FED etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
FED etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2019

Döviz rezervlerinin sıcak paracılar için önemi

Son günlerin en çok konuşulan konusu yine dolar, Euro olmaya başladı. Bir yandan birkaç hafta önce Londra’daki swap (takas) piyasalarında yaşananların etkileri konuşuluyor. Daha onun etkisi bitmeden, şimdide T.C. Merkez Bankası’nın rezervleri gündemde.
Dünya Gazetesi’nden Alaattin Aktaş’ın rezerv hesapları konusunda verdiği teknik bilgi uzmanların dikkatini çekmişti. Seçimin heyecanıyla, mazbata tartışmasıyla konu unutuldu. Sonra Financial Times konuyu ele aldı. Piyasalar ve karar alıcılar tepki vermeye başladılar.
Bana kalırsa tüm bu tartışmalara son verecek olan TCMB. Acilen açıklayıcı bir bilgi notu hazırlamalı. Rezervlerin nasıl izlendiği, hangi bilanço ve bilanço dışı kalemlerin hesaplara dâhil edildiği en geniş şekliyle açıklanmalı. Bu not piyasa uzmanlarına değil, iktisat bölümü öğrencilerine hitap edecek şekilde hazırlanmalı. Böylelikle her kesin farklı bir hesaplama yöntemi kullanmasının önüne geçilmeli. 
Aslında bu, şeffaflığı ve hesap verilebildiği ilke edinen her merkez bankasının yapması gereken bir şey.

1 Ocak 2019

Dünya yaklaşan sorunlara hazırlıklı değil

Yeni yıl yazım Türkiye hakkında değil. Çünkü, ekonominin dış kaynağa aşırı bağımlılığı nedeniyle, gelecek yılın gidişatını dışarıdan gelecek kaynak akışı belirleyecek. 
Dışarıdan gelen kaynak için iki faktör etkendir: İten faktörler ve çeken faktörlerÇeken faktörlerparanın geldiği ülkeye ait durumdur. Bizim için belirleyici etken, borç geri ödeme programı ve “yeni bir büyüme modeli” olacak. İthalata ve inşaata dayalı olmayan, üreten bir model. Olmazsa yeteri kadar ucuz ve bol kaynak bulunabilir mi? Göreceğiz.
Ben bugün iten faktörlere, paranın kaynağındaki, dışarıdaki şartlara değineceğim. Bir anlamda yatırımcıların paralarını bizim gibi ekonomilere “itmelerinin” nedenlerine özetle değineceğim.

19 Ekim 2018

Türkiye’ye sıcak para girişleri azalacakmış

Önce Amerikalı Papaz serbest bırakıldı. Ardından Hazine aylar sonra tahvil piyasalarından borçlanabildi. Yılbaşında 10 yıl vadeli tahvil için yatırımcıya % 5,2 getiri öderken, şimdi 5 yıllık tahvile %7,5 getiri ödemek zorunda kaldı.
Arada geçen sürede, diğer gelişmelerin yanı sıra ülke kredi notunun düşmesi de tahvil maliyetinin artışında önemli bir etken oldu.
Ardından döviz kurları aşağıya gelince, etrafta bir rahatlama havası göze çarpıyor.
Bu durum ne kadar sürekli olur anlamaya çalışalım.
Önce döviz talebitarafına bakalım.
TCMB verilerine göre, Ağustos 2018 – Ağustos 2019 arasındaki dönemde, Türkiye’nin vadesi bir yıldan az olan dış borç stokunun toplamı 175,2 milyar dolar.Bu toplamın 98,4 milyar doları bankacılık sektörünün, 70,6 milyar doları reel sektörün, kalanı kamunun borcu.
Yeni Ekonomik Programa göre, ekonomi 2019 yılında 26 milyar dolar cari açıkverecek. 
Rakamlar değişmez, varsayımlar tutarsa, Türkiye’nin toplam döviz ihtiyacı, yaklaşık 200 milyar doların üstünde olacak.
Öncelikle belirteyim. Bu benim önceki tahminlerimden 30 milyar dolar kadar aşağıda bir rakam. Sadece dış finansman açısından bakınca sevindirici. Ama büyüme açısından zor bir durum. Büyümek için dış finansmana, sıcak paraya bağımlı ekonomi küçülecek. İşsizlik artacak.
Şimdi gelelim döviz arzıtarafına.

16 Nisan 2018

Türkiye’nin borç yükünün TL/Döviz ayırımı

Yazılarımı izleyenler 2002-2017 arası Türkiye Borç Yükü verilerini devamlı yayınladığımı bilirler. 
Benzer veriler tüm dünya ve belirli gelişmekte olan ülke ekonomileri için Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF), Küresel Borç Gözlem Raporunda da yayımlanıyor. Türkiye verilerinde en önemli fark IIF finansal sektör borçlarını da dikkate alıyor. Dolayısıyla IFF ve benim rakamlarında farklılıklar var. Ancak aynı baza çekince, Türkiye için iki veri seti arasındaki rakam 3 puana kadar düşüyor. Farkın döviz kurları ve hanehalkının TOKİ’ye ve varlık yönetim şirketlerine borçları gibi rakamlardan oluştuğunu tahmin ediyorum.
IIF’e göre, geçen yılsonu itibariyle dünyanın toplam borçları 237 trilyon $’ıgeçti. Bu büyüklük, dünya gelirinin %318’ine karşılık geliyor. Borçların büyük bölümü reel sektöre ve hükümetlere ait. Sonra finansal sektör, ardından hanehalkı geliyor.  
Dünyadaki durumun ne kadar çözümsüz olduğunu anlatmama gerek yok.
Yazıyı çok uzatmamak adına ben Türkiye’nin borç durumunu ele alacağım. IIF verilerinin en önemli yanı, toplam borç yükünü (borç/milli gelir) kesimler itibariyle sınıflandırması ve daha önemlisi borçları yerli para (TL) ile dolar, Euro ve diğer döviz ayrımlarını vermesi.
IIF rakamlarından yararlanarak hazırladığım tablolarıaşağıda bilginize sunuyorum. (Bu arada merkezi hükümet için IFF verileri, nedense, 2009 yılından diğer kesimler için ise 2005 yılından başlıyor.)

6 Şubat 2018

Borsalar çıldırdı

Aslında hikâye 2013 Mayıs’ında başlamıştı. Biliyorum çoğunuz “Beş yıl öncesinden bahsediyorsun” diye tepki vereceksiniz. Haklısınız. İzin verin açayım.
O tarihte FED Başkanı Bernanke, merkez bankaları bilanço büyümesinin sonuna geldiklerini, parasal genişlemeye son vermeyi düşündüklerini, bu bağlamda faizleri de yükselteceklerini açıkladı. Hatırlayın başta gelişmiş ülkelerdekiler olmak üzere dünya piyasaları birden karıştı. Kurlar, faizler fırladı. Bir süre sonra, büyük merkez bankalarının yetkilileri teker teker açıklama yapmaya, geri adım atmaya başladılar.
İşi ağırdan alacaklarına vurgu yapmaya özel önem gösterdiler. Çünkü para sermaye piyasalarındaki trilyonlarca dolarlık türev ürünlerin zarar etme ve büyük finansal kuruluşların batma tehlikesi vardı.
Ama söylemlerinden de vaz geçmediler. Çünkü bol ve ucuz paranın özellikle hisse senedi, gayrimenkul ve emtia piyasalarında yarattığı balonlardan korkmaya başlamışlardı. Devamlı, varlık balonlarına dikkat çekerek, küçük yatırımcıları uyarmaya çabaladılar. Her ortamda 2018 ve 2019’un değişim yılı olacağını defaten belittiler.

31 Ekim 2017

Şaşırmaya gerek yok aldığımız borçları geri ödeme zamanı geldi

Borç alıp mal edinmek, tatile gitmek, tüketim yapmak insana önce hoş gelir. Ama geri ödeme zamanında çoğunlukla iş değişir. Hele bir de borç taksiti kadar gelir artışı olmamışsa, borç geri ödemesi kâbusa dönüşür.

Bu bağlamda dünya yeni bir döneme giriyor. Atanması beklenen FED Başkanı, döviz dengelerine yön verecek.  Ya hızlı ya da yavaş bilançoyu küçültecek. Bahsettiğim operasyon sıradan bir olay değil. Atilla Yeşilada yazmış: “Bakıyorum Bank for International Settlements verilerine. 2008-2017 zarfında Fed, AMB ve BoJ bileşik bilançosu 8,3 trilyon dolar genişlemiş, buna karşın bu 3 ülkenin ekonomisinde nominal GSYİH 2,1 trilyon dolar artmış. Nereye gitti kalan para? Mali varlıklara tabii ki.” Önemli bir kısmı da çeşitli finansal enstrümanlarla, borç olarak bizim gibi gelişmekte olan ekonomilere geldi.

Gelin bu bağlamda IIF’in (Uluslararası Finans Enstitüsü) Haziran 2017 sonu itibariyle yayımladığı borç rakamlarına bakalım.

21 Eylül 2017

Döviz dengesi değişirken Türkiye’nin durumu

Beklenen FED kararı sonunda açıklandı. Yakında Avrupa Merkez Bankası (AMB) ve diğer büyük merkez bankalarının da benzeri kararlarını duyabiliriz. Eğer beklenmedik bir olay olmazsa artık ucuz döviz yok. Bir devrin sonuna geldik!
Bu bağlamda, öncelikle kısa vadeli döviz yükümlülüklerinin düzeyini dikkatli değerlendirmek lazım.

Dünyada dengeler değişirken Türkiye'nin döviz yükümlülükleri büyüdü. Haziran sonu itibariyle; yurt dışında yerleşiklerin Türkiye’den, 49 milyar $ hisse senedi, 123 milyar $ tahvili (38 milyar $’ı bankalara, 75 milyar $’ı kamuya, 10 milyar $’ reel sektöre ait),48 milyar $’lık mevduatı var. Diğer bir deyimle ekonominin 220 milyar dolarlık kısa vadeli yükümlülüğü var. (217 milyar $’lık krediler ve diğerleriyle beraber toplam yükümlülükler 647 milyar $’a ulaşıyor).

Bu yeni bir gelişme değil. Dünyada dövizin azalacağı ve faizlerin yükseleceğini bilen yabancılar Türkiye’ye, kısa vadeli kredi, hisse senedi, devlet borçlanma senedi ve mevduat gibi kısa vadeli fonları getirmeye başlamışlar. Yılın ilk yedi ayında 3 milyar $ kadar olan uzun vadeli döviz girişlerine karşılık 25 milyar dolarlık kısa vadeli finansman girişi oldu.

Özetle, dünyada döviz pahalılaşırken bizde ihtiyaç azalmıyor. Aksine dövize bağımlılık artıyor.

Ne demek istediğimi biraz daha açayım.

24 Temmuz 2017

Yabancıların Türkiye ekonomisine bakışı değişiyor

Almanya ile başlayan son siyasi krizin doğrudan yabancı sermaye girişlerini olumsuz etkileyeceği söyleniyor.

Özetlemek gerekirse, yabancı yatırımcılar için iki tür piyasa vardır: Yatırım piyasası (Investing market) uzun vadeli doğrudan yatırıma uygun piyasa. Yani fabrika yatırımına ağırlık verilebilir ekonomiler. Örneğin, Çin, G. Kore gibi.

Kısa vadeli işlem piyasası (Trading market) deyimi ise Londra ve New York’taki uluslararası dev yatırım bankalarının “dealing room”larında (günlük işlem odalarında) kullanılan bir deyim. Uluslararası finansal piyasalarda kısa vadeli işlem yapan yatırımcıların geliştirdikleri tanımlardan biri.  

Gittikçe daha fazla finansallaşan dünyada, günlük 5-6 trilyon dolarlık döviz işlemi yapan “dealer”lar, (kısa vadeli finansal işlem uzmanla) uzun vadeli yatırımlarla ilgilenmezler. Onlar, üretken fabrika yatırımlarına kredi vermek, proje değerlendirmek gibi işlerden hiç anlamazlar. Emtia, döviz ve sermaye piyasalarında anlık işlemler yaparak para kazanırlar. Günlük mesailerinin çoğunu kur, hisse, enflasyon, faiz, CDS, hedge gibi kavramlarla geçirirler. Önlerinde dört-beş tane işlem ekranı, yakınlarında bir televizyon, üzerlerinde anlık hızlı ve doğru karar alabilmenin baskısıyla hayatları geçer.

16 Temmuz 2017

Dünyada büyük merkez bankalarının eli kolu bağlı

Küresel finansallaşmanın ve aşırı serbest kambiyo rejiminin (sermaye hareketleri) bir sonucu olarak ekonomide, işimiz gücümüz FED’i izlemek oldu. Üretimi, yatırımı, teknolojiyi, işsizliği unuttuk. Onlar neredeyse konu olmaktan çıktı. Varsa dolar, yoksa faiz, borsa.

Önceki yazılarımda da belirttim. Finansallaşmanın en büyük ektisi olan ucuz fonlama döneminin sonuna gelindi. Şimdi herkes; faizler ne zaman, ne kadar artacak? Merkez bankaları hangi hızla bilançolarını küçültecekler? Bunları çözmenin derdine düştü.

Sonunda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: Merak etmeyin merkez bankalarının eli kolu bağlı. Öyle hızla hareket edebilecek halleri yok.

Önce bir hatırlatma yapayım. Bankalar kısa vadeli para toplar, pasiflerine koyarlar. Bu fonları uzun vadeli kredilere, menkul kıymetlere yatırırlar. Para kazanırlar. Ancak bilançonun aktifi uzun, pasifi kısa vadeli olduğu için, bilançoda vade uyumsuzluğu vardır. Yöneticiler, (eğer bir de döviz riski yoksa) bu riski azaltmak için türev ürünleri kullanarak aktifi sigorta (hedge) ettirirler.

Sektörün bu sorununun farkında olan merkez bankaları, “finansal istikrarı” sağlamayı öne çıkarırlar. Hatta çoğu zaman enflasyon hedeflemesini bir kenara koyarak, finansal istikrarı sağlamak için önlem almaya çabalarlar.

23 Haziran 2017

Kamu borçlanması da hızla artmaya başladı

Borç yöneticilerinin bir temel kuralı vardır: Faizler yükselirken borcunu azalt, düşerken ihtiyacın kadar borçlan.

Gelin bu ilke ışığında gelişmelere göz atalım.

Son aylara kadar dünyada faizlerin yönü konusunda çok fazla tartışma yoktu. Şimdi yavaş yavaş, başta FED olmak üzere parasal sıkılaştırma, bilanço küçültme dönemine doğru gidildiği konuşuluyor. Politika yapıcıların söylemelerinde ne kadar tutarlı olduklarını zaman gösterecek. Ancak beklenmedik siyasi ve ekonomik gelişmeler olmazsa eğilimin yukarı yönde olduğu söyleyebiliriz.

O zaman, başlangıçtaki kural gereğince; ülke olarak kamudan başlayarak, özel sektör ve hane halkının sırtında ağırlaşan borç yükünü azaltacak önlemler almanın zamanı geldi. Hatta geçiyor bile.

Özellikle 2009 Küresel Krizinden sonra hızla artan reel sektörün ve hane halkının borçlanmasını, önce yavaşlatmak sonra düşürmek için bir şeyler yapılması gerekiyor. Eğer gecikilirse, dünyada faizler daha fazla yükselmeye başlayınca ekonominin zorlanması, belki de krize girmesi kaçınılmaz olacak.

27 Nisan 2017

Yata kata lüks otomobile Hazine garantisi

Değerli gazeteci kardeşim Sefer Yüksel’in Habertür’teki haberini okuyunca, geçirdiğim vertigo atağından kaynaklanan başımın dönmesi, biraz daha arttı.
Habere göre; Kredi Garanti Fonu (KGF) kefaletiyle verilen kredilerin toplamı 140 milyar lira olmuş. Alınan kredilerin bir kısmı amacına uygun olarak yatırımlar için kullanılmış. Bankacılılara göre; alınan kredilerin önemli bölümünün arsa alımına, lüks arabaya, ofis yeri satın alınmasına harcanmış. Hatta bazıları para fazla geldiği için bir bölümünü başka bankaya mevduat olarak yatırmışlar. Bazı firmalar da daha önce aldıkları KMH (Kredili Mevduat Hesabı) ile rotatif kredilerini, KGF kefaletine haiz kredileriyle kapatmışlar. “Bankacılar, şu ana kadar kullandırılan kredilerin yüzde 30’unun yeniden yapılandırma ve kredi kapama için kullanılmış olabileceğini tahmin ediyor”.
Bu garabet durumu açıklayabilmek için, önce kısaca kredinin ne olduğunu sonra da neden Hazine garantisinden bahsettiğimi açıklamaya çalışacağım.

4 Kasım 2016

Vergi alma borç al

Hazine 2017 yılı borçlanma (finansman) programını açıkladı. Geçmiş yıllardan gelen eğilim devam ediyor.

Birkaç rakam vereyim. Bu yıl borç stokunu 30 milyar lira civarında büyütecek olan Hazine gelecek yıl 37 milyar lira kadar yeni borç alacak. Yani toplam borç stoku bu tutarlarda artacak. Kur ve faiz tahminleri tutarsa, Hazine’nin toplam borç stoku (borcun anapara toplamı) 750 milyar lira civarında olacak.

Devletin, 2017 yılında, içeriden dövizle borçlanmayacağını anlıyoruz. Yanı sıra Hazine, Merkez Bankasında güçlü rezerv biriktirmeye ve piyasadan gelecek beklenmedik dalgaları göğüslemeyi amaçlıyor.

Dış borçlanma için konulan 6,7 milyar dolarlık hedef, yurt dışında şartlar ne olursa olsun ulaşılması kolay bir hedef. FED faiz artırsa bile bu miktarın 6 milyar dolarlık kısmını oluşturan tahvil borçlanmasını gerçekleştirmek zor olmayacaktır.

21 Eylül 2016

Hanehalkının yaşam koşulları ve genç işsizler ordusu üzerine

TÜİK iki önemli istatistik yayımladı. İlki Haziran işsizlik rakamlarını, ikincisi 2015 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasını içeriyor.

Önce işsizlikten başlayayım.

Genel işsizlik çift haneli rakamlara ulaştı, yüzde 10’un üstüne çıktı. İş aramaktan vazgeçen, iş bulmaktan ümidini kesenleri de eklerseniz rakam yüzde 20’lere yaklaşıyor. Diğer bir deyimle, çalışabilecek durumda olan her beş insandan birisi işsiz.

Ancak bundan daha önemlisi, aşağıdaki grafikte de görüldüğü gibi, genç işsizliğin son 75 ayın zirvesine ulaşılmış olması. Rakam yüzde 20,5 olmuş. Her beş gençten birisi işsiz. Buna iş bulmaktan ümidini kesen geçleri de eklerseniz, tahminen yüzde 25’e yaklaşır. Yani bu durumda, her dört gençten birinin işi yok.

Üniversite son sınıflara ders veriyorum. Öğrencilerimin bana en çok sordukları soru hep ayı: “Hocam nasıl iş buluruz?”  Ajitasyon olsun diye yazmıyorum. Ama gelin bu soruya, onların gözlerine bakarak, siz gerçekçi bir cevap verin.

25 Ağustos 2016

Borç batağından çıkmak için gelirler artmalı

Dünyada ekonomistler, ama olaya geniş açıdan bakabilenler, borç sorununa özel önem veriyorlar. Özellikle 1980’lerde başlayan ve günümüzde yayılarak devam eden, devletlerin, şirketlerin ve hane halklarının (ailelerin) gittikçe artan borçlanmasının neden ve sonuçlarını araştırıyorlar. Nedenler arasında en önde geleni, ekonominin tüm kesimlerinde, gelir = harcama eşitliğinin bozulması. Diğer bir deyimle, kimse ayağını yorganına göre uzatmıyor.
Gelirlerdeki azalışın nedeni şirketlerdeki borsaya açılması ve borsaların kar/temettü baskısı. Yanı sıra reel ücretlerdeki ve dolayasıyla harcanabilir gelirdeki azalma. Bu süreç büyümenin yavaşlamasına neden oluyor.
Bu sarmalı aşabilmek için, bankaların eskiden olduğu gibi üretken yatırımları kredilendirmesi gerekiyor. Oysa hane halkaları, bankaların teşvikiyle konut sahibi olabilmek ve daha fazla tüketebilmek için kredi talep etmeye başladılar. Merkez bankları da bu furyaya destek olmak amacıyla ucuz fonlama (düşük faiz) politikaları uyguladılar. Düzenleyici denetleyici otoriteler mevzuatı gevşettiler.

20 Ağustos 2016

2001 Krizinde ve bugün Türkiye’nin döviz dengesi

Son günlerde medyada derin dünya ve Türkiye tahlilleri yapılıyor. Konuşulanları, yazılanları anlayabilmek için çoğu zaman kendimi “derin tahlil üstadları”nın yerine koymaya çalışıyorum. Ne kadar derin konuşuyorlar! Türkiye’ye değişik roller biçiyorlar. Bölgede hatta dünyada önder ülke mi olmuyoruz! Emperyalizmin saldırılarını mı püskürtmüyoruz!
Ama kimse, ekonominin gücünden söz etmiyor. Ne kadar dışa bağımlı olduğu konusunda konuşmuyor. Neden uluslararası derecelendirme kuruluşları ve FED neredeyse günlük işimiz olduğunu sorgulamıyor. Bu şartlarda daha büyük bir siyasi güç olunması için gereken ekonomik önlemlerden hiç bahsedilmiyor. Konu, “Ben ekonomist değilim onu uzmanları çözsün” denerek geçiştiriliyor.
Ben çözerim diyemem. Ama Türkiye’nin dışa bağımlılığı ne durumdadır, özetlemeye çalışayım.
Aşağıdaki Tablo, TC Merkez Bankası’nın 2001, 2015 yılsonları ile Haziran 2016 itibariyle yayımladığı, ülkenin Net Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) nu gösteriyor. Diğer bir deyimle, Türkiye’nin döviz varlıkları ile döviz yükümlülükleri (borçları) arasındaki farkı özetliyor. Bazı rakamlara göz atalım.

14 Ağustos 2016

32 trilyon dolarlık açık ve imam (FED) cemaat (GOP) ilişkisi

İki rapor ile başlayayım.
İlki Amerikan sosyal güvenlik sisteminin geleceğini inceleyen “Social Security and Medicare Boards of Trustees” raporu. Üyeleri arasında ABD Hazine, Çalışma ve Sağlık Bakanlarının da bulunduğu komitenin hazırladığı rapor sistemin geleceğine yönelik önemli sonuçlar içeriyor. ABD emeklilik ve sağlık sisteminin geleceği konusunda hiç güzel haberler vermiyor. (ABD emeklilik sisteminin bireysel emeklilik fonlarına dayalı olduğunu unutmayın lütfen.)
Rapor göre, 2019 yılına kadar sistemin gelirleri giderlerinden fazla. Yani sorun yok. Bu tarihten 2030’lu yıllara kadar sistem, varlıklarının gelirleriyle idare ediliyor. Ancak hemen, yeni seçilen başkan döneminde, radikal önlemler alınmazsa, sistem ileride açık vermeye başlıyor. Ve bu yüz yılın sonuna doğru açık miktarı, belirli varsayımlara göre, bugünün parasıyla 32 trilyon dolara ulaşıyor.
Süre size çok uzak gelebilir. Haklısınız. Ancak unutmayın, 2019 sonrasındaki gelirlerin sisteme katkı sağlaması için, bireysel emeklilik fonlarının çoğunun yatırıldığı ABD tahvillerinin getirilerinin pozitif olması gerekiyor.
Bugün dünya tahvil piyasasında yaklaşık 10 trilyon dolarlık kağıt negatif faiz geliri elde edebiliyor. Yani yatırımcılar, tahvil sahiplerinden gelir elde etmiyor, onlara para ödüyorlar. Bunun nedeni büyük merkez bankalarının parasal genişleme politikaları.
Burada ikinci rapora göz atalım.

11 Mayıs 2016

Döviz hakkında karar alırken...

Biliyorum bu konudan sıkıldınız.

Ben de kendimi tekrar etmekten hiç hoşnut değilim. Zaten sınırlı sayıda okuyucuya ulaşabilen bir blok yazarı olarak sizleri sıkmayı hiç mi hiç istemem. Söz veriyorum. Bu konuya, çok önemli bir gelişme olmadıkça bir daha dönmeyeceğim.

Ama kendimi yine yazmak zorunda hissetmemin nedenini açıklayayım belki bana hak verirsiniz.

Bir hafta öncesine kadar döviz bollaşacak, korkmayın FED faiz yükseltmeyecek, her şey güzel olacak diyenler vardı. İnsanlara, özellikle döviz borcu olan küçük işletmelerin sahiplerine gaz verdiler.

Şimdi siyasi ortam gerilip, AB’ye serbest vizenin riske girmesi, terörün artması, yapısal reformların gündemden kalkması, başbakanın istifa ettirilmesi, anayasal sistemin tartışılmaya başlanması döviz kurunu yukarı itti.

Her şeyi bilen “ekonomi direktörleri” şimdi birden döndüler.

29 Nisan 2016

Dolar ne olur?

Ah bir bilsem. (Bilsem her işi bırakır döviz alır satarım)

Bu işin uzmanları var. Onlar kısa vadeli iniş çıkışları tahmin edebiliyorlar. Bu tahminleri doğrultusunda para kazanıyor veya kaybediyorlar. İşleri çok kolay değil.

Ancak, özellikle bizdeki gibi dışa tamamen açık ekonomilerde doların geleceği, doğal olarak, sadece iç dengelerle belirlenmiyor. Asıl belirleyici olan doları basan ABD’nin dengeleri. Her egemen ülke gibi onlar da kendi çıkarlarına bakarak karar alıyorlar.

Amerikan ekonomisinin yakın gelecekte yaşaması olası gelişmelerin FED’in faiz yükseltme kararında etkin olacağını söylemek gereksizdir sanırım.

Siz bakmayın FED’in açıklamalarındaki, “dünyadaki ekonomik gelişmeler” laflarına. Orada söylenmek istenen şey özetle şöyle: ABD’li yatırımcıların içerde ve dışarda para bağladıkları trilyonlarca dolarlık, faize dayalı türev ürünleri var. Faiz yükselmeye başlayınca bu alanda sıkıntılar ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, Amerikan merkez bankası, bir yandan bu diğer yandan ucuz kredi olanaklarını çoğaltmak, ABD Hazinesine yardım etmek için işi ağırdan almaya çabalıyor.

Bu resmin bir yanı.

24 Nisan 2016

Dış dengede asıl sorun ara malı dış ticareti açık veriyor

Ana akım medyada izliyor, okuyorsunuzdur. Uzun unvanlı insanlar çıkıp, ekonomi yıllık üç mü büyümüş beş mi tartışıyorlar. Kimse, büyüme nasıl olmuş, dışa bağımlılık ne kadar, sorgulamıyor. Diğer ülkeler bizim kadar başarılı değil demeye getirip millete gazı veriyorlar.

Ancak herkes büyümenin dışa bağımlılığını biliyor. “Ne yapalım bu kısa sürede değişmez” diyerek konuyu geçiştiriyor.

Aslında konu hayati öneme sahip. Güzel olan bu gibi sorunları araştıranlar eksik olmuyor.

Geçenlerde elime T. Kalkınma Bankası’nın Ocak 2016 tarihli bir araştırması geçti. Sayın Ömür Genç “Türkiye Ara Malı Dış Ticareti”ni araştırmış. http://www.kalkinma.com.tr/data/file/raporlar/ESA/ga/2016-GA/Turkiye_Ara_mali_Dis_Ticareti.pdf

Değerli araştırmayı dikkatle okumanızı öneririm.

Çalışma hammadde ve ara malı tanımı yaparak başlamış. “Hammadde; üretilecek ürünün yapısına şekil veya bileşim değiştirerek giren maddelerdir. Ara malı ise başka bir malın üretim sürecinde girdi olarak kullanılan mallarıdır.”

18 Nisan 2016

ABD Kongresi Suudilerden emir alacak mı?

Dikkatinizi çekmiştir. Bloğun açılış sayfasında “Borç alan emir alır” sözü yer alıyor.
Tarihte, özellikle Osmanlı tarihinde, dış borç hikâyeleri hep aynı sonla bitiyor. Aşırı borçlanma, kısa vadede, iç ve dış politikada oy almak için popülist etkiler yaratıyor. Vergi almakta kaçınan politikacılar borç almayı ve harcamayı seviyorlar. Ama uzun vadede, geri ödeme zamanı gelince işlerin karıştığı görülüyor.

Yeni ve oldukça ilginç bir borç hikayesi yeni gazetelere düştü.

Biri Cumhuriyetçi diğer Demokrat iki ABD’li senatör, New York’taki 11 Eylül Terör Olaylarına ilişkin bir yasa taslağını ABD Kongresinde gündeme getirdiler. Teklif yasalaşırsa, olayın mağdurları, 11 Eylül eylemcilerine yardım ettiği düşünülen yabancı hükümetler hakkında dava açabilecekler.