Yapısal reform etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yapısal reform etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2019

Özel sektörün dış borçlarını kim, nasıl ödeyecek?


Türkiye’nin dış borç stoku, 2018 yılı sonunda 445 milyar dolara inmiş. Verilere nominal büyüklük olarak bakınca sevinilecek bir gelişme.

Ancak, milli gelire oran olarak hesapladığımız reel borç yüküne bakınca iş değişiyor. Daha önce belirttiğim gibi, 1989 yılından bu yana en yüksek düzeye ulaşmış. Rekor kırılmış. Aşağıdaki grafikten de görüldüğü üzere, 2001 krizinde %56,5 olan dış borç/GSYH oranı, geçen yılsonunda %56,7 olmuş.



Dış borçların 298,4 milyar doları (% 67’si) özel sektöre ait. Oysa önceki kriz yıllarından önce, 1993 yılında özel sektörün dış borç stokundaki payı sadece %33, 2000 yılanda ise %46 imiş.

14 Eylül 2018

Sorunu Merkez Bankası yaratmadı çözecek olan da o değil


T.C. Merkez Bankası son yılların en büyük faiz artırımını yaparak hepimizi şaşırttı. Para piyasaları, kararı büyük bir coşkuyla karşıladı. Bazıları öyle ileri gitti ki, artık sorun kalmadı demeye başladılar.

Oysa ekonomide yaşanan bir kur krizi değil. Yani sorun Merkez Bankasının çözebileceği bir dert değil. Sorun yüksek dış borç ve ekonominin aşırı dolarize olması. Dış borcun büyüğü de özel sektöre ait. Mart 2018 verilerine göre 467 milyar dolarlık dış borç stokunun yüzde 70’i (325 milyar doları) özel sektörün ödemesi gereken miktar.

Dünyada döviz bolken alınmasına izin verilen borçların geri ödenme zamanı geldi. Borç verenler, reel sektör şirketlerinin nereden döviz bulunacağını ve borçlarını nasıl ödeyeceklerini merak ediyorlar. Yeteri kadar döviz rezervi var mı? Cari açık ne durumda? Ekonomi yeteri kadar büyümezse, şirketler nasıl satış yapıp borç ödeyecekler? Hadi TL buldular, dünyada döviz azalıyor, eskisi kadar kolay dolar, Euro bulabilecekler mi?

Kreditörler bu ve benzeri sorulara cevap ararlarken, jeopolitik riskler, iç politika yanlışları ve “yalama saçlı” Trump nedeniyle hızla yükselen döviz kurunun, döviz borçluları üzerinde yaratacağı tahribat nedeniyle paniklemeye başladılar. Yükselişi durdurması için TCMB’den medet umdular. Ama gerekli karar zamanında alınamadı. Ağustos başında 4,90 TL’lerde olan dolar kuru 7 TL’lere kadar çıktı. Karar sonrası 6,1 TL’ye yaklaştı. Karar geç alınınca, bunca faiz yükseltilmesine rağmen kur eski yerine dönmedi.

Dönmedi ama faizler yukarı çıkmış oldu.


11 Mayıs 2018

Şirketlerin döviz pozisyonu açığına dikkat

Son günlerde döviz kuru hızla yukarı giderken, şirketlerin kredi yapılandırmaları en çok konuşulan konulardan birisi. Koca koca şirketlerin isimleri ortalıkta uçuşuyor. 
Dedikoduların yaygınlaşmasının nedenlerinden birisi, şirketlerin yüksek döviz borcu olması. TCMB verilerine göre, finansla kesim dışındaki firmaların döviz varlık ve yükümlülükleri arasındaki fark, Şubat 2018 itibariyle 223 milyar dolarayaklaştı.
Diğer bir deyimle, şirketler kesiminin, döviz varlıkları yükümlülüklerini karşılamaktan uzak. Aşağıdaki grafik, 2008-Şubat 2018 arasındaki dönemde, reel sektörün döviz varlıklarının döviz yükümlülüklerine oranını gösteriyor. Görüldüğü gibi 2008 yılında varlıklar yükümlülüklerin neredeyse yarısına karşılamaya yetiyormuş. Oysa artık bu oran yüzde 35’in altına düşmüş. Yani döviz varlıkları, borçların sadece üçte birini karşılayabiliyor.
2009 sonrasındaki hızlı bozulmaya dikkat lütfen. Bu tarih çok önemli: Çünkü o yıl, döviz geliri olamayan şirketlere yurt içinde dövizle borçlanma olanağı verildi. Döviz geliri olmayanlar, TL kredilerden ucuz diye, döviz kredilerine yöneldiler.

2 Ağustos 2017

Kamu borçlanmasında son durum

Ağustos-Ekim İç Borçlanma Stratejisi yayımlanınca, her zamanki gibi, detaylarına baktım.
Hazine bu yıl programladığından fazla borçlanacak. Açıklanan Hazine Finansman Programında, 2017 yılında yıllık toplam 117 milyar lira yeni borçlanma öngörülmüştü. Oysa Hazine, şu ana kadar yaptığı ve açıkladığı program ile Ocak-Ekim arasında140 milyar liradan fazla borçlanma yapacak gibi görünüyor. Daha programı açıklanmayan Kasım ve Aralık ayları da var.
Anlaşılacağı gibi, rakamların Ocak-Haziran arası döneme ait olanları kesin, diğerleri tahmini. Ancak, kesin olan bir şey var, Hazine programladığından fazla borçlanıyor. Kimden? Bankalardan.
Yanı sıra KİT borçlanma verilerine bakınca orada da dikkat çeken bir durum var. Önceki yıl 8,1 milyar lira olan ticari banka borçları, Mart 2017 itibariyle 13,1 milyar liraya ulaşmış. KİT’ler de bankalara yönelmişler.
Rakamları yenilenmediği için net bir şey söylemek çok zor. Ancak belediyelerde de ticari bankalardan borçlanma eğiliminin arttığı kesin.

20 Temmuz 2017

Bütçesini tutamayan devlet ve çişini tutamayan kişi!

Siyasetçiler ekonomik büyümenin seçmenin oy tercihlerinde önemli etken olduğuna inanırlar. Seçim zamanı gelince, yol şartları ne olursa olsun kamyonun gazına basarlar.

Son referandum ve erken seçim söylentileri, tekrar gaza basıldığını gösteriyor. Bu ortam, artan bütçe açığında, cari açıkta ve finansal sektörde (makro ihtiyari tedbirlerde) gevşeme işaretlerini çoğaltıyor.

Bu bağlamda, önce konut ve beyaz eşyada KDV ve ÖTV indirimleri geldi. Ardından istihdam teşvikleriyle vergi ve SGK ödemelerini kamu üstlendi. Kamuya elaman alımına hız verildi. Vergi ve SGK alacakları birkaç ay aradan sonra yeniden yapılandırıldı.

Yanı sıra büyümenin motoru olan borçlanmanın yavaşlamaması için Kredi Garanti Fonu’nun (KGF) kapsamı genişletildi. Sonrasında bankaların özkaynak hesaplama yöntemi değiştirildi, tahsili gecikmiş alacaklardan kalan gayrimenkullerin sermayeye eklenmesine izin verildi. Son olarak, birden fazla tüketici kredisi borcu olanların sorunlu kredileri için, bankaların ayırması gereken karşılıklarda yumuşamaya gidildi.
Finansal sektördeki gevşemeleri şimdilik bir kenara bırakalım.

Bütçenin ilk altı aylık performansına bakalım.

17 Mayıs 2017

Washington Konsensüs yıkılırken Türkiye

Yazılarımda sık sık belirttiğim gibi, kapitalizm içine düştüğü bunalımdan çıkış yolu bulmakta zorlanıyor. Şartlar önceki krizlerden farklı. O günlerde lider ülkeler, sözü dinlenen akil adamlar, iktisatçılar vardı. Örneğin 1929 Buhranından çıkarken Keynes’i herkes dikkate aldı. Özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında, yeni hegemon ABD, kendi isteklerini “demokratik (?!)” ortamda kabul ettirdi.

Benzeri bir gelişmeyi 1990’larda Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra gördük. ABD, AB ve Japonya yeni dünya düzenini şekillendirirken “Washington Konsensüs” diye bir projeyi dünyaya tanıttılar.

Küreselleşmenin ana ilkeleri bu projeyle ortaya konuldu.

Özetle, dört ana ilkesi vardı: Bir, mal ve hizmet ticareti serbestleşecekti. İki, sermayenin sınır ötesi hareketlerine bir sınırlama getirtilmeyecekti. Üç, göç ve emeğin serbest dolaşımı olabildiğince rahat olacaktı. Dört, kamunun ölçeği küçültülecekti.

7 Nisan 2017

Borca dayalı büyüme kırılganlıkları artırıyor

Son günlerde iki önemli veri yayımlandı.

İlki TÜİK’in büyüme rakamlarıydı.

Ne yazık ki, rakamlardan çok teknik dayanakları tartışıldı. Akademisyenler ve işin deneyimli uzmanları, rakamların tutarlılığını artırmak için yapılması gerekenleri, özenle kamuoyunun bilgisine sundular.

Bunları şimdilik bir yana koyarsak, 2016 yılındaki yüzde 2,9’luk büyüme oranına en çok katkıyı sağlayanlar arasında özel tüketimi ve kamu harcamalarını sayabiliriz.
Hanehalkının tüketimini tetikleyen faktörlerden birisi, geçen yılbaşında yapılan asgari ücret artışları. Bir de bireysel kredilerdeki artışların etkisi var. Diğer bir deyimle, harcamalar en çok gelir artışlarıyla değil borçlanmayla finanse edilmiş.

Diğer veriler IIF (Uluslararası Finans Enstitüsü)’ne ait. Dünyadaki borç artışına dikkat çekiyor. Dünyada 1996 yılında 63,5 trilyon dolar olan toplam borçlar, 2016 sonunda 216 trilyon dolara ulaşmış. Devasa değişim. Artış hızı en yüksek olan alan, yükselen piyasa ekonomilerindeki reel sektör şirketleri. Ardından gelişmiş ekonomilerdeki kamu otoriteleri geliyor.

25 Şubat 2017

Mali disiplin ne alemde?





Faiz dışı denge (FDD) günlük ekonomi literatürüne 2001 Kriziyle girdi. IMF, hızla artan kamu borç stokunun aynı hızla düşürülmesi için bütçede faiz dışı fazla (FDF) verilmesini şart koştu.

Türkiye, büyük ekonomik ve siyasi bedeller ödeyerek yüksek FDF verdi. Yapısal reformlarla büyük bir mali uyum hayata geçirildi. O kriz sonrasında, ekonominin yüksek büyüme ivmesi yakalamasının arkasında bu başarı vardır.

Sonrasında ülkenin borç yapısı değişti. Borç yükü kamudan şirketlere ve hanehalkına kaydı. Böylelikle kamu borç stokunun milli gelire oranı kabul edilebilir seviyelere düştü. Ondan sonra da faiz dışı denge gündemden çıktı.

Oysa bütçedeki faiz harcamaları dışında kalan harcamalar ile toplam gelirler arasındaki farkı gösteren FDF, kamu borç stokunun durumu ve geleceği açısından önemli bir göstergedir. Ne kadar yüksek olursa, yıllık yeni borçlanma (borç stokunun artışı) o kadar az olur.

Türkiye’de iki tane faiz dışı denge tanımı kullanılıyor. Bir tanesi Maliye Bakanlığı’nın klasik tanımı: Bütçenin tüm gelirleri ile faiz için yapılanlar hariç, harcamalar arasındaki farkı gösteriyor. Tüm gelirler deyince vergi gelirleri, vergi dışı gelirler ve diğer bir defalık gelirlerin tümü hesaba katılıyor.

23 Eylül 2016

Borç sarmalından çıkamıyoruz



Ekonomide haftanın konusu, kredi katları ve tüketici kredilerine yeniden getirilen borçlanma kolaylıklarıydı. Birkaç yıl önce tüketim ve ithalatı tetikliyor, cari açık artıyor diye değiştirilen kurallara, büyüme yavaşlayınca geri dönüldü.

Bu değişiklik beni daha önce düzenli olarak yayınlarım genel borçluluk verilerine götürdü. Gelinen aşamayı daha iyi anlayabilmek için, Türkiye’nin borç rakamlarını 2016 yılının ilk yarısı için güncelledim.

Ancak bazı veriler henüz tam güncel değil. Hazine KİT borçlarını Mart sonu itibariyle yayımlanmış. Muhasebat Genel Müdürlüğü belediyelerin bankalara olan borçlarını geçen yılın sonundan sonra güncellememiş. Ben de Haziran için, oldukça muhafazakâr bir tahmin yapmaya çalıştım. Dahası yılın ilk yarısı için millî gelir rakamını bulmak amacıyla önceki dört çeyrek büyüme rakamlarını yıllıklandırdım. Yani o da bir tahmin.

Bu çerçevede hazırlanan aşağıdaki ilk tabloda veriler nominal olarak yer alıyor. Görüldüğü gibi yılın ilk altı ayında Hazine’nin iç ve dış borçlarında çok önemli bir artış yok. KİT ve belediye borçları ise güncel olmadığı için şimdilik değerlendirmesini bir kenara koyalım.

20 Ağustos 2016

2001 Krizinde ve bugün Türkiye’nin döviz dengesi

Son günlerde medyada derin dünya ve Türkiye tahlilleri yapılıyor. Konuşulanları, yazılanları anlayabilmek için çoğu zaman kendimi “derin tahlil üstadları”nın yerine koymaya çalışıyorum. Ne kadar derin konuşuyorlar! Türkiye’ye değişik roller biçiyorlar. Bölgede hatta dünyada önder ülke mi olmuyoruz! Emperyalizmin saldırılarını mı püskürtmüyoruz!
Ama kimse, ekonominin gücünden söz etmiyor. Ne kadar dışa bağımlı olduğu konusunda konuşmuyor. Neden uluslararası derecelendirme kuruluşları ve FED neredeyse günlük işimiz olduğunu sorgulamıyor. Bu şartlarda daha büyük bir siyasi güç olunması için gereken ekonomik önlemlerden hiç bahsedilmiyor. Konu, “Ben ekonomist değilim onu uzmanları çözsün” denerek geçiştiriliyor.
Ben çözerim diyemem. Ama Türkiye’nin dışa bağımlılığı ne durumdadır, özetlemeye çalışayım.
Aşağıdaki Tablo, TC Merkez Bankası’nın 2001, 2015 yılsonları ile Haziran 2016 itibariyle yayımladığı, ülkenin Net Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) nu gösteriyor. Diğer bir deyimle, Türkiye’nin döviz varlıkları ile döviz yükümlülükleri (borçları) arasındaki farkı özetliyor. Bazı rakamlara göz atalım.

10 Ağustos 2016

Ekonominin geleceği riskli ülkeler listesinden hızla çıkmamıza bağlı

Para ve sermaye piyasalarda sabit getirili enstrüman yatırımcılarının davranışları ile hisse senedi yatırımcılarının davranışları farklıdır.  (Sabit getirili enstrümanlar, vade sonunda getirisi belli olan tahvil ve bonolardır)
Hisse senedi yatırımcıları için saatlik ve/veya günlük işlemler ağırlıklı olabilir. Buna karşılık bono/tahvil yatırımcıları daha uzun vadeli bakış açısıyla hareket ederler. Bu bağlamda, yatırımcıların orta vadeli beklentilerini tahlil etmek için onların davranışları iyi bir yol gösterici olabilir.
Ancak böylesi tahlilleri yaparken unutulmaması gereken kesin bir kural vardır: Kim olursa olsun, her yatırımcı bilançosuna göre pozisyon alır. Diğer bir deyimle, pasifinin vadesi kadar uzağı görebilir. Vizyonu o kadardır. Ona göre davranır. İşine geliyorsa, örneğin satıcı ise ülkeyi/piyasayı över, eksiklikleri/sorunları geri plana atar.
Dolayısıyla, piyasa oyuncularının beklentilerini tahlil ederken birinin veya birkaçının görüşleri üzerinden hareket etmemekte büyük yarar vardır.
Böylesi bir girişi yapmamın nedeni; son aylarda yabancı bankaların tahvil satma eğilimi. Bankalar Türk tahvillerinden çıkarken, yerli yatırımcılar ile yabancı banka dışı finans kuruluşları alıcı durumundalar.

27 Haziran 2016

“Nereden bulursan bul döviz getir” barışı

Hükümet geçen hafta TBMM’ne bir kanun tasarısı gönderdi.

Tasarının adı “Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”. Oldukça kapsamlı bir tasarı. Ama nedense (!), kamuoyunda en çok geçici 2. Maddesinde yer alan “varlık barışı” dikkat çekti.

Hâlbuki tasarıda; AR-GE teşvikleri, finans kurumları arasındaki farklı uygulamaların kaldırılması, faizsiz finans ürünlerinin yaygınlaştırılması, vergi ile SGK kesintilerini birleştirmeye yönelik düzenlemeler gibi birçok değişiklik var.

Söz konusu önlemler daha çok var olan yatırımların genişlemesine yönelik. Ama ekonomiye lazım olan yeni yatırımlar.

Yeni yatırım kararı alacak yatırımcılar için ilk bakılacak şey bunlar değil.

12 Haziran 2016

Özel sektörün dövizle borçlanması bu kadar kolay olmamalı

Ocak-Nisan ödemeler dengesi verileri piyasalarda olumlu karşılandı. Cari açık geçen yılın aynı dönemine göre 4 milyar dolar kadar azalmıştı. Bir anlamda ülkenin döviz gereksinimi düşüyor demekti.

Oysa ödemeler dengesi bilançosunu biraz değiştirip, ülkenin döviz finansman ihtiyacı ve finansman kaynakları açısından bakınca durum biraz farklı görünüyor.

Cari açık ile borç senedi ve kredi geri ödemelerinden oluşan döviz finansman ihtiyacı, yılın ilk dört ayında 26,7 milyar dolar olmuş. Bu rakam geçen yılın aynı döneminde 29,6 milyar dolarmış. Azalış var.

Buna karşılık, borç senedi ve kredi geri ödeme rakamlarında durum çok farklı. Geçen yılın ilk dört ayında 13 milyar dolar olan bu kalem, bu yıl 15 milyar doları geçmiş. Artış var. Hükümet ve reel sektörün dış borç geri ödemlerinde hemen hemen artış yok gibi. Buna karşılık bankaların dış borç geri ödemeleri geçen yıla oranla 4 milyar daha fazla.

O zaman bir saptama yapmakta yarar var. Durup durup 2001 Krizine atıfta bulunup, kamunun dış borcu yok korkmayın söyleminden vaz geçmek lazım. Ülkenin döviz ihtiyacı sadece kamudan gelmiyor. Bir de ekonomide ondan daha büyük yer tutan özel sektör var.

11 Mayıs 2016

Döviz hakkında karar alırken...

Biliyorum bu konudan sıkıldınız.

Ben de kendimi tekrar etmekten hiç hoşnut değilim. Zaten sınırlı sayıda okuyucuya ulaşabilen bir blok yazarı olarak sizleri sıkmayı hiç mi hiç istemem. Söz veriyorum. Bu konuya, çok önemli bir gelişme olmadıkça bir daha dönmeyeceğim.

Ama kendimi yine yazmak zorunda hissetmemin nedenini açıklayayım belki bana hak verirsiniz.

Bir hafta öncesine kadar döviz bollaşacak, korkmayın FED faiz yükseltmeyecek, her şey güzel olacak diyenler vardı. İnsanlara, özellikle döviz borcu olan küçük işletmelerin sahiplerine gaz verdiler.

Şimdi siyasi ortam gerilip, AB’ye serbest vizenin riske girmesi, terörün artması, yapısal reformların gündemden kalkması, başbakanın istifa ettirilmesi, anayasal sistemin tartışılmaya başlanması döviz kurunu yukarı itti.

Her şeyi bilen “ekonomi direktörleri” şimdi birden döndüler.

13 Nisan 2016

Yeni TCMB Başkanından beklentiler

Merkez Bankası Başkanlarının değişimi hiç bir zaman kolay olmamıştır. Hem bankanın fonksiyonları hem de ekonominin içinden geçtiği dönemler, bu kadar etki yaratmaması gereken bir bürokratik olayın önemini ister istemez artırıyor.

Şartlar bu defa da değişmedi.

Her Başkandan olduğu gibi, yenisinden beklenenler de farklı.

Yasa her şeyden önce enflasyonla mücadele et, enflasyonu düşür, fiyat istikrarını sağla diyor. Yıllardır enflasyon hedeflemesi politikası uygulayan TCMB bu konuda pek başarılı sayılmaz. Belki bu defa enflasyonla mücadelede daha başarılı olunur. Ama başarısızlığın yasal bir yaptırımı olmadığını biliyoruz.

İktidar partisi ile borç içinde yüzen şirket ve şahıslar, enflasyonun değil faizlerin düşürülmesini daha çok önemsiyorlar. Hem de yavaş değil hızlı bir düşüş beklentileri var. Hızlanmanın gereğini savunanlar, ideolojik bakış açılarını geri çekerek, dünyadaki ekonomik konjonktürü neden olarak gösteriyorlar. FED ve ECB sıfır hatta negatif reel faiz uygularken TCMB’nin yüzde 9’lara karşılık gelen uygulamalarını kabul etmiyorlar.

28 Mart 2016

Dikkat dolarizasyon hızla artıyor

Yazılı ve görsel medyada vatan, millet, Sakarya edebiyatı yapanları izlerken, bir fırsat bulsam da; “Madem bu kadar vatanseversiniz, cebinizde neden Türk Lirası taşımıyorunuz?” diye sormak isterim.

Hemen hemen toplumun her kesiminden insanların bankalardaki ve/veya yastık altındaki parasınn büyük bir çoğunluğu döviz. Bunlara ithalat/ihracat/turizmle uğraşan şirketleri de eklerseniz ekonomide birikimlerilerin önemli bir bölümü yerli parada tutulmuyor.

Aşağıdaki Grafik, Aralık 2012 – Mart 2016 arasında yurtiçi yerleşiklerin bankalardaki döviz tevdiat hesaplarındaki (DTH) gelişmeleri gösteriyor.

Kaynak: TCMB

23 Mart 2016

Likidite tüm riskleri örter

Birkaç yıl önceydi. Anekdotu Mülkiyeli bir arkadaşım anlattı. O günlerde duyduklarından rahatsız olan sınıf arkadaşı, büyük illerden birinin Mülkiyeli valisine gider. Özellikle oğlunun bazı işlerinin yasalara pek uygun olmadığı, sıkıntılar içerdiği konusunda uyarmak ister.

Sonradan siyasete giren vali, arkadaşını oldukça büyük makam odasının köşesine götürür. Üzeri biraz tozlu olan sehpaya, bir küfür kelimesi yazar. Sonradan cebinden çıkardığı 100 lira ile sehpayı siler. Arkadaşına döner ve derki, “Para her kiri siler”.

Bu hikayeyi neden anlattım?

Dünyaya, bölgeye, ülkeye bakın. Terör her gün onlarca can alıyor. Medya sadece şehit ve ölüm haberleri veriyor.

19 Aralık 2015

Gerçek yapısal reformlar 3: ücretliden de milyonerden de aynı oranda vergi almak

Çok yazılan, konuşulan konudur. “Mali disiplin sağlansın, kamu açık vermesin gerisi önemli değil. Dolaylı vergi, bir defalık gelir nereden para bulunursa  bulunsun” yaklaşımı esas alınır.

Kısa vadeli bakarsanız, eğer bir kriz yaşıyorsanız doğrudur. Ama eğer uzun vadeli, sosyo-ekonomik dengeleri gözeten bir bakış açısıyla konuya yaklaşırsanız resim faklıdır. Örneğin, gelir dağılımındaki bozulmayı dikkate almak, mali disiplini sürdürülebilir kılmak için nereden gelir elde edildiği hayati önem taşır.

Bu bağlamda Türkiye vergi sistemini baştan aşağı yenilemek gerekiyor.
Yapısal değişim denen şey vergi oranını değiştirmek değil, vergi düzeninin yapısını değiştirmektir.

Ne demek istediğimi bir örnekle açıklayayım.

25 Kasım 2015

Yeni hükümet Suriye sorunu ve küresel borç krizinin üçünü aşaması

Rus uçağı krizi yeni hükümete merhaba dedi. Bakanlar daha isimleri açıklanmadan bölgesel krizin ortasına düştüler.

Buna PKK’nın hendekleri ve öz yönetim ilanlarını ekleyin.

Sadece bunlar olsa ne ala. Dahası ekonomide.

Önce Türkiye’nin adını vererek özellikle bahsettiği için, The Economist (TE) dergisinin 14 Kasım sayısına bir atıfla başlayayım.

Dünyanın saygın haftalık dergilerinden olan TE’ye göre, 2008 Küresel Krizi Amerikan hane halklarının mortgage (konut) kredisi kriziyle başladı. Ardından Yunanistan ve diğer Euro bölgesi ülkelerine sıçradı. FED ve ECB, olağanüstü parasal genişleme politikalarıyla krizlerin derinleşmesini önlemeye çalıştılar. Kısmen de başarılı oldular.

21 Kasım 2015

Küresel fon yönetim piyasası ve dolarizasyon


Dünyada sermaye hareketleri olabildiğince serbest. Gelişmekte olan ülkelerde dolarizasyon en üst düzeylerde. Dolayısıyla sıcak para akımlarını tahlil etmeden bir ekonominin geleceği hakkında yorum yapmak, ahkam kesmekten öteye gitmez.

Tahlil edeceklere yardımcı olmak için, aşağıdaki tabloda küresel fon piyasalarının son durumu özetleniyor.

2014 yılsonu itibariyle geleneksel yatırım fonlarının toplamı 109 trilyon dolara yaklaşmış (Dünya hasılası 65 trilyon dolar civarında). Geleneksel fonlar, bireysel emeklilik fonları, başta hayat olmak üzere sigorta şirketlerinin fonları ve özel amaçlı mutual fonlardan oluşuyor.