleştiğini söylüyor.

Demek ki hemen hemen tüm partiler ekonominin kapsamlı bir bakıma alınması gerektiği konusunda hem fikir. Sadece nasıl olacağı ve nelere öncelik verileceği konusunda farklı yaklaşımlar var.

Piyasa oyuncularının bazıları da seçimden sonra önemli kararlar alınacağı yönünde ciddi bir beklentiye girmiş görünüyorlar.

O zaman duruma bir bakalım.


12 Mart 2018

Kırılganlık endekslerinin son hali

Son yazımda, bir iktisatçı arkadaşımın hazırladığı, 2006-2018 yılları arasındaki dönemi içeren makro kırılganlık endeksini bilginize sunmuştum.
Yazı blokta yayınladıktan sonra arayanlar, mesaj atanlar kırılganlık endeksi hakkında sorular sordular. Yanı sıra, bazı teknisyen arkadaşlar, 2001 Krizindeki durumunu görebilmek için, verileri daha eskiye götürmemi istediler.
Bunun üzerine makro kırılganlık endeksini 1995 yılından başlatmak için veri topladım. Dahası, endeksi biraz daha anlamlı kılabilmek adına, makro verilere dış borçların milli gelire oranını da ekledim.
Sonuç birinci grafikte görülüyor.

6 Ocak 2018

Kamu Özel Sektör İşbilirliği projelerine bu kadar garanti verilmeli mi?

1990’lı yıllarda Yap-İşlet-Devret (YİD) projeleriyle başlayan ve günümüzde Kamu Özel Sektör İşbirliği (KÖİ) adını alan süreç, ilk olarak İngiltere’de başladı. Uzun inşaat ve işletme süreleri olan altyapı, eğitim ve sağlık projelerine özel sektörün dâhil olmasını amaçlayan bu sistem, başlangıçta bir finansman modeli olarak gösterildi. Amaç, aşırı borçlanma baskısı olan kamu sektörüne, özel sektörün finansman açısından yardımcı olması olarak lanse edildi.

Ancak özel sektör “taşın altına elini koyarken” kamudan çeşitli garantiler istedi. Alım ve fiyat garantisiyle başlayan talepler borç üstlenim garantilerine kadar genişledi. Bu projelere maliye politikası teorisinde  “koşullu yükümlülük” adı verildi.

Koşullu Yükümlülükler

Şartlar oluşunca kamunun omuzlarına kalacak yük olasılığı olarak özetlenebilir. OECD’nin konuya ilişkin önemli yayınlarından olan “Koşullu Yükümlülüklerin Yönetiminde Kamu Borç yöneticilerinin Rolü” başlıklı çalışmada üç tür koşullu yükümlülükten bahsediyor.[1] i) Kamu kredi garantileri, ii) Kamu Özel Sektör İşbirliği (KÖİ) projelerinden gelen yükümlülükler ve iii) Kamu destekli sigorta sistemleri.

KİT’ler, belediyeler ve bankalar için verilen dış borç garantileri, ilk seçeneğe örnek olarak verilebilir. KÖİ garantilerini artık çoğumuz, köprü, otoyol ve hastaneler için verilen garantiler ile bu projelerin dış borç üstlenimlerinden biliyoruz. Üçüncü türe örnek olarak, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun mevduat garantileri ile tarım sigortalarına verilen katkıyı gösterebiliriz.

Bu tür projeleri çok değişik bakış açılarıyla değerlendirilebilir. Özetleyebilmek amacıyla konuyu iki ana başlıkla ele alacağım. Genel ekonomi açısından; büyümeye katkıları, finansman şartları; maliye politikası açısından da kaynak israfı ve devlete koşullu yükümlülük yaratması.


15 Kasım 2017

Eski günler hayalimden gitmiyor

İnanın son günlerde ekonomide alınan kararları, özellikle kurdaki gelişmeleri anlamak için okumaktan, telefon etmekten helak oldum.

Yetersizliğimin bir nedeni konu uzmanlık alanım değil. Ben de işin uzmanı köşe yazarlarının makalelerini altını çizerek okuyarak anlamaya çaba gösteriyorum.

Dünya Gazetesi’nde Fatih Özatay hocanın yazısını okudum. Şu cümleler dikkatimi çekti: “Döviz kurunda bu nedenlerle son haftalarda artış oldu. Dahası, çoğu analistin işaret ettiği gibi döviz kurunun ileride yukarıya gitme ihtimali az değil. Bu ihtimal döviz borçlusu şirketler açısından önemli bir risk. MB’nin atmayı düşündüğü adım öncelikle bu riski azaltmayı hedefliyor. Dikkat: Şirketler yükümlülüklerini yerine getirmek için yine döviz bulmak zorundalar; bu nedenle ortaya çıkan döviz talebi azalmayacak.”

“Ne olacak o zaman?” derken, Hürriyet’ten Uğur Gürses’in yazısı konuya açıklık getirdi. Yazısını şöyle bitirmiş: “Son nokta şu; Merkez Bankası bu aracı kullanarak özel kesimin potansiyel kur zararını da üstüne almış olacak. Kar ettiğinde Hazine’ye transfer ederken, zarar ettiğinde bunu Hazine’den isteyecek mi? Hazine bunu ödemek için bütçeye ödenek koydurtacak mı?”

Bu cümle beni eskilere götürdü.

7 Eylül 2017

Hazine borç stokunun son durumu

Önce küçük bir açıklama yapayım. Hazine (merkezi yönetim) borç stoku deyince işin içine sadece Hazine’nin borçları giriyor. KİT’ler, yerel yönetimler, fonlar ve varsa döner sermayelerin iç ve dış borçları bu rakamlara dâhil değil. Dolayısıyla toplam kamu borç stoku deyince, aşağıdaki rakamlara bu kurum ve kuruluşların borçlarını da eklemeniz lazım.

Gelelim son verilere.

Temmuz sonu itibariyle Hazine’nin borç stoku toplamı 817 milyar lirayı geçti.
Geçen yılsonuna göre, bu yılın yedi ayında stok 58 milyar lira büyümüş. Aşağıdaki ilk grafikten görüleceği üzere, bu rakam az değil. Önceki yılların yıllık değişimiyle karşılaştırdığımızda 2009 Kriz yılına çok yakın. Ama dikkat: 2009 rakamı yıllık, bu yılın ki yedi aylık.

2 Ağustos 2017

Kamu borçlanmasında son durum

Ağustos-Ekim İç Borçlanma Stratejisi yayımlanınca, her zamanki gibi, detaylarına baktım.
Hazine bu yıl programladığından fazla borçlanacak. Açıklanan Hazine Finansman Programında, 2017 yılında yıllık toplam 117 milyar lira yeni borçlanma öngörülmüştü. Oysa Hazine, şu ana kadar yaptığı ve açıkladığı program ile Ocak-Ekim arasında140 milyar liradan fazla borçlanma yapacak gibi görünüyor. Daha programı açıklanmayan Kasım ve Aralık ayları da var.
Anlaşılacağı gibi, rakamların Ocak-Haziran arası döneme ait olanları kesin, diğerleri tahmini. Ancak, kesin olan bir şey var, Hazine programladığından fazla borçlanıyor. Kimden? Bankalardan.
Yanı sıra KİT borçlanma verilerine bakınca orada da dikkat çeken bir durum var. Önceki yıl 8,1 milyar lira olan ticari banka borçları, Mart 2017 itibariyle 13,1 milyar liraya ulaşmış. KİT’ler de bankalara yönelmişler.
Rakamları yenilenmediği için net bir şey söylemek çok zor. Ancak belediyelerde de ticari bankalardan borçlanma eğiliminin arttığı kesin.

5 Temmuz 2017

Bankaların sorunlu kredilerinde son durum

Ekonomide “John Ahmet’in devir daim makinesi” şöyle çalışıyor: Hazine, bankalar ve gücü yeten şirketler dışarıdan ucuz borç alıyor. Yetmezse Merkez Bankası’ndan yardım isteniyor. Bankalar bunların üstüne mevduatları da ekliyor. Sonunda Hazine’ye, KOBİ’lere, tüketicilere, kredi kartı sahiplerine; konut/otomobil almak isteyenlere kredi veriliyor. Böylelikle kamu ve özel sektörün yaptığı tüketim ve yatırım harcamaları artıyor. Ekonomi büyüyor. Ama üretken yatırımlar yeteri kadar çoğalmadığı için yeteri kadar istihdam yaratmadan büyüyor.

Buraya kadar olan bölüm, işin zevkli tarafı.

Ancak bir de eğlencenin sonrası var. Borçların geri ödeme zamanı gelince her borçlu aynı davranışı gösteremiyor.  Kimi yeteri kadar gelir elde edemediği için, bir kısmı diğer borçlarına öncelik tanımak zorunda kaldığı için, bazıları da ödemek niyetinde olmadığı için borç taksitlerini zamanında ödemiyorlar.

9 Mayıs 2017

Daha ne kadar Hazine garantisi verilecek?

Hazine devletin kasasıdır. Nakit gelirler orada toplanır, oradan harcanır. Eğer devletin iki yakası bir araya gelmiyorsa, gerekli olan finansman, borçlanılarak, Hazine tarafından sağlanır. Kısacası devletin nakit ve borç idaresini Hazine Müsteşarlığı yapar.

Kamuda Hazine’nin bu fonksiyonlarına ortak olduğu söylenebilecek iki kurum daha var: Özelleştirme İdaresi ve Türkiye Varlık Fonu (TVF). Özelleştirme İdaresi uzun yıllardır, kamu varlıklarını satıp, elde ettiği gelirlerin önemli bir bölümünü bütçeye aktarıyor. TVF daha çok yeni bir kuruluş. Borçlanma yetkisi var. Nakit işlemler yapabilecek. Garanti, kefalet verebilecek.

Ancak bu iki kuruluş, şimdilik, bütçe dışı işlemlere pek bulaşmadılar.

Bütçe dışı işlemlerin en başında, kamunun verdiği sözler sonucunda oluşan koşullu yükümlülükler geliyor. Yani bir koşul oluşmadan Hazine’ye, doğrudan yük olmayan işlemlerdir. Koşula bağlıdırlar.  

İlk ve en eski örnek klasik garantilerdir. Bunlar KİT, belediye gibi diğer kamu kurum ve kuruluşlarının aldıkları dış borçlara verilen garantilerdir. Eğer onlar ödemezse, verdiği garantinin sonucu Hazine borcu öder, bütçeye ek yük oluştururlar. Bütçeden para ödenir. Klasik garanti stokunun toplamı 12,4 milyar dolar, yani yaklaşık 45 milyar lira kadardır.

1 Mayıs 2017

Yakın tarihten bir dış borç hikayesi: De Çe Me

J. J. Rousseau’nun güzel bir sözü vardır: “Tarih, okuyana kendi gözünün görme derecesine göre yol gösterici bir kılavuzdur” der.
Bu deyişten yola çıkarak, içinde bulunduğumuz dış borç ve hazine garantileri sorununa bakışınızı biraz daha netleştireceğine inandığım için sizi 1970’lere götüreceğim. Hani meşhur deyişle “70 cente muhtaç olduğumuz” yıllara.
O dönemde Türkiye katı bir kambiyo (sermaye hareketleri) kontrol rejimi uygulamaktadır. Ülke ekonomik sınırları içine dövizle işlem yapmak yasaktır.  
Döviz açığı o yılların da ana sorunudur. Dışarıdan döviz gelmesi amacıyla, Dövize Çevrilebilir Mevduat (DÇM) hesapları, ilk kez 1967 yılında açılır. Amaç yurt dışında çalışan işçiler, serbest meslek sahipleri, müstakil iş sahipleri ve dışarda yerleşik gerçek ve tüzel kişilere yurt içindeki yetkili bankalarda döviz hesabı açma hakkı verilir. Açılan hesaplardan, hesap sahibine dövizli işlem hakkı tanınır.

27 Nisan 2017

Yata kata lüks otomobile Hazine garantisi

Değerli gazeteci kardeşim Sefer Yüksel’in Habertür’teki haberini okuyunca, geçirdiğim vertigo atağından kaynaklanan başımın dönmesi, biraz daha arttı.
Habere göre; Kredi Garanti Fonu (KGF) kefaletiyle verilen kredilerin toplamı 140 milyar lira olmuş. Alınan kredilerin bir kısmı amacına uygun olarak yatırımlar için kullanılmış. Bankacılılara göre; alınan kredilerin önemli bölümünün arsa alımına, lüks arabaya, ofis yeri satın alınmasına harcanmış. Hatta bazıları para fazla geldiği için bir bölümünü başka bankaya mevduat olarak yatırmışlar. Bazı firmalar da daha önce aldıkları KMH (Kredili Mevduat Hesabı) ile rotatif kredilerini, KGF kefaletine haiz kredileriyle kapatmışlar. “Bankacılar, şu ana kadar kullandırılan kredilerin yüzde 30’unun yeniden yapılandırma ve kredi kapama için kullanılmış olabileceğini tahmin ediyor”.
Bu garabet durumu açıklayabilmek için, önce kısaca kredinin ne olduğunu sonra da neden Hazine garantisinden bahsettiğimi açıklamaya çalışacağım.

1 Mart 2017

Köprü ve hastaneler mali kırılganlığı artırıyor

Mali disiplinden bahsederken, bütçe dışı yükümlülükler geçiştirilir oldu. Doğaldır, önemi kriz gelene kadar anlaşılmaz. Ekonomi darbe yemeye başlayınca, bütçeye gelen önceden hesaplanmayan, beklenmedik (!) yükler can acıtıcı olur.
Dünyada bu konuda yapılan çalışmalar dikkat çekiyor. Son olarak, OECD koşullu yükümlülükler konusunda, “Koşullu Yükümlülüklerin Yönetiminde Kamu Borç Yöneticilerinin Rolü” başlıklı yeni bir çalışma yayınladı. Güzel olan yazarının, geçmişte birlikte çalışmaktan gurur duyduğum, Hazine şube müdürlerinden Lerzan Ülgentürk olması. Kendisini kutluyorum.
Çalışma üç tür koşullu yükümlülükten bahsediyor. i) Kamu kredi garantileri, ii) Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) projelerinden gelen yükümlülükler ve iii) Kamu destekli sigorta sistemleri.
İlkine örnek olarak, KİT’ler, belediyeler ve bankalar için verilen dış borç garantileri verilebilir.
KÖİ garantilerini artık çoğumuz, köprü, otoyol ve hastaneler için verilen garantiler ile bu projelerin dış borç üstlenimlerinden biliyoruz.
Üçüncü türe örnek olarak, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun mevduat garantileri ile tarım sigortalarına verilen katkıyı gösterebiliriz.

7 Şubat 2017

Varlık Fonu mu denetimsiz Hazine mi?

Kusura bakmayın. Bugün yazım biraz uzun olacak.

Dünden beri Varlık Fonu hakkında yazılar yorumlar uçuşuyor. Mahfi Eğilmez[i]’in yazdıkları gibi doyurucu olanları ufkumuzu açıyor. Bu bağlamda pek söylenmeyen, yazılmayan kalmadı ama ben birkaç konuya, önemi nedeniyle, değinmeden geçemeyeceğim.

TVF aslında bir varlık fonu değil. Çünkü dünyada varlık fonları ya bütçe fazlaları ya petrol gibi petrol, altın gibi doğal kaynak gelirleri ya da kamu çalışanlarının bireysel emeklilik fonlarının paralarını kaynak olarak kullanırlar. Eğer İşsizlik Fonunun paraları ile Bireysel Emeklilik sistemine yapılan kamu katkı payları kullanılmayacaksa, bizdeki durum tam tersi. Varlık Fonuna aktarılan işletmelerin, Hazineye vergi dışı gelir olarak ödedikleri milyarlarca lira vardı. Bu açıdan bakınca bundan böyle daha büyük bütçe açığı söz konusu olacak.

Fon buna rağmen neden kuruldu diye bakınca, amaçları arasında büyüme oranına katkı sağlamak var. Bunun sağlanacak kaynaklarla büyük projelerin finansmanına katkı sağlamak yoluyla olacağı söyleniyor.

31 Ağustos 2016

Bir varlık fonu varmış bir mali disiplin yokmuş

Üzerinde çok durulan konudur. Türkiye’de iç tasarruflar yetersiz olduğu için dışarıdan tasarruf (sıcak para) ithal edilir, cari açık verilir. Hükümet bu derde çare olacağı, büyük altyapı yatırımlarını finansmanında yardımcı olacağı düşüncesiyle Ulusal Varlık Fonu (UVF) kurdu.
Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’ye göre Ulusal Varlık Fonu 200 Milyarın dolar kadar paranın birikmesi beklenmekte.
"Para nereden gelecek?" derseniz. Cevabı, Maliye Bakanı Naci Ağbal'ın 30 Ağustos tarihli Haber Türk gazetesinde Rahim AK’la yaptığı söyleşide bulabiliriz. “ Varlık Fonu uluslararası iyi uygulamalar örnek alınarak düzenlenecek. Bu fon yurtiçi ve yurtdışı piyasalarda kaynak temin edecek. Böyle bir şirketin kaynak temin etmesinin birinci yolu özel sektör mantığı ile çalışacak, kurumsal yönetim ilklerine göre yönetilecek, mali tabloları uluslararası denetim şirketlerinin denetiminden geçecek ve şeffaf olacak.” demiş.
Önce yurtiçi piyasalardan borçlanmaya bakalım.

20 Haziran 2016

Bütçedeki ve kamu borçlarındaki ilginç gelişmeler

Bazı okurlarım “Bütçe dengeleri harika. Yeter artık, yok bütçe açığı, yok bütçe dışı işlemler gibi konuları daha fazla yazma.” diyorlar.

İnanın bana ben de yazmak istemiyorum. Ama televizyonlara, gazetelere bakıyorum. Ekonomi programlarında bütçe dışı işlemler, kamu dengeleri benzeri konular yerine artık futbol konuşuluyor. Gazetelerde ise Türk milli takımında dağıtılan primlerin TL değil Euro olduğu yazılıyor.  

Bütçe deyince sadece açık rakamına bakılıp geçiştiriliyor. Kamu borç stokuna kimse geniş açıdan bakmıyor. Bütçe dışına, halı altına atılan işlemlerden kimse söz etmiyor.
Gelin önce beş aylık bütçeye bakalım.

2 Mayıs 2016

KİT’lerden elde edilen vergi dışı gelirlerin yapısı

Bütçenin önemli gelir kaynaklarından birisi de KİT’ler, kamu bankaları ve TC Merkez Bankası’ndan elde edilen vergi dışı gelirlerdir.

Vergi dışı gelirlerin yapısını bilmek, bütçe gelirlerinin sürekliliğini anlayabilmek açısından önemlidir. Eğer bu kaynaklarda oynaklık ve/veya dönemsellik varsa, bütçe açığını büyütmemek için vergi gelirlerini ayarlamak gerekebilir. Ancak vergi gelirleri ayarlanamıyorsa, doğal sonuç yaşanacak, bütçe açığını kapatmak için daha fazla borçlanmak gerekecek.

Aşağıdaki grafikte 2005-15 yılları arası dönemi kapsayan veriler yer alıyor.

2 Şubat 2016

Hazine garanti verdikçe bankalar dış borç almış

Kısa bir teknik bilgiyle başlayayım. Hazine garantili borçları, kamu kurumlarının ve kalkınma ve kamu bankalarının aldıkları dış borçlara, geri ödeme sırasında sorun çıkarsa, onların yerine Hazine’nin ödeme taahhüdü vermesidir.

Diğer bir yaklaşımla, dış borç KİT’ler ve bankaların hesaplarında muhasebeleştirilir. İlk sorumlu onlardır. Eğer KİT veya banka aldığı garantili dış borcu geri ödemekte zorlanırsa, Hazine devreye girer, ödemeyi yapar.

Garanti verilmesinin bir nedeni bazı KİT’lerin mali durumunun dış borç geri ödeyebilecek kadar iyi olmamasıdır. Diğer bir nedeni de Toprak Mahsulleri Ofisinde olduğu gibi, alınan borcun Hazine adına yapılacak tarımsal destekleme harcamalarda kullanılacak olmasıdır.

Bu bağlamda verilere bakalım.

1 Aralık 2015

Mali disiplinin geleceği ne durumda?

Ekonomi konusu açıldı mı, elde kalan tek olumlu hikâye olduğu için, varsa yoksa mali disiplinden bahsediliyor.

Hele hayatında bütçe gerekçesi ve/veya kanunu görmemiş olanların, sadece açık rakamlarına bakarak yaptıkları yorumlara, yazdıkları yazılara bayılıyorum. Ne bütçe dışında biriken koşullu yükümlülüklerden ne de bütçenin yapısal sorunlarından söz ediyorlar. Sadece açık rakamına odaklanıyorlar.

Tamam, bir yanıyla doğru yapıyorlar. Harcama tarafında faizler düşüyor. Hükümet diğer alanlarda harcama yapabiliyor. Gelirlerde ise; vergi gelirlerinin çoğu KDV, ÖTV’den geldiği için, ekonomi büyüdükçe, şirketler ve insanlar harcama yaptıkça, ithalat artıkça, dolar yükseldikçe gelirler de artıyor. Özelleştirme ve diğer bir defalık gelirleri de eklerseniz gelir performansı kötü görünmüyor.

Sonuç olarak açık çok büyük değil. Hatta diğer ülkelerle karşılaştırınca, pozitif düşünmeyi bile hak edecek duruma gelebiliyor.

Ancak, bu durum, yıllık yüzde 5’ler civarında büyüyen ekonominin hikâyesi. KDV, ÖTV, ithalat çok olunca gelirler düşmüyor. Olayda aynı zamanda dışarıdaki bol paranın da etkisi var. Faizler düşük.

27 Ekim 2015

3. Havaalanına kredi veren kamu bankalarının dış borçları

3. Havaalanı Projesinin finansmanı ve Hazine garantilerini ele alan 20 Ekim 2015 tarihli yazımı şöyle bitirmiştim: “Ancak benim gibi ikinci seçeneğe doğru cevap diyenlere son bir hatırlatma yapayım. 4,5 milyar Euro ‘luk kredinin 3,4 milyarlık bölümü kamu bankalarından verilmiş. Onlar da dövizi dışarıdan borçlandılar. Yarın olurda kamu bankalarının döviz ihtiyacı doğarsa, onların da sahibi olan Hazine, “çocuklarının” borçları karşısında ilgisiz mi kalacak? Olabilir mi?”

Soruya cevap vermeye çalışayım.

Kamu bankaları, bir projeye döviz kredisi verecekleri zaman, aynen diğer bankalar gibi, ya döviz tevdiat hesaplarından ya da dışarıdan buldukları kaynaklardan fon sağlarlar.

Gazetelere yansıyan bilgilere göre projeye, TCZB yaklaşık 1,5 milyar Euro; Halkbank ve Vakıfbank, yaklaşık 950 şer milyon Euro finansman sağladılar. Duyumlarım doğru ise kredinin 4 yıl civarında ödemesiz dönemi var ve vadesi 10 yıldan fazlaymış. Ama altını çizeyim bilgilerimin çoğu gazete haberi.

20 Ekim 2015

3. Havaalanının tüm finansman risklerini Hazine üstlenmiştir

Projenin teknik sorunlarını; ihale şartnamesinde sonradan yapılan değişikliklerin yasal ve idari sonuçlarını; ekolojik ve çevresel yüklerinin değerlendirmesini uzmanlarına bırakarak ben finansman ve diğer garantilere değineceğim.

Bir soruyla başlayayım.  Düşünün, bir gece yarısı evinizin kapısı çalınıyor. Heyecanla açıyorsunuz. Karşınızda 2 metre boyunda, belindeki silahın kabzası görünen “çam yarması bir zebella” duruyor. Size, yaşı kemale ermiş çocuğunuzun kendisine birkaç bin lira borcu olduğunu ve zamanında ödemediğini söylüyor. İlk cevap seçeneğiniz: “Çocuğum 18 yaşından büyük. Verdiği sözün yükünü kendi çeksin. Ben karışmam” İkinci seçeneğiniz ise: “Aman çocuğuma bir zarar vermeyin. Ben borç bulur yarın size öderim.”

Şimdi bakalım kamu ne cevap vermiş?