Borçlanma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Borçlanma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eylül 2019

Bütçenin değişen gelir ve harcama yapısının sonuçları

Sekiz aylık bütçe rakamları mali disiplin konusunu daha dikkatli yorumlamamız gerektiğini gösteriyor. 
Bu bağlamda, sizler için 2006, 2009 ve Ağustos 2019 bütçe gelir ve giderlerinin toplam içindeki paylarını içeren bir tablohazırladım. Nominal büyüklük yerine payları dikkatinize sunmamın amacı yıllar itibariyle değişimi göstermek.  
İlk değişim vergi gelirleri ile vergi dışı gelirler arasında görülüyor. Vergi gelirlerinin toplam içindeki payı, önceki yıllarda yüzde seksenler civarında. Ancak bu yılın ilk sekiz ayında %73’e düşüyor. Buna karşılık vergi dışı gelirler (ki çoğu bir defalıktır) toplam içindeki paylarını %20,7’den %26,8’e çıkarıyorlar. Bu artışın nedeninin, TCMB’den gelen 80 milyar lira olduğunu biliyoruz. 
Yani gelirlerde, vergi dışı gelirler lehine bir pay artışı yaşanırken bu artışta TCMB’nin katkısı da artıyor.

16 Ağustos 2019

Hazine yedi ayda yasal borçlanma limitini aşmış

Hazine yedi aylık nakit dengesini yayımladı. Gelir ve giderlerdeki artışlar dikkat çekiyor.
Gelirlerdeki performans Merkez Bankası’nın yedek akçesinin bütçeye aktarılması sayesinde biraz düzelmiş. 
Giderler almış başını gidiyor. Anlaşılan kamu ekonomik büyümeye katkı sağlamak, büyüme performansının çok bozulmasını önlemek adına harcamalara hız vermiş.
Tabi bunun doğal bir sonucu olmuş: Borçlanma. Ocak-Temmuz arası dönemde Hazine net (yeni) 98 milyar lira borç almış. Bu miktarın 28 milyar liralık bölümü dış borçlanmadan, kala 70 milyar liralık kısmı da iç borçlanmadan geliyor.
Buraya kadar her şey bütçe finansmanına ilişkin sayılardı. Şimdi gelin işin bir de yasalarla ilgili bölümüne bakalım.
Çünkü ciddi bir sorun var. Hazine kanunun verdiği yıllık net borçlanma limitini, yılın ilk yedi ayında aşmış.

28 Temmuz 2019

Hazine’nin dövizli borçları hızla artıyor

Hazine borç stokunun ilk altı aylık rakamları belli oldu. Merkezi yönetim borç stoku 1,2 trilyon lirayı geçti.
Gelişmeleri daha iyi anlayabilmek için biraz ayrıntıya bakalım.
Aşağıda Grafik 1’de, 2003 yılından Haziran 2019’a kadar olan değişimler görülüyor. Devletin borç stoku bir önceki yılsonuna göre 153 milyar lira artmış. Altı ay için sıra dışı bir büyüklük.
Grafik 1: Hazine borç stokunun bir önceki yılsonuna göre artışı (milyar TL)

Artışa dikkat edin lütfen. Hazine’nin borçları, 2014 yılından sonra her yıl, bir önceki yıla göre daha hızlı artıyor. Geçen yılsonunda artış miktarı 191 milyar lira ile zirve yapmış. Bu yıl sadece 6 aylık artış, geçen yılın toplam artış miktarının yarısından fazla. 
Eğer harcamalar frenlenmezse sorun daha da büyüyecek. Seçimler vardı, ekonomi kriz ortamında, büyüme hızı sıfır civarında geziniyor, özel sektörün hali yok, kamu borçlanıp ekonomiye can suyu versin denirse, kamu borç stoku artışı, bu yılın sonunda rekor kırabilir.

10 Temmuz 2019

Yılın kalan bölümünde Hazine borçlanması!

Hazine yılın ilk altı ayına ait nakit dengesini açıkladı. Nakit dengesi ve borçlanma verileri yılın ikinci yarısı için önemli işaretler taşıyor.
Sizleri çok fazla rakamlara boğmadan detaylara bakalım. 
2018 yılının aynı dönemi göre gelirlerdeki artış yüzde 15. Buna karşılık faiz dışı harcamalardaki artış yüzde 20, faiz harcamalarındaki artış ise yüzde 55. Bütçe nakit değesi oldukça bozulmuş, nakit açık 78 milyar liraya yaklaşmış. Faiz dışı denge de bozuk. Faiz dışı açık 27 milyar lira civarında.
Hazine bu açığı kapatmak için yoğun bir borçlanmaya girişmiş. İlk altı ayda 78 milyar liradan fazla yeni nakit borç almış. Geçen yıla göre artış oranı yüzde 100’den fazla. Yeni (net) borçlanmanın 16 milyar lirası dış, 62 milyar lirası iç borçlanmayla yapılmış. 

5 Nisan 2019

Özel sektörün dış borçlarını kim, nasıl ödeyecek?


Türkiye’nin dış borç stoku, 2018 yılı sonunda 445 milyar dolara inmiş. Verilere nominal büyüklük olarak bakınca sevinilecek bir gelişme.

Ancak, milli gelire oran olarak hesapladığımız reel borç yüküne bakınca iş değişiyor. Daha önce belirttiğim gibi, 1989 yılından bu yana en yüksek düzeye ulaşmış. Rekor kırılmış. Aşağıdaki grafikten de görüldüğü üzere, 2001 krizinde %56,5 olan dış borç/GSYH oranı, geçen yılsonunda %56,7 olmuş.



Dış borçların 298,4 milyar doları (% 67’si) özel sektöre ait. Oysa önceki kriz yıllarından önce, 1993 yılında özel sektörün dış borç stokundaki payı sadece %33, 2000 yılanda ise %46 imiş.

9 Mart 2019

Bol kepçe seçim vaatlerinin borçlarını kim ödeyecek?

Ülkenin her yerinde seçim heyecanı var. Adaylar her ortamda, ülkenin içinde bulunduğu değerlendiriyor, vaatlerini anlatıyor, seçmenden oy istiyorlar. 
Bir yanıyla tam bir demokrasi şöleni. İnsanlar mahallesinin, köyünün, kasabasının, şehrinin sorunlarını konuşuyorlar. Seçmen duyarlılığı yüksek yerlerde çözüm önerileri tartışılıyor. 
Son günlerde sıklıkla Ankara dışına çıkıyorum. Anadolu’da dikkatimi çeken konulardan birisi, ekonominin içinde bulunduğu durumun, geniş bir kesim tarafından tartışılması. İşsizliği, pahalılığı, var olan sorunların nasıl üstesinden gelineceğini sorgulayan geniş bir kesim var. Farklılık şurada; iktidara oy verenler sorunun varlığını inkâr etmiyorlar. Sadece sorunların kaynağı konusundaki görüşleri farklı.
Ekonomik sorunlardan çok dikkatimi çeken bir konuya değinmek istiyorum.

26 Ocak 2019

Torunlardan hayır duası beklemeyin

“Dua ile Hazine borç stoku arasında ne ilişki var?” diyenlerden yazıyı sabırla okumalarını rica edeceğim.
Yazılarımı izleyenler hatırlarlar. Hazine (merkezi yönetim) borç stokundaki değişimleri periyodik olarak bilginize sunmaya çalışıyorum. Hem derslerimde hem de yazılarımda, Hazine’nin borç stokunun, kur ve faiz değişimlerinin yarattığı etkilere karşı kırılgan olduğuna devamlı vurgu yapıyorum.
Evet doğrudur. Kamu borç stoku, diğer ülkelerle ve geçmiş dönemlerle karşılaştırıldığında çok değil. Reel olarak (merkezi yönetim borç stoku/milli gelir oranı) değerlendirildiğinde yüzde 30’dan az
Ancak geçen yıl olduğu gibi, kurlar ve faizler yükseldiği zaman, devletin borcu durduğu yerde büyüyor. Durduğu yerde derken, yeni/taze borç almadan stok şişiyor.
Sizi rakamlara fazla boğmadan, Hazine web sitesinden aldığım verilerle hazırladığım grafikler yardımıyla konuyu özetleyeyim.

11 Ocak 2019

Hazine’nin faiz harcamaları arttıkça borçlanma ihtiyacı da artıyor

Hazine 2018 yılında 70 milyar lira kadar nakit açığı vermiş. 
Rakamların detayı bize, nakit gelirlerin önceki yıla göre yüzde 24 arttığınıişaret ediyor. Bu artış, son on yılda görülen en büyük değişim. Gelirlerin önemli bir bölümü bir defalık gelirlerden.
Faiz hariç nakit harcamalardakiartış ise yüzde 22. Bu oran, Küresel Krizi ’de kapsayan son on yılın en büyük rakamı. 
Bir anlamda, kamu gelir topladıkça harcamış. Tasarruf edeyim, borçları azaltayım dememiş. Ekonomide büyümenin yavaşlamaya başladığı bir dönemde, kamudan harcama azaltmasını beklemek çok doğru değil. Yeter ki, popülist olmaktan çok üretimi tetikleyecek harcamalar olsun. 
Faiz harcamalarındaki artış ise çok çarpıcı. Bir önceki yıla göre değişimi yüzde 26 olmuş. 
Bu eğilim, aynen devam ederse, önümüzdeki yıllarda bütçe dengeleri ve borçlanmanın gelişimini belirleyecek. 
Ne demek istediğimi biraz açayım. 

20 Aralık 2018

Yılın ilk on ayında borç ödeme verileri


Biraz ilgisi olanlar ekonominin gidişatını, yakın gelecekte neler olabileceğini merak ediyorlar.

Cevap vermeye çalışanların bazıları, “Biz alışkınız, gerekli önlemler alınır, bir şey olmaz” diyor. Benim de içinde bulunduğum grup ise; “Bu defa farklı. Sorun borç geri ödeme sorunu. Ona göre önlemler acilen alınmalı” yaklaşımında.

Benim gibi düşünenler, dışarıda havanın değiştiğini, dünyada kara bulutların toplanmaya başladığından yola çıkıyor. Artık dışarıdan kolayca yeni borç bulunamayacağını biliyor.

Peki, bu durumda Türkiye’de durum nedir?

İşsizlik, enflasyon, düşen üretim vb. artık herkesin bildiği sorunlar. Dolayısıyla bu yazı için bir kenara koyayım. Aylık borç geri ödeme verilerine bakarak, ekonomideki resmin önemli bir yanını dikkatinize sunayım. Karar vermenize yardımcı olayım.

18 Aralık 2018

Bu sefer farklı


Yazılarımı yakından izleyenler, yaşadığımız kriz ile 2001 Krizinin farklı olduğunu anlatmaya özen gösterdiğimi bilirler.

Bu gayreti göstermekteki amacım, farklı sorunlara farklı çözümler bulunması gereği. Farklılığı anlamak can alıcı öneme sahip. Çünkü bugün yaşananlar tam olarak anlaşılmazsa, çözüm adına yapılanların bir kısmı, krizi biraz daha derinleştiriyor.

Konuyu tekrar ele almamın nedeni, geçen Cumartesi günü 21. Yüzyıl İçin Planlama Grubu’nun Güz 2018 Konferanslarında Prof. Dr. Ahmet Haşim Köse ve Doç. Dr. Serdal Bahçe’nin yaptığı sunum.

Ahmet Hâşim Köse’nin genel denge verilerinden yola çıkılarak hazırladığı yansı çok aydınlatıcıydı. Konunun bazı teknik ayrıntılarını ve geçmişe yönelik verileri, tanıdığım en yetkin genel denge uzmanlarından biri olan Zafer Yükseler ’in yardımıyla buldum.

Aşağıdaki grafiği hazırladım.


14 Aralık 2018

Önce sorunun tanımında anlaşalım

Yaşlı lordun genç karısının, lordun yeğeniyle ilişkisi varmış. Her fırsatta beraber olmaya çalışıyorlarmış. Bir gün şatonun bahçesinde beş çaylarını yudumladıkları sırada, genç adam masanın yakınındaki ağaca çıkmış. Bağırmaya başlamış, “Hey ayıp oluyor benim yanımda öpüşmeyin”. Yaşlı Lord şaşırmış, “Yok öyle bir şey saçmalama” demiş. Bunun üzerine genç çapkın “Ama buradan öyle gözükmüyor. Gel istersen bak” diye cevap vermiş. Kızgın Lord zorlanarak çıkmış ağaca. Aşağıya inen genç hemen sevgilisine sarılmış. Yukarıdaki yaşlı Lord “Doğru buradan bakınca insanlar öpüşüyormuş gibi görünüyor” demiş.
Kıssadan hisse: Olaya nereden ve ne niyetle baktığınız önemli. 
Ekonomide yaşananlar hakkında yapılan yorumlar ve alınan önlemler bu fıkrayı hatırlattı.
Uzatmayayım. Sorun 2001 Krizinde olduğu gibi finansal değil. Yani kurla, faizle kesin çözüm bulunamaz. Sadece ekonomik ortam biraz rahatlar, kalıcı tedavi için zaman kazanmış olunur.
Bugüne kadar çoğunlukla döviz borçlanarak ithal eden, inşaata yatırım yapan, tüketen ekonomi artık borç ödeme dönemine girdi. Yani el atıyla çalım satamayacağız.El oğlu atını geri istiyor.
İstiyor, çünkü bol döviz dönemi sona erdi.ABD Merkez Bankası FED’den sonra, Avrupa Merkez Bankası ECB de 2019 yılında parasal genişlemeye son vereceğini açıkladı. 

5 Aralık 2018

Hazine borçlanma ilkeleri ve ihaleleri üzerine birkaç söz


Kamu borçlanması bilgi ve deneyim isteyen bir iştir.

Dünyada ve Türkiye’de çok uzun geçmişi olan bu işlemlerin, ekonomik ve siyasi sonuçlarını çok iyi anlamak, borçlanmada sürdürülebilir bir yaklaşımı hayata geçirmek için mutlak bir gerekliliktir.

Konuya bu açıdan bakınca, kamu borçlanmasının üç temel ilkesi vardır: Likidite, şeffaflık ve basitlik.

Kısaca değinmek istersek, likidite; uzun vadeli kamu borçlanma senetlerinin, vade sonunu beklemeden elden çıkarılmak istenmesi durumunda çok zarar etmeden işlem görebilmesi demektir.

Basitlik ilkesi; borçlanma prosedürünün, borçlanma enstrümanlarının, ikincil piyasa işlemlerinin (Hazine ihaleleri 1. Piyasa, BİST Tahvil piyasası işlemleri 2. Piyasa olarak adlandırılır), itfa (geri ödeme) işlemlerinin kolayca gerçekleştirilebilir, anlaşabilir olmasıdır.

Benim, geçmişteki deneyimlerime dayanarak, en çok önem verdiğim ilke şeffaflık ilkesidir. Bu ilke; borçlanma faizlerindeki risk primini azaltmak üzere, taraflar arasındaki enformasyon asimetrisini ortadan kaldırmak amacıyla Hazine’nin politikalarının tahmin edilebilirliğini sağlamaya yönelik uygulamaları içerir.

Hazine, özellikle 2001 yılından sonraki dönemde, üç aylık borçlanma programlarını kamuya açıklayarak belirsizlikleri ve böylelikle risk primini en aza indirmeyi hedefledi.

Yanı sıra, piyasalarda en çok Hazine kâğıdı salıp/satan bankalardan oluşan bir “piyasa yapıcılığı sistemi” oluşturularak şeffaflığı arttırmak ve karşılıklı diyalogu sağlamak için önemli bir adım atılmıştı.

Bunları Hazine’nin son iki ayda, özellikle şeffaflık ilkesine çok uymayan davranışları üzerine yazıyorum.

29 Kasım 2018

Devlet İşsizlik Sigortası Fonuna verdiğini geri alıyor

Hafta başında yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı ile, İşsizlik Sigortası Fonunun, bir önceki yıl prim gelirlerinin belli oranına bağlanan ve yüzde 30 olan harcama yetkisi, 2019 ve 2020 yılları için yüzde 50’ye çıkarıldı.
Bunun üzerine Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın verilerine başvurdum. İşsizlik Sigortası Fonunun gelir-gider dengesini 2011-2018 yılları itibariyle bir araya getirdim. Aşağıdaki Tabloyu hazırladım.
Fonun üç ana gelir kalemivar. İlkiçalışanlardan ve işverenlerden toplanan işsizlik sigortası primleri. İkincisibuna ek olarak devletin fona yaptığı katkı. Üçüncüsüve en büyüğü, Fonun faiz gelirleri. 
Tablodan da görüldüğü gibi, faiz gelirleri genellikle prim gelirlerinden fazla. Bunun nedeni, tablonun son sıralarında görülen IV – Toplam Fon Varlıklarının büyük çoğunluğunun Hazine Devlet İç Borçlanma Senetlerine (DİBS) yatırılması.Buradan faiz geliri elde edilmesi.
Bu miktar, Hazine iç borçlanması açısından çok önemli. Eğer İşsizlik Sigortası Fonu, geri ödeme aldığı tarihte iç borçlanma ihalesine girmezse, Hazine ihtiyacı olan parayı bankalardan daha fazla borçlanarak karşılamaya çalışır.Dolayısıyla Fon, kamu iç borçlanmasında kritik rol oynar. 

1 Kasım 2018

Hazine’nin faiz yükü artıyor (*)

Hazine, gelecek yıl ne kadar borç ödeyeceğini ne kadar borçlanacağını gösteren Finansman Programı’nı yayınladı.
Kasım ve Aralık aylarında beklenemeyen bir şey olmazsa, veriler bize 2018 yılının programlanandan çok kötü geçmeyeceğini gösteriyor. Tahmin edilenden sadece 4 milyar lira kadar sapma olacak.
Ancak, bu değerlendirme nominal büyüklük olarak doğru olmakla beraber, borçlanmanın yapısında önemli sayılabilecek bazı değişiklikler var.
İçinde bulunduğumuz dönemde nakit iç borçlanmanın ortalama vadesi 71,2 aydan 63 aya düşmüş.Dahası, geçen yıl yüzde 11,4 olan sabit getirili iç borçlanmanın ortalama maliyeti de yüzde 17,3’e çıkmış.Yarıyı geçen bir artış var. 
Bu değişimler kamu borç yükünün geleceği açısından çok önemli. Rakamlar bize gelecekte Hazine’nin faiz yükünün artacağını gösteriyor.
O zaman geleceğe bakalım.

28 Ağustos 2018

Bayramlık enflasyon hikayeleri

Bu tatili dolarla, Euro’yla geçirdim desem yalan değil. Tatilin başlangıcı, ay başında piyasalardaki hızlı yükselişi soranlara, görüş isteyenlere elimden geldiğince cevap vermekle geçti. Ardından bayram sırasında aşırı kalabalıklaşan kıyıların ekonomiye katkısı ve fiyatlardaki hızlı yükselişin nedenlerini anlamayla. Anlayacağınız tam bir tatil yaptım diyemem. Zaten sevgili eşim de bundan şikayetçi. Bir aydır izinliyim, “tatile ne zaman başlayacaksın?” diye soruyor.
Kafam tatil yapamıyor ki!Ne kadar zorlasam beceremiyorum. 
Sorular kafamda uçuşup duruyor. Kurlar zirveye tırmanışa devam ediyor. Bir yabancı banka raporunda bu süreç Everest tırmanışınabenzetilmiş. Zirve yapan dağcılar, ara kamplarda dinlenir, oksijen eksikliğine vücudu alıştırır, sonra tırmanışa devam eder, zirveye ulaşırlarmış. Ben de “Daha bunun zirvesine gelmedik mi? diye sorup duruyorum. Önümüzdeki aylardaki borç geri ödemeleri ve cari açığın finansmanını düşününce moralim bozuluyor.
Ardından yaşadığım iki olay beni enflasyonun ne olacağı konusuna götürdü. 

23 Temmuz 2018

Kamu ek yük almaya hazır mı?

Son günlerde, utangaç bir şekilde olsa da özel sektörün aşırı borçluluğundan, maliye politikasının borç geri ödemeye nasıl yardımcı olabileceğinden bahsedilmeye başlandı. Ben böyle sözleri duyunca hemen kamu borç stokunun durumuna bakarım. Bilirim ki artan borcun ülkeye ve ekonomiye maliyeti oldukça fazladır. Bana göre “Borç alan emir alır”. 
Bu bağlamda borç stokunun geleceğini klasik bütçe açığı üzerinden değil, nakit hareketleri özellikle de faiz dışı denge hareketlerinden izlerim.
Nedenine gelince…
Önce bazı basit teknik açıklamalar yapmama izin verin. Faizler her yılın bütçesinden ödendiği için, borç stoku = anapara demektir. Stokun içinde faizler yoktur. Diğer bir yaklaşımla, borç stokunun artmaması demek, dönem başındaki anapara stokunun, dönem sonundakine eşit olmasıdır.
Borç neden artar? Bütçe açık verdiği için değil mi? Bütçe açığının finansmanı ile faiz ödemeleri ve faiz dışı denge arasında yakın bir ilişki vardır.
Ne demek istediğimi aşağıdaki tablonun yardımı ile açıklamaya çalışayım

11 Temmuz 2018

Hazine Müsteşarlığı’nın sonu ve Hz. İsa

Kamudaki kariyerime Haziran 1978’de Maliye Bakanlığı, Hazine Genel Müdürlüğü ve Milletlerarası İşbirliği teşkilatı Genel Sekreterliği (HAZMİİT) Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğü’nde başlamıştım. Son yapılan değişikliklerle genel müdürlüğüm kapanmış, Hazine’de Maliye Bakanlığı ile birleştirilmiş. 
Anılarım beni 40 yıl öncesine götürdü. Yurtseverliği, dürüstlüğü öğrendiğim rahmetli babamın “sakın kul hakkı yeme” diyerek ilk günde işe uğurlayışı aklıma geldi. Uzmanlık günlerimi, camlarını elimle sildiğim, dosyalarını her yıl elimle düzenlediğim Ulus’taki eski Maliye binasının kambiyo koridorlarını hatırladım. 
HAZMİİT, 1984 başında Turgut Özal’ın “ihracata dayalı büyüme modeli” çerçevesinde, teşvikler, ihracat ve nakit desteklerin bir arada örgütlenmesi mantığıyla yeniden yapılandı. Ticaret bakanlığından dış ticaret ve DPT’den teşviklerle bir araya getirildi, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı kuruldu. Yaklaşık on yıl sonra hükümet Hazine ve Dış Ticareti iki ayrı müsteşarlık olarak örgütledi. 
Asıl işi nakit ve borç idaresi olan Hazine’nin nasıl örgütleneceği tamamen siyasi tercihtir. İktidarın mali disipline ama özellikle kamu borçlanmasına bakışının bir göstergesidir. 

2 Temmuz 2018

Türkiye’nin borç yükü kur etkisiyle uçmuş

Hazine geçen hafta, mart sonu itibariyle, Türkiye’nin dış borç stokunu ve KİT’lerin iç ve dış borç stokunu yayınladı. Ben de “Türkiye’nin borç yükü” rakamlarını güncelledim. 
Önce bir teknik bilgi vereyim. Mart 2018 GSYH rakamını, TÜİK’in üçer aylık rakamlarını toplayarak yıllıklandırdım. Yani geçici bir rakam. 
Sonra bir sonuç: 2018 yılının ilk çeyreğinde en dikkat çeken gelişme, hızlı kur artışının stok üzerindeki etkisi.Dış borçların TL karşılıklarına zirve yaptırmış.
Gelelim rakamlara.

18 Haziran 2018

Seçimden sonra ekonomide neler bekleniyor?

Bugünlerde en çok sorulan soru, seçimlerden sonra ekonominin nasıl olacağı. Bana göre acil çözüm bulunması gereken, devletin kurumsal yapısındaki belirsizlikler, OHAL, hukukun üstünlüğü, eğitimde gelinen nokta vb sorunlara dış borç geri ödemelerini de eklemek gerek. 
Bu iş önemli çünkü, artık dünyada döviz likiditesi azalmaya başladı. Ama bizim ihtiyacımız azalmıyor. Aksine artıyor. Yeni borç alırken yabancıların beklentilerini anlamak lazım. Bunun önemli bir göstergesi CDS’lerdir.
Bildiğiniz gibi kredi temerrüt takasları (CDS) son yıllarda ülke riski değerlemesinde kullanılan bir türev piyasası enstrümanı. Sıcak paracılar, bizim gibi ülkelere borç verirken, kredi faizlerinin üstüne bu oranları ekleyerek nominal faizleri hesaplıyorlar.
Bu alanda önemli bir gelişmevar: 
Merkez Bankası’nın ilk faiz artışından bir gün önce yani 24 Nisan’da, TCMB fonlama faizi = %12,75 iken 5 senelik CDS, 195 baz puan civarındaydı.  Aynı tarihte bizim 5 senelik CDS ile yükselen piyasaların (Emerging Markets) ortalaması arasındaki fark 92 baz puan düzeyindeydi.  Kurlar tarihi zirve yapınca Merkez Bankası, faizini 500 baz puan artırarak %17,75’e çıkardı. Ardından kurlar önce aşağıya doğru indi ardından geri döndü ve duruldu. Fakat 18 Haziran itibarıyla Türkiye’nin 5 yıllık CDS’i 324 baz puana yükseldi. Daha önemlisi, bizim CDS ile yükselen piyasaların CDS’lerinin ortalaması arasındaki fark yaklaşık 195 baz puana çıktı.

9 Haziran 2018

Hazine nakit dengesi ve ödenmeyen KDV iadeleri

Aybaşında evde oturdunuz aile bütçesini yapıyorsunuz. Önce gelirlerden başlarsanız değil mi? Evdekilerin maaş, ücret; varsa kira geliri, faiz geliri vb. tüm gelirlerini toplarsınız. Sonrasında, eğer güvenilirliğinizin geleceğini düşünüyorsanız, ayrım yapacağınız ilk harcama kaleminiz borç ödemeleri olmalı değil mi? Elinizde kalan parayla kira, gıda, sağlık, eğlence gibi giderlerinizi ayarlamaya çalışırsınız. Dar ve sabit gelirliyseniz, çoğu zaman işin içinden çıkamaz, tekrar borçlanma yolarını ararsınız.
Diğer bir deyimle gelir-gider hesabı yaparken borçlarınızı bir kenara koyarak harcama yapmamalısınız. Bu mantıkla borç ödemek, azaltmak mümkün değildir. Tam tersine, bir süre sonra borçlarınız ödenemez hale gelir.
Neden böyle bir giriş yaptım?
Hazine’nin mayıs ayı nakit dengesi açıklandı. Devletin nakit dengesinde, önceki yıla göre olumlu gelişmeler yaşanmış. Aşağıdaki tabloda, yıllar itibariyle, Ocak-Mayıs beş aylık toplam nakit gerçekleşmeleri görülüyor. 
Mayıs ayı vergi ayıdır. Kurumlar ve gelir vergilerinin ilk taksitleri ödendiği için yılın ilk yarısında en yüksek gelir bu dönemde toplanır. Bu bağlamda nakit gelirler, önceki yıla göre yüzde 26 artmış. 2013’dan sonraki en yüksek artış.