Ödemeler Dengesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ödemeler Dengesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ağustos 2019

Azalan döviz ihtiyacı kısa vadeli kaynaklarla finanse edilmiş

Yazılarımı takip edenler bilirler. Ödemeler dengesi verilerini yakından izlemenin ve doğru tahlil etmenin önemini sık sık vurgularım. Bana göre, dış borçlanma ve ülkenin döviz açığı, sadece ekonomik değil, aynı zamanda bir milli güvenlik sorunudur.
Tarihte örnekleri çok sık görüldüğü gibi, zaman zaman siyasi karar almayı zorlaştırabilir. Önceki yazımda bunun 1930’lar Almanya’sına ilişkin örneğini sizlerle paylaşmıştım. 
Ocak-Haziran arası yılın ilk yarısına ilişkin ödemeler dengesi verilerini, bu bağlamda, dikkatle ele alacağım. 
Ben ödemeler dengesine sadece cari açık perspektifinden bakmam. Cari açığın önemini yadsımamakla birlikte, ülkenin döviz ihtiyacını tek başına cari açık belirlemiyor. Cari açık, dış ticaret açığını gösterir. Bizim gibi dış borç yükü ağır, aşırı dolarize olmuş ülkelerin bir de “sermaye/finansman hesabı” açığı vardır.
Aşağıdaki tabloda, 2018 ve 2019 ilk yarılarının finansman ihtiyacı ve finansman kaynaklarının karşılaştırması görülüyor. 

2 Şubat 2018

Dış ticarette ne yaptığımızın farkında mıyız?

2017 yılı dış ticaret verileri açıklanınca aklıma hemen bu soru geldi.
Nasıl gelmesin ki! Dış ticaret açığı geçen yıl 76,7 milyar dolara ulaşmış. Önceki yıla göre yüzde 37’lik bir artış var. Açığın artış nedeni ithalatın, ihracattan daha hızlı büyümesi. İhracattaki yüzde 10’luk artışa karşılık ithalattaki artış yüzde 18. İthalattaki yıllık artış yaklaşık 35 milyar dolar.  Bu artışta en büyük pay petrol, altın ve demir, çelikte. Sadece bu üç kalemdeki artışın toplamı 24,5 milyar dolar (Artışın % 70’i).

Tamam, petrolümüz, doğal gazımız yok. Enerjide dışa bağımlıyız. Bu malların ithalatını anlıyorum. Ama dışa bağımlılığı azaltmak için, sanayide kullanılan teknolojiden tutun da otomobil üretimine kadar enerji tasarrufuna yönelik alınan önlemler yeterli mi? Enerji tasarrufu için havuç/sopa sistemi var mı? Uyana teşvik, uymayana en ağır ceza veriliyor mu? Varsa ne kadar etkin çalışıyor? Uygulamalar etkin ve yeterli ise neden enerji ithalat miktarını düşüremiyoruz? Çok soru sormayayım. Teknik ayrıntıları uzmanları daha iyi bilirler. Ama ekonomik açıdan sonucun yetersiz olduğu kesin.


Demir, çelik ithalatını da bir yere kadar anlamak mümkün. Üretmek için dışarıdan hurda ithal etmek lazım. Ancak bu kadar ithalata bağımlı üretim yapısını değiştirmek için orta vadeli bir planımız var mı?
Ama altın için akılcı bir neden bulmak çok zor. Dünya Gazetesi’nden Alaattin Aktaş, konuyu yıllar itibariyle incelemiş. Geçen yıl toplam altın ithalatı 16,5 milyar dolar. Benzer bir durum 2013 yılında da görülüyor. O yıl da 15,1 milyar dolar ithalat yapılmış. Sadece altın dış ticaretinden gelen açık, 2013’te 12 milyar dolar, 2017’de 10 milyar dolar. Yani ithalatın ana nedeni ihracat değil, iç piyasa. Daha ilginç olan şey, ticaretin büyük çoğunluğunun Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılması. Orada altın madeni mi var?

1 Ocak 2018

Türkiye'nin sıcak para macerası

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi dergisinin Aralık 2017 sayısının Kronik bölümünde yayımlanan "Türkiye'nin sıcak para macerası" başlıklı yazıma http://politics.ankara.edu.tr/dergi/pdf/72/4/97--KRONIK-Hakan-Ozyildiz.pdf bağlantısından ulaşabilirsiniz.

Bu çalışmanın amacı, sıcak paranın özgün ve özgür ekonomik ile siyasi kararların oluşturulmasındaki etkisini tartışmaktır. Ekonomisi bu kadar dövize bağımlı olan bir ekonomide bağımsız karar alma sürecinin çok zorlaştığını ortaya koymaktır.

Not: 2018 OHALsiz, BORÇLARIN AZALDIĞI, TERÖRÜN KALMADIĞI, İŞSİZLİĞİN OLMADIĞI BİR YIL OLSUN. GÜNLERİNİZ NEŞE, SAĞLIK, UMUT VE HUZUR DOLSUN.

4 Aralık 2017

Sıcak paracıların yüksek getiri avcılığı

Türkiye’nin 2018 yılında 210 milyar dolar bulması lazım.  Bunu ülkenin bir yıllık döviz talebi olarak düşünebiliriz.
İşin arz yanını basitleştirerek anlatmaya çalışayım. Elinde döviz kaynağı dolar, Euro bulunanların, gelişmekte olan ülkelere yönelik kaynak aktarma kararını nasıl aldıklarına bakalı
Yılın son ayları uluslararası yatırım bankalarının, fon yöneticililerinin en meşgul olduğu aylardır. Bir sonraki yıl için bütçeler hazırlanır, yatırım kararları ve alanları belirlenir.
Fon yöneticililerinin amacı yüksek getiri elde etmektir. Ancak öncelik güvenli alanlara kaynak aktarmaktır. Bununla beraber yüksek getiri riskleri de beraberinde getirdiği için risk ile getiri kaçınılmaz olarak beraber olmak durumundadır.
Sıcak paracılar, merkez bankalarından alabildikleri kaynaklarla orantılı olarak, ilk önceliği kendi ülkelerinin tahvil piyasalarına verirler. Tahviller, kamu kâğıdı olabileceği gibi şirket tahvilleri de olabilir ve çoğunlukla 10 yıl vadelidir. Tahvil kaynaklarını da kabaca ikiye ayırıp dağıtırlar: a- Kredi derecelendirme kuruluşlarından yatırım yapılabilir derecesi alan tahviller, b- Yüksek getirili tahviller. İlk gruba yatırım yapmak kolaydır. Buna karşılık getirisi de düşüktür. Oysa ikinci grupta riskler çoğalırken getiri de büyümektedir.

28 Eylül 2017

Orta Vadeli Programın sorunlu kurgusu ve artan Hazine borçlanma limiti

Orta Vadeli Program (OVP) ve Orta Vadeli Mali Program 2001 Reformlarının bir parçasıdır. Temel amacı; kur, enflasyon ve faiz başta olmak üzere makro değişkenler hakkında, kamu otoritesinin kamuoyuna ve piyasalara bir politika sözü vermesidir. Böylelikle, özel sektör yatırımcıları da daha belirgin bir ortamda yatırım kararı alabilecekler ve büyümeye dolayısıyla istihdam artışına katkı sunabileceklerdir.
Bu bağlamda OVP’lerde ilk bakılması gereken temel makro büyüklüklerdir. Eğer Programın orta direği yanlış kurulmuşsa yapısı da sorunlu olacaktır. Asıl doğruluğun sorgulanması gereken yer burasıdır. Bütçe ne olacak, borçlanma ne kadar olacak sorularının yanıtı daha sonra aranmalıdır.

Bu bağlamda kur varsayımıyla başlayalım. Döviz arzında bir değişim olacağını dünya âlem herkes konuşuyor. Hatta Alman Deutsche Bank o kadar ileri gitti ki, geçen hafta “Gelecek Finansal Kriz” başlıklı bir çalışma yayımladı.

Bu durumda, yıllık ortalama kur artışlarının yüzde 4-5’ler düzeyinde kalması oldukça zor. Yanı sıra, eğer kur artışı bu seviyede iken enflasyon yüzde 6-7’lerde olursa bu gelişme reel kurun yükselmesi anlamına gelecektir. Yüksek reel kur ithalatı ucuzlatacak, ihracatçıyı zorlayacaktır. Böylesi bir gelişme, OVP’nin ithalat, ihracat ve cari açık öngörülerini de zora sokacaktır.

Kur varsayımının tutmaması demek, yüksek geçişkenlik nedeniyle enflasyon hedefinin de tutmayacağı anlamına gelir. Dahası, OVP ile beraber açıklanan vergi paketi de yeni bir zam dalgasının gelmesine yol açacaktır. Bir yandan dış diğer yandan iç girdi maliyetlerinde başlayacak yukarı hareket, zaten yüksek olan enflasyonun yükselmesine neden olacaktır.

Eğer kur ve enflasyon tutmazsa faizlerin düşmesini beklemenin de bir anlamı kalmayacaktır. Bu yatırım ortamını etkileyecektir.

Yani OVP’nin temel kurgusunda sorun vardır.

Ama ben yine de büyüme ve mali denge tarafına bakmanın gerekli olduğunu düşünüyorum.

21 Eylül 2017

Döviz dengesi değişirken Türkiye’nin durumu

Beklenen FED kararı sonunda açıklandı. Yakında Avrupa Merkez Bankası (AMB) ve diğer büyük merkez bankalarının da benzeri kararlarını duyabiliriz. Eğer beklenmedik bir olay olmazsa artık ucuz döviz yok. Bir devrin sonuna geldik!
Bu bağlamda, öncelikle kısa vadeli döviz yükümlülüklerinin düzeyini dikkatli değerlendirmek lazım.

Dünyada dengeler değişirken Türkiye'nin döviz yükümlülükleri büyüdü. Haziran sonu itibariyle; yurt dışında yerleşiklerin Türkiye’den, 49 milyar $ hisse senedi, 123 milyar $ tahvili (38 milyar $’ı bankalara, 75 milyar $’ı kamuya, 10 milyar $’ reel sektöre ait),48 milyar $’lık mevduatı var. Diğer bir deyimle ekonominin 220 milyar dolarlık kısa vadeli yükümlülüğü var. (217 milyar $’lık krediler ve diğerleriyle beraber toplam yükümlülükler 647 milyar $’a ulaşıyor).

Bu yeni bir gelişme değil. Dünyada dövizin azalacağı ve faizlerin yükseleceğini bilen yabancılar Türkiye’ye, kısa vadeli kredi, hisse senedi, devlet borçlanma senedi ve mevduat gibi kısa vadeli fonları getirmeye başlamışlar. Yılın ilk yedi ayında 3 milyar $ kadar olan uzun vadeli döviz girişlerine karşılık 25 milyar dolarlık kısa vadeli finansman girişi oldu.

Özetle, dünyada döviz pahalılaşırken bizde ihtiyaç azalmıyor. Aksine dövize bağımlılık artıyor.

Ne demek istediğimi biraz daha açayım.

12 Ağustos 2017

Ödemeler dengesi yüksek faizle finanse edilmiş

Yazılarımı düzenli takip edenler bilirler. Ödemeler dengesi verilerine çok önem veririm. Makro dengeler arasında bir sıralama yapmak, genellikle doğru bir yaklaşım değildir. Ama ekonominin içinde bulunduğu konjonktüre göre değerlendirme yapmak için geçici öncelikler vermek gerekirse, kanımca öncelik ülkenin döviz dengesinde olmalıdır.
Ancak döviz dengesi deyince çoğu insanı aklına hemen cari açık geliyor. Oysa cari açık, döviz ihtiyacının sadece bir bölümünü açıklamaya yetiyor. Turpun büyüğü heybede misali, döviz ihtiyacının çoğunu doğuran kalemler borç geri ödemelerinde.
Bu kısa açıklamadan sonra, 2016-2017 yılları ilk yarılarının döviz finansman ihtiyacına ve nasıl karşılandığına bakalım.

25 Aralık 2016

Kur hareketlerini izlemek için cari açık yeterli bir gösterge mi?

Durun lütfen hemen itiraz etmeyin. İzin verin ne demek istediğimi açıklamaya çalışayım.
Öncelikle belirtmemede yarar var. Ben bir akademik iktisatçı değilim. Öyle literatüre katkı sağlamak gibi bir iddiam olamaz. Sadece akademisyenlerden ricam bu konuyu biraz daha farklı bir açıdan ele almaları.
Bir ülkenin döviz dengesi iki ana tabloda gösterilir. Birincisi ve ne çok bilineni ödemeler dengesi bilançosudur. Adı üstünde bir bilançodur. Belli bir tarih itibariyle, ekonominin döviz dengesini, giriş ve çıkışları gösterir. Öteki Uluslararası Net Döviz Pozisyonu (UYP) verileridir.  
Bildiğiniz gibi, ödemeler dengesi akım verileri, belli bir dönem içindeki değişimleri, gösterir. UYP ise stok rakamları. Yani UYP bir tarih itibariyle ülkenin döviz varlıkları ile yükümlülük stokunu içeriyor. Önemli bir gösterge olduğu kesin. Eğer varlıklar ile (borçlar dahil) yükümlülükler arasındaki fark açılıyorsa iyiye işaret olmadığını anlarız.

19 Aralık 2016

Önlem alınmazsa borç sarmalına girebiliriz

Terör yüzünden canından olan gencecik insanların resimlerine bakmakta zorlandığınızda borç hakkında yazmak inanın çok zor. Hele bir de unutamadığınız 12 Eylül deneyiminiz varsa; provokatörlerin, ajitatörlerin ülkenin başına açtıkları belaları unutamıyorsanız, işiniz biraz daha güçleşiyor. Böylesi bir ortamda borç sorunuyla kim ilgilenir diye kendinize soruyorsunuz.

Ama klasik bir laftır; hayat devam ediyor. Ekonomi durmuyor.

Önümüzdeki dönem borçlular için zorlu geçecek.

Dünyada borç stoku çok yükseldi. IIF (Uluslararası Finans Enstitüsü) toplam borcun 216 trilyon dolar, IMF ise 153 trilyon dolar olduğunu yazıyor. Aradaki fark az değil. Bununla beraber yorumcuların büyük çoğunluğu IMF verilerine itibar ediyor.

Rakamın ne kadar olduğu bir yana herkesin üzerinde anlaştığı bir konu var. Ülkelerde borç/milli gelir oranları devamlı yükseliyor. Yani borçlar, milli gelirden daha hızlı büyüyor. Bu ne demek? Alınan borçlar üretime gitmiyor. Ya ithalat için ya da üretken olmayan harcamalarda kullanılıyor. Özetle milli gelir borçlar kadar artmıyor.

30 Temmuz 2016

Dış finansman ihtiyacı cari açıktan fazla

Ülkemiz siyasi ve ekonomik olarak oldukça dalgalı bir dönemden geçiyor. Net döviz rezervlerinin durumu nedeniyle, ekonominin yönünü döviz dengeleri, dolayısıyla sıcak para hareketleri belirleyecek.

Bu bağlamda, konunun daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamak amacıyla bir tablo, bir de grafik hazırladım.

İlki Merkez Bankası ödemeler dengesi bilançosu verilerinden derlenen dış finansman ihtiyacı tablosu. 2015-2016 Ocak-Mayıs ayları dönemlerinin karşılaştırmasını içeriyor.

Görüleceği üzere, cari işlemler açığı azalıyor. Buna karşılık borç senedi ve kredi geri ödemeleri, geçen yıla göre daha fazla. Dolayısıyla, cari açık azalmasına rağmen ekonominin döviz ihtiyacı artmış. Diğer bir deyimle, önceden alınan dış borçları geri ödemek için cari açıktan daha fazla dövize gereksinim duyuluyor.

12 Haziran 2016

Özel sektörün dövizle borçlanması bu kadar kolay olmamalı

Ocak-Nisan ödemeler dengesi verileri piyasalarda olumlu karşılandı. Cari açık geçen yılın aynı dönemine göre 4 milyar dolar kadar azalmıştı. Bir anlamda ülkenin döviz gereksinimi düşüyor demekti.

Oysa ödemeler dengesi bilançosunu biraz değiştirip, ülkenin döviz finansman ihtiyacı ve finansman kaynakları açısından bakınca durum biraz farklı görünüyor.

Cari açık ile borç senedi ve kredi geri ödemelerinden oluşan döviz finansman ihtiyacı, yılın ilk dört ayında 26,7 milyar dolar olmuş. Bu rakam geçen yılın aynı döneminde 29,6 milyar dolarmış. Azalış var.

Buna karşılık, borç senedi ve kredi geri ödeme rakamlarında durum çok farklı. Geçen yılın ilk dört ayında 13 milyar dolar olan bu kalem, bu yıl 15 milyar doları geçmiş. Artış var. Hükümet ve reel sektörün dış borç geri ödemlerinde hemen hemen artış yok gibi. Buna karşılık bankaların dış borç geri ödemeleri geçen yıla oranla 4 milyar daha fazla.

O zaman bir saptama yapmakta yarar var. Durup durup 2001 Krizine atıfta bulunup, kamunun dış borcu yok korkmayın söyleminden vaz geçmek lazım. Ülkenin döviz ihtiyacı sadece kamudan gelmiyor. Bir de ekonomide ondan daha büyük yer tutan özel sektör var.

11 Mayıs 2016

Döviz hakkında karar alırken...

Biliyorum bu konudan sıkıldınız.

Ben de kendimi tekrar etmekten hiç hoşnut değilim. Zaten sınırlı sayıda okuyucuya ulaşabilen bir blok yazarı olarak sizleri sıkmayı hiç mi hiç istemem. Söz veriyorum. Bu konuya, çok önemli bir gelişme olmadıkça bir daha dönmeyeceğim.

Ama kendimi yine yazmak zorunda hissetmemin nedenini açıklayayım belki bana hak verirsiniz.

Bir hafta öncesine kadar döviz bollaşacak, korkmayın FED faiz yükseltmeyecek, her şey güzel olacak diyenler vardı. İnsanlara, özellikle döviz borcu olan küçük işletmelerin sahiplerine gaz verdiler.

Şimdi siyasi ortam gerilip, AB’ye serbest vizenin riske girmesi, terörün artması, yapısal reformların gündemden kalkması, başbakanın istifa ettirilmesi, anayasal sistemin tartışılmaya başlanması döviz kurunu yukarı itti.

Her şeyi bilen “ekonomi direktörleri” şimdi birden döndüler.

17 Mart 2016

Merkez Bankası’nın cephanesi minimumda

Dış dünyaya açık, sermaye hareketlerinin tamamen serbest olduğu bir ekonominin en önemli göstergesi döviz dengesidir. Ödemeler dengesi istatistiklerini derleyen merkez bankaları, döviz ihtiyaçlarını tahmin ederler. Eğer ülkeye gelen döviz ile ülkeden çıkan döviz arasında geçici bir uyumsuzluk varsa, rezerv kullanarak kur dalgalanmalarını önlemeye çalışırlar.

Mücadelede en kritik olgu “geçiciliktir”. Sorun kalıcı, yapısal ise merkez bankalarının yapabileceği çok fazla bir şey yoktur. Böylesi bir durumda çözümü hükümetler bulur. Yapılması gerekenler listesini siyasiler hazırlar.

Kısa vadede, uluslararası döviz rezervleri, merkez bankalarının kur istikrarını sağlamak için kullandıkları en önemli silahtır.

Ama hangi rezerv? Medyada genellikle brüt rezerv rakamları yayınlanır. Bugünlerde 100 milyar dolar civarında olan bu rakam bize her şeyi göstermez. Çünkü bu dövizlerin bir kısmı bankalara aittir. Bankalar, mevduatların bir kısmını zorunlu olarak TCMB’de tutarlar. Özetle bu para bankalara aittir. Bir mevduat çekilmesi olması durumunda otomatikman merkez bankasından dövizlerini alabilirler.

29 Şubat 2016

Cari açık neden azalmıyor?

Biliyorum, “Azalmadığını nereden çıkardın?” diye soracaksanız.

İsterseniz dış ticaret açığındaki azalışa bir bakın ve öyle karar verin. 2014 yılında 63,6 milyar dolar olan dış ticaret açığı, geçen yıl 16 milyar dolar azalarak 47,8 milyar dolara düştü. Buna karşılık, cari açıktaki azalış 11 milyar dolar. Aradaki fark diğer döviz gelir ve gider kalemlerinden kaynaklanıyor.

Diğer tanımının içine, başka kalemlerin yanı sıra; turizm, faiz, navlun, doğrudan yatırımlar, portföy yatırımları gibi işlemlerin gelir ve gider farkları giriyor.
Bunların en büyüğü yabancılara yapılan faiz ödemeleri, portföy giderleri ve yancıların ülkede yaptıkları doğrudan yatırımlardan elde ettikleri karların dışarıya transferleridir.

Bu tür döviz giderlerini yıllar itibariyle izlemekte yarar var. Çünkü, ekonomi ister yapısal uyum önlemleri sonucunda ister konjonktürel olarak dış ticaret açığını azaltsa bile, faiz ve portföy giderleri gibi kalemler, cari açığın azalmasında gereksiz direnç yaratır.

Ben bu bağlamda aşağıdaki tabloyu, bir önceki yılsonu verilerini içerecek şekilde yayınlıyorum. Bir konuya dikkatinizi çekmemde yarar var. Tabloda yer alan ara toplam cari açık kalemlerine dâhil edilir. Buna karşılık, “yabancıya ödenen DİBS faizi” kalemi içeride bütçeden, TL olarak ödenir. Tablo hazırlanırken yabancıların aldıkları TL’yi, dolara çevirdikleri ve paralarını yurt dışına götürdükleri varsayılmaktadır.

16 Ocak 2016

Cari açık azalıyor diye sevinmeyin döviz ihtiyacımız yerinde sayıyor

Geçen yılı FED kararlarını izlemek ve yorumlamakla geçirdik. Sonunda FED faizleri yükseltmeye başladı piyasalardaki arkadaşlar rahatladı. Artık biraz olsun önlerini görebiliyorlar.

Bu sene hepimiz petrolcü olacağız sanırım. Hangi ülkede ne kadar rezerv var, çıkarması kaça mal oluyor gibi enerji uzmanlarının konularını, piyasa ekonomistleri çalmaya başladılar. Raporlar yazılıyor, tahminler havada uçuşuyor. Nedeni belli. Türkiye ekonomisinin en can alıcı sorunu olan cari açık ve döviz ihtiyacı hakkında görüş oluşturmaya çalışıyorlar.

O kadar haklılar ki. Eğer FED, aniden çark etmezse, dünyada döviz likiditesi azalıyor. Eski günler geride kalacak. Buna bağlı olarak oynaklık artıyor. Sabah Çin’den bir haber geliyor borsalar, döviz aşağılarda, ertesi gün bir Amerikan verisi yayınlanıyor her şey tam tersi.

Böylesi ortamların doğal sonucu faizlerin yükselmesidir. Artık ucuz ve bol döviz bulabileceğimiz günleri arayacağız. Özetle döviz arzı azalacak.

Buna karşılık bizim döviz talebimiz de azalsa sorun olmazdı.

19 Eylül 2015

Ödemeler dengesi finansmanı biraz daha bozuldu

Temmuz ödemeler dengesi verileri yayımlanınca ekonomiyle, piyasalarla uğraşanların çoğu, cari açığın miktarına baktı. Beklenenden daha küçük açık rakamı gelince olumlu mesajlar, yorumlar, yazılar bir birini izledi. Hepsi Ağustos gelmeden, ağustos böceği gibi şarkılar söylemeye başladılar.

Ben, hemen finansman kalemlerine bakma alışkanlığımdan vazgeçemedim. Geçen yılla karşılaştırma yapmayı, finansman ihtiyacının azalıp azalmadığını, açığın hangi kalemlerle kapatıldığını araştırmaya başladım.

Her ay yaptığım gibi, TC Merkez Bankası’nın yayımladığı ödemler dengesi verilerinden aşağıdaki tabloyu çıkardım.

Sizi rakamlara boğmak niyetinde değilim.

Tabloyu özetleyeceğim:

26 Temmuz 2015

“Cari açık finanse edildiği sürece sorun değildir”

Son yılların en bilinen ekonomik vecizesi budur. Siyasi karar alıcılar ve teknisyenlere ne zaman cari açık yüksekliği hakkında bir şeyler söylense, hemen başlıktaki cümleyle cevap veriyorlar. Düz mantıkla bakınca yanlış bir tarafı yok. Doğal olarak, her hangi bir açık finanse ediliyorsa kısa vadede sorun olmaz.

Ama, biraz aklı selimle ve orta vadeli bir vizyonla bakınca işin rengi değişiyor. En önemli soru şu: Finansman kısa vadeli ve borç yaratan özellikte mi? Diğer bir deyimle, finansmanın ne kadarı borç yaratan ne kadarı borç yaratmayan işlemlerden?

Tablo 1’de yükümlülükler, borç yaratan ve yaratmayan başlıklarında ikiye ayrılarak gösteriliyor. Görüldüğü gibi, geçen yılın aynı dönemine göre borç yaratan işlemlerin miktarı büyümüş. Özellikle kredilerdeki ve mevduattaki artışlar oldukça hızlı.

Mevduatların yanı sıra Net hata ve Noksan kalemi de finansmanda önemli yer tutuyor.

24 Haziran 2015

Dışarıya net kaynak aktarımı

Bana göre bu topraklarda yaşanan ekonomik ve siyasi krizlerin kökeninde döviz dengesi yatar. Belki çok “profesyonel deformasyon” a uğramış bir görüş diyebilirsiniz. Ancak, 1960, 1971 ve 1980 öncesi Türkiye’de yaşanan döviz krizleriyle askeri darbelerin ve 2001 krizi sonrası yaşanan siyasi yıkımların ilişkisini araştırabilirsiniz.

Bu bağlamda yazılarımda çoğunlukla ekonominin dış dengesi üzerine yazmaya çalışıyorum.

Bu yazımda da dışarıya yaptığımız kaynak transferine farklı bir açıdan bakacağım. Hocaların hocası Prof. Dr. Korkut Boratav, bizim gibi ülkelerden (çevreden) metropoldeki yatırımcılara net kaynak aktarımları olduğunu belirtiyor.

23 Şubat 2015

Merkez Bankası faiz indiremez, “Borç alan emir alır”

Piyasalar yarını heyecanla bekliyor. TCMB’nin siyasi baskılara direnip faiz indirmeyeceğini düşünenler kadar tersini öngörenler de var.

Başlığın tırnak içindeki bölümü bana ait değil. Bir televizyon programında söylendi. Söyleyen kaynağını hatırlayamadı. Ama çok doğru ve acı bir söz.

Ne demek istediğimi açıklamadan önce gelin UYP, Uluslararası Yatırım Pozisyonu nedir, kısaca hatırlayalım. TC Merkez Bankası, ülkenin döviz hareketlerini izler. Yurt dışıyla yapılan her türlü mal ve hizmet alım satımını bankalardan ve gümrüklerden takip eder. Yanı sıra hisse senedi, tahvil gibi dövizli portföy yatırımlarını, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını, alınan  ve verilen tüm dövizli kredileri ödemler dengesi tablolarında izler ve yayımlar. Bu veriler bir aylık veya bir yıllık olarak yapılan işlemleri gösterir.

22 Ocak 2015

Dünya ekonomisi sürdürülemez bir dengede

Yaşadığımız dünya eşitsizlikler dünyası. İşin kötüsü bu eşitsizlikler her geçen gün daha da derinleşiyor. Sorun bir yandan ülkeler arasında diğer yandan zenginler ile fakirler arasındaki eşitsizliği artması.

Aslında insanlık son 60 yılda çok hızlı zenginleşti. II Dünya Savaşı sonrasındaki büyüme ivmesi, başta sanayileşmiş zenginler olmak üzere birçok ülkede refahı artırdı. Örneğin Çin, Kore, Tayvan gibi ülkeler, 1950 yılındakine oranla 25 kat daha zenginleştiler.

Buna karşılık, Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi birkaç ülke daha da fakirleşti. Afrika, Asya ve Latin Amerika’daki denize kıyısı olmayan ülkeler artan zenginlikte yeterince pay alamadılar.

Öte yandan insanlar arasındaki gelir dağılımı eşitsizliği de inanılmaz boyutlara ulaştı. Gazetelerde okumuşsunuzdur, Oxfam’ın Davos Dünya Ekonomik Formunda kullanılmak üzere yaptığı araştırmaya göre, en zengin yüzde 1’lik kesim yakında nüfusun kalanından daha fazla servete sahip olacak. Diğer bir deyimle, insanların yüzde 1’inin serveti yüzde 99’unun servetinden daha çok olacak. Bahsi geçen araştırmaya göre, 2014 yılında küresel servetin yüzde 48’i en zenginlere aitmiş. Bu oran 2020 yılında yüzde 54’e yükselecekmiş.

En tepedeki 80 dolar milyarderinin servetlerinin toplamı 1,9 trilyon dolar. Bu kesim servetini yılda ortalama 600 milyar dolar kadar büyütüyor. Artış hızı son yıllarda eskisine oranla daha fazla.

Neden?