Gelir dağılımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gelir dağılımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Temmuz 2019

Büyüme için can alıcı soru: Özel tüketim nasıl artacak?

Ekonominin büyümesi için tüketim lazım. Birileri; kamu, şirketler, haneler tüketecek ki üretim olsun. Tüketim tökezleyince, ekonomi yavaşlamaya hatta küçülmeye başlar.
Kriz dönemlerinin en klasik göstergelerinden birisi de özel tüketimdeki küçülmedir. 
Değerli dostum T.C. Merkez Bankası eski Başkanı Süreyya Serdengeçti ile yakınlarda yaptığımız sohbette, özel tüketime dikkat çekerek, aşağıdaki rakamları verdi. 

Veriler 2001, 2009 ve son dönemdeki GSYİH küçülmesi ile özel tüketimdeki değişimi gösteriyor.Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış endeksler, özel tüketimde son dönemde yaşadığımız küçülmenin, 2001 ve 2009 Krizlerinden daha derin olduğunu gösteriyor. Ekonomik daralmanın, bu yönüyle, önceki krizlerden daha derin olduğu görülüyor. Dar ve sabit gelirlilerin refahtan aldıkları pay azalıyor.
Geleceği yönlendirmek için bu konu hayati öneme haiz. Asıl sorun burada. Dolayısıyla çözüm de buradan çıkacak.
Ne demek istediğimi biraz açayım.

9 Ocak 2018

Hazine nakit açığı ve borçlanması zirve yapmış

Ekonomik dengeleri açıklarken sıklıkla vurgu yapılan mali disiplinin en önemli göstergelerinden birisi Hazine nakit dengesidir. Önemi devletin yeni borçlanmasının arkasındaki temel etken olmasıdır.

Son açıklanan veriler devletin nakit dengesi rakamları mali disiplinden uzaklaşmaya başladığını gösteriyor. Bu bağlamda hazırlanan aşağıdaki tablo, 2007-2017 arasındaki dönem için Hazine nakit dengesini içeriyor.

Görüldüğü gibi, 2017 yılında nakit gelirler 624 milyar liraya yaklaşmış. Önceki yıla göre yüzde 16 artmış. Bu rakamı değerlendirmek için yıllık enflasyon ve büyüme oranlarını hatırlamakta yarar var. Geçen yıl TÜFE yüzde 12 idi. Büyüme oranı henüz belli değil. Kimi yüzde 5, kimi yüzde 7 diyor. Biz ihtiyatlı davranıp küçük rakamı alalım. Bu durumda enflasyon ve büyüme toplamı yüzde 17 olur. Anlayacağınız nakit gelirler nominal olarak büyümüş, reel bir gelir artışı olmamış.

20 Kasım 2017

Bu düzen sürdürülebilir değil

Credit Suisse’in 2017 Küresel Servet Raporu (Global Wealth Report) basında geniş yer buldu. Dünyadaki ve Türkiye’deki zengin sayısı çok konuşuldu. Ben Türkiye’deki sayıların üzerinde durmayacağım.

Dünya rakamlarını, 2009 Küresel Krizinden sonra izlemeye çalışıyorum. Bu bağlamda, hazırladığım ve 2010 -2017 Raporlarında yer alan verilerin karşılaştırmasını içeren aşağıdaki Tabloyu bilginize sunuyorum.

Kısaca rakamlara bakalım.

Dünyada, 1 milyon $’dan çok serveti olanların sayısı 36 milyon. Bu kadar az sayıdaki insan, toplam dünya servetinin yüzde 46’ısına sahipler. Rakamı 2010’la karşılarınca, artışın yüzde 86 olduğunu görüyoruz. Neredeyse bir katı kadar artış var.

16 Ekim 2017

Bütçede faiz harcamaları yatırımlardan fazla

2018 Bütçesi yarın TBMM’ye sunulacak. Detay bilgilere ulaşınca görüşlerimi sizlerle paylaşacağım. Bugün OVP ve Orta Vadeli Mali Plan’dan yola çıkarak, bana göre çok önemli bir konuda, faiz harcamaları hakkında yazmak istiyorum.

Bildiğiniz gibi, bütçedeki her vergi ve harcama kalemi bir politik tercihtir. Bu nedenle bütçeler hükümetlerin en önemli siyasi metinleridir.

Kimden vergi alınıyor? Eğer toplanan gelirlerin çoğunluğu KDV, ÖTV, MTV gibi dolaylı vergilerden oluşuyorsa dar ve sabit gelirli çoğunluktan gelir toplanıyor.
Ancak eğer bütçenin harcama kısmında giderlerin çoğu üretimi destekleyen yatırımlar ile sosyal transferlere yapılıyorsa o zaman bir dengeleme politikası izlendiği söylenebilir. Yani bir yandan vergi alırken diğer yandan alt gelir gruplarına sosyal transfer yapılarak yükler azaltılıyorsa doğru bir politika izleniyor denebilir.

Buna karşılık açık veriliyor ve borçlanma yapılıyorsa başka bir etkisi oluşuyor. Kamu borçlanmasının çeşitli ekonomik ve sosyal etkileri var. En önemlisi ekonomideki gelir dağılımını değiştirmesidir. Devlet gelir ve giderini denkleştirmediği için içeriden ve dışarıdan borç alıyor. Borcun karşılığı faiz ödüyor. Doğal olarak kimden borç alıyorsa ona faiz transferi yapıyor.

Bu bağlamda gelirler ile harcama kalemleri arasında çeşitli ilişkiler kurularak bütçenin yapısını tahlil etmek mümkün.

19 Ağustos 2017

Pazaryerinden gelir dağılımı tahlili

Semt pazarları ekonomi için önemli bir göstergedir. Oraya bakarak semtin ekonomik durumunu anlamak mümkündür. Pazarcı, müşteri ilişkilerinden oluşan kültürden yola çıkarak oturanların göç ettikleri iller hakkında görüş oluşturabilirsiniz.
Hafızamdaki ilk pazaryeri 1966’ı sonrası Ankara-Yenimahalle pazarıdır. Hiç sevmememe rağmen, biraz da zorla, anneme yardımcı olmak için giderdim. Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa, o zaman sadece sebze ve meyve satılan yerdi semt pazarları.
Aradan yıllar geçtikçe, nüfus arttıkça, mahallenin çevresi gecekondulaştıkça, önce köylü pazarı olmaktan çıktı. Sonra ben pazara gitmeyi bıraktım. Uzunca bir süre gelişmeleri yakından izleyemedim.
Ardından semt pazarları ile yeniden bağlantı kurdum. Gözüme ilk çarpan şey artık sebze, meyve satan köylüler yoktu. Ürünlerini halden getiren profesyonel pazarcılar vardı. Kaliteli taze meyve sebze bulmak, çoğu zaman para ödemeye hazır olsanız bile neredeyse imkânsız hale gelmişti. Yanı sıra, son günlerin çok tartışılan konularından olan, aracılar ve pahalı gıda fiyatları gözüme çarptı.

3 Haziran 2017

Hane halkının borçları kısa vadeli

Ailelerin borçluluğu başlığını, çok tartışılan ve bilinen bir konu olmasına rağmen tekrar ele alma gereği duydum.
Çünkü bazı yorumcular “Borçları var ama varlıkları da var. Veya Amerika’da da hane halkı borçlu. Hem de onların borçları, varlıklarından daha fazla. Bizde öyle değil.” gibi, bana anlaşılmaz gelen görüşlere sahipler.
Öncelikle rakamlara bir göz atalım.
Merkez Bankası Finansal İstikrar Raporlarında, 2013 yılından bu yana yer alan hane halkının yükümlülükleri verilerini içeren tablo aşağıdadır. Görüleceği üzere 3,5 yıl önce 359 milyar lira olan toplam yükümlülükler, yüzde 39 artışla 500 milyar liraya ulaşmış.
Mart 2017 itibariyle, toplam borçların yüzde 38’i konut alımı, yüzde 3,5’ğu taşıt alımı için alınan kredilerden. İhtiyaç ve bireysel kredilerin toplam içindeki payı yüzde 55’ten fazla. Buna, bankaların varlık yönetim şirketlerine devrettikleri alacakları da eklerseniz, konut dışı krediler yüzde 60’a yaklaşıyor.
Gelelim yapılan yorumların doğruluğuna.

28 Mayıs 2017

Yurttaş mısın tüketici mi?

Mülkiyeliler Birliği’nin Çarşamba Söyleşilerinin geçen haftaki konukları Prof. Dr. Korkut Boratav ile Prof. Dr. Bilsay Kuruç’tu. Dünya ekonomisindeki gelişmelere değindiler. Son zamanlarda bu kadar doyurucu bir söyleşi dinlediğimi hatırlamıyorum.
Bilsay Hoca, son 40 yılda, özellikle uluslararası finansal hareketlerin serbestleşmesiyle, dünyada yurttaşlığın yerini tüketicinin aldığının üstünde durdu.
Dünya 1970’lerde başlayan ve 1990’ların sonunda zirve yapan bir gelişme sonucunda kamu, şirketler ve hane halklarının her yerde borçlandırıldığını bir yer oldu. Toplam borç rakamları havada uçuşuyor. Bir tahmine göre 213 trilyon dolar toplam borç var. Özetle, küçük bir azınlık dışında herkes borçlu. Aldıkları borçla tüketip, ekonomiye can veriyorlar.
Her kesimde olduğu gibi, özellikle kamu borçlarının sebebi de harcamaların fazlalığı değil, gelirlerin azlığı. Yani toplumda kimse vergi vermezken, devletten daha fazla hizmet talep edilmesi.
Bunun sonucunu, Alman ekonomist Wolfgan Streeck, “Satın Alınan Zaman” adlı eserinde, “vergi devletinin yerini borç devleti” aldı şeklinde özetliyor. Devletin ekonomik yapısında yaşanan bu değişimin sonucunda, o devletin ekonomik sınırları içinde yaşayanlar yurttaş değil tüketici/yatırımcı oluyorlar. Yani Piyasa Halkı oluyorlar. Devletten ona göre davranış görmeye başlıyorlar.
W. Streeck bunu bir tabloyla özetliyor.

28 Ekim 2016

İstense bu kadar bütçe açığı ve borçlanma olmazmış

Bütçe, ekonominin ve siyasetin gidişatını değerlendirmek isteyenler için önemli bir politika belgesidir.

2017 Bütçe Kanunu Tasarısında önemli detaylar var. Bunlardan birisi Vergi Harcama kapsamı ve verilerinin değişimi.
Önce vergi harcaması kavramını paylaşayım. “Vergi harcaması kavramı; en genel anlamda "devletlerin gelir toplamını azaltan, standart vergi sisteminden ayrılan ayrıcalıklar veya istisna ve muafiyetler" olarak tanımlanabilir. Bu bağlamda; bazı indirim, istisna ve muafiyetler, standart vergi sisteminin unsurları olmaları nedeniyle vergi harcaması kapsamı dışında tutulabilmektedir.”
Kısacası, devlet bilerek ve isteyerek bazı ekonomik faaliyetlerden vergi almıyor. Alabileceği gelirden vaz geçiyor. Böylelikle gelirlerini bilinçli olarak azaltıyor. Örneğin, eğlenceden yüzde 18 olarak aldığı KDV’yi, kitaptan yüzde 8 olarak tahsil ediyor. Böylelikle kitap okumayı teşvik etmeye çalışıyor.
Önce bir soru sorayım. Gelirlerini bilinçli olarak azaltan devlet aynı oranda harcamalarını da azaltmazsa ne olur? Cevabı hepimiz biliyoruz. Bütçe açığı oluşur. Açık borçla kapatılır.

Şimdi gelelim konumuza.

Aşağıda size 2016 ve 2017 yıllarının bütçelerinde yer alan toplam Vergi Harcamaları tahminlerinin tablolarını Maliye Bakanlığı kaynağından kopyalayarak sundum.

25 Ekim 2016

Küresel ekonomik sorunların çözümü için arayışlar başladı

Bugün dünya “düşen büyüme, artan eşitsizlik ve yükselen toplam borç” sorununu çözmekte zorlanıyor. Çünkü hastalığın tedavisi kapsamlı fiskal değişimlere bağlı. Ancak yüksek borçluluk bu alandaki radikal reformların önünde engel olarak duruyor.

2008’den bu güne düşük faiz ve genişlemeci para politikası sayesinde zaman kazanmaya çalışan karar alıcılar artık işin sonuna gelindiğini biliyorlar.

Çünkü çözüm kolay değil. 1990 sonrasında aşırı finansallaşan ekonomilerde, para ile reel sektörün ilişkisi koptu. Bilindiği gibi, bankacılık “kısa vadeli ve ucuz bir şekilde borç alınan paranın, uzun vadede yüksek faizle borç verilip, risk alınarak para kazanma sanatıdır.” Ancak düşük/negatif faizlerin yaygınlaştığı bir dönemde kimse uzun vadede para kazanamaz oldu. Uzun vadede düşük gelirle yüksek risk almak istemeyen finansal sistem, reel sektöre kredi vermek yerine, para ve sermaye piyasalarına yatırmayı seçiyor. Bu yolla iyi de gelir elde ettiler. Ama onun da sonuna gelindiği konuşuluyor.

Bu yapı, yatırımları ve büyümeyi olumsuz etkiler hale geldi. Büyüme hızları düşünce, bir yandan ülkeler arasındaki diğer yandan ülke içindeki toplumsal kesimler arsındaki eşitsizlikler büyümeye başladı.

21 Ekim 2016

Rakının sigaranın vergi yükü de fakire

Harcamalar üzerinden alınan KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerin dar ve sabit gelirliye yük olduğu, bilinen ama nedense pek konuşulmayan bir gerçektir.

Bu bağlamda A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye Bölümü öğretim üyesi Sayın Prof. Dr. H. Hakan Yılmaz ve Sayıştay’dan Dr. Mehmet Ali Özyer ile TCMB’dan Serap İnci Özyer; “Türkiye’de Maliye Politikası Uygulamasında 2002-2013 Döneminde Harcama Vergilerinin Yeniden Dağıtım Etkisi” başlıklı, yeni bir bilimsel çalışma yapmışlar.  

Makale vergilerin, gelirin yeniden dağıtımı ve gelir eşitsizliğinin düşürülmesini sağlamak gibi önemli rolü olduğunu belirterek başlıyor.

Daha sonra, “İncelenen dönemde toplam vergi gelirleri içinde % 33,3 den başlayıp % 32,68’e doğru azalan bir paya sahip olan KDV, halen uygulanan % 18’lik standart oran açısından düşünüldüğünde, gelirlerinin tamamına yakınını tüketen düşük gelirliler açısından gelir dağılımını bozucu etkisinin olduğu düşünülebilir.” saptamasıyla devam ediyor.

21 Eylül 2016

Hanehalkının yaşam koşulları ve genç işsizler ordusu üzerine

TÜİK iki önemli istatistik yayımladı. İlki Haziran işsizlik rakamlarını, ikincisi 2015 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasını içeriyor.

Önce işsizlikten başlayayım.

Genel işsizlik çift haneli rakamlara ulaştı, yüzde 10’un üstüne çıktı. İş aramaktan vazgeçen, iş bulmaktan ümidini kesenleri de eklerseniz rakam yüzde 20’lere yaklaşıyor. Diğer bir deyimle, çalışabilecek durumda olan her beş insandan birisi işsiz.

Ancak bundan daha önemlisi, aşağıdaki grafikte de görüldüğü gibi, genç işsizliğin son 75 ayın zirvesine ulaşılmış olması. Rakam yüzde 20,5 olmuş. Her beş gençten birisi işsiz. Buna iş bulmaktan ümidini kesen geçleri de eklerseniz, tahminen yüzde 25’e yaklaşır. Yani bu durumda, her dört gençten birinin işi yok.

Üniversite son sınıflara ders veriyorum. Öğrencilerimin bana en çok sordukları soru hep ayı: “Hocam nasıl iş buluruz?”  Ajitasyon olsun diye yazmıyorum. Ama gelin bu soruya, onların gözlerine bakarak, siz gerçekçi bir cevap verin.

29 Ağustos 2016

Ankara’yı sel aldı BM uyardı

Ankaralılar için TBMM önündeki Akay alt geçidi, inşaatının başlangıcından beri sorundur. Uzmanlar bu projenin, hem ulaşım hem de diğer açılardan yanlış olduğunu ısrarla söyleye geldiler. Ama kimse dinlemedi.
Sonrası malum. Her yağmurda orası ve diğer bazı alt geçitler suyla dolar. Otomobillerini kayık gibi kullanılmaya çalışanlar yolda kalırlar. Ardından trafik tıkanır. Ve bu tekrarlanır durur.
Ama eskiden yaşananlardan bir fark var. Önceleri sadece bazı gazete ve televizyonlarda yer bulan batık araba görüntüleri, artık akıllı telefonu olanlar amatör kameraman ve muhabirler ile sosyal medya sayesinde gizlenemiyor.
Bana sorarsanız bu görüntüler bize yakışıyor (!). Sorumluları başkaları seçmedi ki. Seçerken, uzmanlık yerine belediyecilikle ile alakası olmayan özelliklere önem verirsek olacağı budur.
Tek avunduğumuz şey sorun sadece başkentte yaşanmıyor. Diğer kentlerde de benzeri olaylar var. Daha bu sabah haberlerde, K. Maraş - Elbistan’da 10 bin kişinin şehir suyundan zehirlendiğinden söz ediliyordu.
Basın bu haberleri gündeme getirdikçe yetkililer hemen dünyayı örnek göstermek için, daha önceden hazırlattıkları haber ve görüntüleri servis etmeyi alışkanlık edindiler.
Ben de bu bağlamda dünyadaki duruma bir bakayım dedim.

11 Temmuz 2016

Babasına bile güvenmeyen millet olmuşuz


Tatilde sosyal medyada gezinirken https://whatsupturkey.com/ adresli sitede, Türkiye’yi de içeren bir OECD çalışmasına rastladım.

2008 yılında OECD üyesi ülkelerde, insanlara bir birlerine olan güveni hakkımda çeşitli sorular sorulmuş. Karşılıklı güvenin oranı araştırılmış. En yüksek oran Danimarka, Norveç, Finlandiya, İsveç gibi kuzey ülkelerinde çıkmış. Danimarka’da yaşayan insanların yüzde 89’u diğer Danimarkalılara güvendiğini belirtmiş.

Aşağıdaki grafikte ülkelerin güven katsayısı, büyükten küçüğe sırlanmış şekilde yer alıyor.

Benim güzel ülkem sondan ikinci. Türkiye’de yaşayanların sadece yüzde 24’ü karşısındakine yüksek seviyede güven duyuyor. Kalan nüfus, diğer vatandaşlara yüksek oranda güvenmiyor.

Konunun uzmanı olan sosyologlar ve eğitimciler derin tahliller yapabilirler. Ben tecrübeyle edindiğim gözlemlere dayanarak, yerlerde sürünen oranla ilgili bazı şeyler yazmaya çalışacağım.

3 Mart 2016

Bütçede faiz ödemeleri olmasaydı (!)

Son günlerde siyasi arenada faiz tartışması vardı.

İdeolojik kökenli olan değerlendirmelere girmek beni aşar. Ben paranın kapitalist ekonomik sistemin özü olduğuna inanırım. Faiz de onun saklamanın fiyatıdır. Olmazsa tasarruf olmaz. Kapitalizmi beğenmiyorum diyenler varsa, onlarla faizin ekonomideki yerini tartışmaktan zevk duyarım.

Bununla beraber yüksek faizin, özellikle yüksek reel faizin kapitalist ekonomik sistemin en büyük sorunu olduğu konusunda herkes hemfikir.  

Özellikle açık veren, borçlanan devletler için faiz, ekonomi kadar bütçenin de sorunu.
Bu bağlamda bütçeye biraz farklı bir pencereden bakmaya çalışacağım.
İlgilenenler bilir. Faiz dışı fazla (açık) (FDF) diye bir tanım var. Türkiye’nin gündemine 2001 Krizinden sonra uygulanan IMF programları ile girdi. Kısaca, FDF = Bütçe gelirleri – Faiz hariç harcamalar olarak gösterilebilir.

Bu gösterimin amacı, eğer bir bütçede faiz harcamaları = FDF ise, orada kamu borç stokunun (borcun anaparası) büyümediğini anlatmaktır. Buna karşılık eğer FDF, faiz harcamalarından küçükse devlet ek borçlanma yapar ve borç stoku büyür.

Şimdi gelin faiz ödemeleri olmasaydı bütçe nasıl olurdu bir bakalım.

19 Aralık 2015

Gerçek yapısal reformlar 3: ücretliden de milyonerden de aynı oranda vergi almak

Çok yazılan, konuşulan konudur. “Mali disiplin sağlansın, kamu açık vermesin gerisi önemli değil. Dolaylı vergi, bir defalık gelir nereden para bulunursa  bulunsun” yaklaşımı esas alınır.

Kısa vadeli bakarsanız, eğer bir kriz yaşıyorsanız doğrudur. Ama eğer uzun vadeli, sosyo-ekonomik dengeleri gözeten bir bakış açısıyla konuya yaklaşırsanız resim faklıdır. Örneğin, gelir dağılımındaki bozulmayı dikkate almak, mali disiplini sürdürülebilir kılmak için nereden gelir elde edildiği hayati önem taşır.

Bu bağlamda Türkiye vergi sistemini baştan aşağı yenilemek gerekiyor.
Yapısal değişim denen şey vergi oranını değiştirmek değil, vergi düzeninin yapısını değiştirmektir.

Ne demek istediğimi bir örnekle açıklayayım.

23 Mayıs 2015

Bursa metal işçilerinin dünyevi sorunu

Bursa’da başlayan işçi hareketinin medyaya yansıyan nedeni ücretlerdeki yetersizlik. Biraz da bağlı oldukları sendikadan şikayetleri olduğu söyleniyor.

Ücretlere baskı politikası 1990’ların sonrasında başlayan küreselleşmenin, neo-liberal politikaların sonucu. Dert sadece Türkiye’de yaşanmıyor. G20 başta olmak üzere, birçok ülkedeki çalışanların ortak sorunu.

Çin ve diğer ucuz emek cennetlerinin kapitalist sisteme entegre olmalarından sonra, dünyada karlılığı yükseltmek için maliyetleri düşürmek adına ücretlere yoğun baskı uygulandı. Hatta büyük çok uluslu şirketler emek yoğun teknoloji kullanan işletmesini ucuz emek merkezlerine taşıdı.

Böylelikle şirketlerin karları yükselmeye, borsalardaki hisselerinin değerleri yükselmeye başladı. Ardından biraz birikimi olan yatırımcılar, yüksek getirilerden pay almak hevesiyle borsalara hücum ettiler. İşlem hacimleri rekor üstüne rekor kırdı. Varlık fiyatları zirvelere tırmandı. Hissedarlar ve büyük birikimi olanlar oturdukları yerde servetlerine servet katmaya başladılar. Gelir dağılımı farklılıkları büyüdü.

Bir süre sonra ekonomilerde bazı sorunlar ortaya çıktı. Kimse harcayamıyordu. Çünkü bırakın her gün artan işsizleri, işi olanlar bile harcama yapamaz hale gelmişlerdi. Tüketim bir türlü artmıyordu.

21 Eylül 2014

Refah dağılımı zenginler lehine bozuluyor

İsviçre kökenli dev çok uluslu banka UBS 2014 dünya servet çalışmasını yayımladı. Her zamanki gibi oldukça ilginç ve çok konuşulacak veriler içeriyor. Biliyorsunuz dünya zenginleri paralarını İsviçre’deki gizli hesaplarda tutuyorlar. Dolayısıyla oradan çıkan bilgiler önemli. Değişen dünya dengeleri biraz daha belirginleşiyor.

Dünya zenginleri Kuzey yarım kürede yoğunlaşmış

2 Eylül 2014

Haneler küçülüyor en çok kira gıda ve ulaştırmaya para harcanıyor

TÜİK 2013 yılı Hanehalkı Bütçe Araştırmasını (HBA) yayımladı. 2002 yılından bu yana yayımlanan HBA yıllar itibariyle önemli bilgiler içeriyor. Her ne kadar ekonomideki çok yaygın kayıt dışılık nedeniyle ankete verilen cevapların ne kadar güvenilir olduğu sorgulanabilir olsa da tarihsel bir veri serisi oluşturduğu için dikkatle izlenmesinde büyük yarar var.

Bu bağlamda önemli gördüğüm bazı gözlemleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

29 Temmuz 2014

Artan gelir eşitsizliğine çözüm para politikası olamaz

Krizler dünyada hem ülkeler arasındaki hem de ülkelerin içindeki eşitsizlikleri artırdı. Fakirler daha da fakirleşirken zenginlik hızla küçük bir azınlığın elinde toplandı.

Bu alanda sağlıklı veri yayınlama konusunda en şeffaf ülke olan ABD örneği çok tartışılır oldu. Eşitsizliğin geldiği düzeyin bir göstergesi olarak verilebilecek en iyi örnek şudur: Amerika’da nüfusun yüzde 20’lik bölümü servetin toplamının yüzde 85’ine sahip.

Türkiye’de servet istatistiği tutulmaz. Kimin ne kadar serveti olduğunu devlet bilir ama bilmezlikten gelir. Şunu demek istiyorum, vergi kanunlarımızda yapılan değişiklikle servet vergilendirilmediği için devletin kayıtları yoktur. Çünkü servet ve değişimi vergiye tabi değildir.

Nedeni basit. Bu topraklarda serveti en çabuk değişenler kimler? Bildiniz. Ankara’dakiler.

6 Mayıs 2014

Para milyonerlerde toplanıyor gelir dağılımı bozuluyor eşitsizlik artıyor?

Gazetelerde yer aldı. Bankacılık sisteminde bir milyon liradan büyük hesabı olanlar gün geçtikçe artıyor.

Aşağıdaki tabloyu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) verilerinden düzenledim. 2005 yılından başlamasının nedeni, aradığımız detaydaki ilk rakamlar o yıl yayımlanmış. Önce mevduat bilgileri hakkında bir açıklama yapmakta yarar var. Verilerde Haziran 2010 döneminden itibaren mudi sayılarına bakiyesi sıfır olan mevduat hesabı mudileri dâhil değil. Yanı sıra bir bankada aynı mudiye ait farklı büyüklüklerde mevduat bulunabilmekte. Farklı mevduat dilimlerinde yer alan aynı mudi, toplamda tek bir mudi olarak gösterilmekte. Ayrıca aynı mudinin birden fazla bankada farklı mevduat hesabı varsa, her bir banka söz konusu mudiyi ayrı ayrı raporlanmakta. Kısacası mudi sayısında çifte, hatta daha fazla sayım var.