Mali Disiplin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mali Disiplin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2018

Krediler ve ekonominin geleceği

Ben bir olaya, özellikle siyasilerin açıklamalarına, her zaman sorgulayarak, bunun arkasında ne var diyerek bakmaya başlarım. Bu bize Mülkiye’de öğretilenlerden geliyor. Ama uzun yıllar kamuda çalışmanın verdiği bir teknisyen alışkanlığının etkisi de yok değil.
Bu bağlamda, Sayın B. Albayrak, “Enflasyonla Topyekûn Mücadele Programını”açıklayınca, önce “emirle” (!) enflasyonun nasıl düşeceğini sorguladım. Eğer bu uygulama, parasal disiplin, Merkez Bankası’nın tam bağımsızlığı, mali (kural) disiplin, reel sektörün sorunlu borçlarına vb. çözüm öneren, orkestrasyonu mükemmel bir programın parçası olsaydı, geçici etkisi olabilirdi.
Sonra açıklamaların diğer bölümlerine baktım. İlgimi en çok çeken konu, KDV iadelerinin ödeme sürecinin hızlandırılması oldu.İade miktarı, yani devletin reel sektöre borcu bir iddiaya göre 160, diğerine göre 200 milyar lira. 
Her ne kadar Bakan ödeme konusunda bir mesaj vermiyorsa da, bir niyet beyan ediyor. Eminim bu “niyet” bazı şirketleri heyecanlandırmıştır. (Ama bundan çok alacağı olan müteahhitler için henüz bir açıklama yok. Onları da eklersek kamunun bütçe dışı borçları birkaç yüz milyar lira daha artar.)
Peki bu paralar nasıl ödenecek?

24 Eylül 2018

Yeni Ekonomi Programı üzerine kısa bir değerlendirme


Orta Vadeli Programın (OVP) adı değiştirildi, Yeni Ekonomi Programı (YEP) oldu. İletişim stratejisi açısında doğru bir yaklaşım. Çünkü OVP’lerin hiçbir kredibilitesi kalmamıştı. Adının değiştirilmesiyle, kısmen de olsa, öncekilerden farklı bir ekonomik program olacağı imajı yaratılmış oldu.

Ancak 24 Temmuz 2018 tarihinde yayımlanan Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın kuruluş kararında OVP’nin hazırlanması görevi, Bakanlığın görüşlerini almak kaydıyla, adı geçen Başkanlığa verildiği halde açıklama neden Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yapıldı anlaşılmadı.

Yazıyı fazla uzatmamak için, diğer değerlendirmelerime kısa notlar halinde devam edeceğim.

6 Eylül 2018

Gelecek yılın bütçe gelirlerini tahmin etmek zor olacak

Sanırım bütçe hazırlıkları sonuna yaklaşmıştır. Eğer eski yöntemler devam ediyorsa, önce kurum ve kuruluşlardan harcama talepleri toplanmıştır. Strateji ve Bütçe Başkanlığı bu talepleri bir araya getirdikten sonra, gelirleri tahmin edecektir. Tahmini bütçe açığı da Hazine tarafından finanse edilecek.
Eğer devam ediyorsa (!), bu bana göre yanlış bir yöntem. Mali disipline de aykırı. Mali disiplini esas alan bütçe hazırlığında önce gelirleri belirlenir. Ardından kamu borç idaresine, bir yıl içinde ne kadar ek borçlanma yapabileceği sorulur. Onun verdiği rakam gelirlere eklenir ve toplam harcamalar belirlenir. Böylelikle kamu borç idaresi para piyasalarında baskı yaratmadan borçlanma yapar. Ekonomide faiz baskısı olmaz. Özel sektörün yatırımlarının, yeni istihdamın önü açılır. 
Dikkat ettiyseniz böylesi bir bütçe hazırlama prosedürü, kamu borç idaresinin bağımsızlığını gerektirir. Bizdeki örneğin bununla bir ilgisi yok.
O zaman biz de hayalleri bırakıp, gerçeklere dönelim.
Gelecek yıl bütçesinde gelirleri tahmin etmek, önceki yıllara göre biraz daha zorlaşıyor.
Nedenini özetle açıklamaya çalışayım.

8 Mayıs 2018

Bankaların sorunlu kredilerinde son durum


Türkiye’de genel bir borç sorunu olduğu seçimlerin ana gündemi olmaya başladı. Muhalefet, ilginç (!) borç çözüm önerileriyle seçmenin gönlüne girmeye çalışıyor. (Önerilerin bütçeye ek yük getirmeye yönelik olduğuna dikkatinizi çekip, değerlendirmeyi sonraya bırakacağım)

Uzun yılların birikimi olan borçluluğun talep yanında hanehalkı ve şirketler arz yanında bankalar var. Talep yanındaki sorunları ve rakamları daha önceki yazılarımda defalarca yazdım.

Bugün bankaların tahsil edemedikleri ve/veya tahsilinde sorun yaşadıkları kredilere ait verileri bilginize sunacağım. Yani arz yönündeki bazı bilgileri paylaşacağım. Bu amaçla, Türkiye Bankalar Birliği, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) rakamları ve benim hesaplarımı içeren aşağıdaki tabloyu hazırlandım.

6 Nisan 2018

Karabükspor’un borç hikâyesi ve kamu bütçe disiplini

Geçenlerde TBMM’de kabul edilen 7103 sayılı Kanunun 35. maddesi ile 3289 sayılı Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna bir ek madde eklendi.
Böylelikle; “… Spor Genel Müdürlüğü, Türkiye Futbol Federasyonu ve bağımsız spor federasyonlarına tescil edilmiş olan ve Türkiye’de faaliyette bulunan spor kulüpleri ve sportif alanda faaliyette bulunan sermaye şirketlerinin sporculara yaptıkları ücret ödemeleri üzerinden kestikleri gelir vergisinin, kanuni süresi içerisinde beyan edilip ödenmesinden sonra bu kesintilerin spor kulüplerince veya sermaye şirketlerince oluşturulan özel bir hesaba aktarılması,
Özel hesaba aktarılan tutarların, amatör sporcuların, bunların çalıştırıcılarının ve diğer spor elemanlarının ücretleri ile bunların sportif faaliyetleri ile ilgili seyahat, sağlık, eğitim öğretim harcamaları ile amatör spor dallarına ilişkin hazırlık kampları, müsabaka, malzeme ve ekipman, federasyon vize, tescil ve katılım harcamalarında kullanılması konusunda düzenleme” yapıldı.
Bu hüküm, kaynakta kesinti suretiyle tahakkuk ettirilen ve tahsil edilen vergilerin yeniden spor kulüplerince kullanılması, Anayasa’nın 161. Maddesinde öngörülen bütçenin hazırlanması ve uygulanması ilkeleri ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununda düzenlenen “bütçenin genelliği ve ademî tahsis ilkelerine” aykırı. Kanunu’nun bütçe ilkelerini düzenleyen 13. maddesinin (g) bendinde belirtilen “Belirli gelirlerin belirli giderlere tahsis edilmemesi esastır.” hükmüne uygun değil.

20 Ocak 2018

Büyümeye KDV desteği

Geçen yılın bütçe verileri yayınlandı. Açık rakamını, nakit dengesi ile bütçe dengesi arasındaki büyük farkı şimdilik bir kenar koyup, ben bazı gelir ve harcama kalemlerini dikkatinize sunayım.
Gelirlerdeki performansın ithalden alınan KDV, MTV ve çıkarılan yeniden yapılandırma kanunlarının sonuçları olduğu görülüyor. Genel performansı değerlendirmek için enflasyon + büyüme rakamına beraber bakmak lazım. Geçen yıl enflasyon %12 idi. Büyüme ise %6-7 aralığında bekleniyor. O zaman gelirlerde %18-19 civarındaki değişim normal karşılanmalı. Geçen yıl merkezi bütçe gelirleri %14, vergi gelirleri ise %17 kadar artmış. Kötü bir performans değil.

26 Aralık 2017

Son KHK’lar ve trafik kaosu

Ortalık son KHK’ların gündemiyle meşgul.

OHAL kararnamesiyle Gemlik yeni yerine taşınıyor, taşeron işçilere kadro veriliyor, savunma alanında yeni bir KİT kuruluyor. Dahası Vakıfbank’ın hisse yapısı değişiyor. Hazine bankaya özel tertip devlet iç borçlanma senedi ve kira sertifikası veriyor. T. Varlık Fonu’nun daha fazla borçlanmasının önü açılıyor. Böylelikle ikinci kamu hazinesine doğru bir adım daha atılıyor. En önemlisi bazı bütçe işlemleri bütçe dışına çıkarılıyor. Bir mali kural olan kamu borçlanma limiti bir kez daha deliniyor.

Böylelikle mali disiplin artık sadece bütçe açığına bakılarak karar verilen bir kavram olmaktan çıkıyor. Çünkü turpun büyüğü heybede, bütçe dışında.

Bu konularda çok yazdım. Kendimi tekrarlamaktan ve sizleri sıkmaktan çekindiğim için konuya tekrar girmeyeceğim. Ama sivillere “eylem bastırma yetkisi(!)” veren meşhur 121. Maddenin, bu haliyle, ülkenin demokrasi geleceğine dinamit koymak olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Acilen kaldırılmamasının sonuçları sadece sosyo-politik dengeleri değil, doğal olarak, ekonomideki risk algısını da olumsuz etkileyecektir. Bu bağlamda yerli ve/veya yabancı sermayenin doğrudan yatırım kararlarını askıya almaya başladığını duyarsanız şaşırmayın.

Gelelim bugün ele almak istediğim trafik kaosu konusuna.

12 Aralık 2017

Aman sarmala girmeyelim

Büyüme verileri piyasalarda nedense beklendiği kadar etki yaratmadı. Üçüncü çeyrekte 11,06 büyüme yakalayan bir ekonomide para ve sermaye piyasalarının daha olumlu tepki vermesi beklenirdi.

Önemli olan büyümek, Çin’i, Hindistan’ı bile geride bırakmaksa hedefe ulaşılmıştır. İlla bardağın dolu tarafına bakalım diyenler için bu yeterli olabilir.

Ancak herkes aynı görüşte değil. Anlayabildiğim kadarıyla, uzmanlar bu büyümenin baz etkisi, vergi indirimi, Hazine garantili KGF desteği, bol kepçe dağıtılan KÖİ garantileri, hızlı borçlanma ve sıcak para destekli olduğunu görüyorlar. Ve istihdam yaratmayan, inşaat, ithalat ve tüketim ağırlıklı bu durumun ne kadar daha sürdürülebilir olduğu konusunda kafaları karışık.

Konunun aydınlanmasına katkı koymak adına aşağıdaki tabloyu hazırladım. Geçen yıl ile bu yılın verilerini bir araya getirdim ve değişimlerini hesapladım. Tamam, çok farklı iki dönemi karşılaştırmak çok sağlıklı olmayabilir. Ama büyümenin nasıl bir ekonomik ortamda olduğunu, etkilerini biraz daha yakından görmek istedim.
Karşılaştırma yaparak konuya bakalım.

25 Şubat 2017

Mali disiplin ne alemde?





Faiz dışı denge (FDD) günlük ekonomi literatürüne 2001 Kriziyle girdi. IMF, hızla artan kamu borç stokunun aynı hızla düşürülmesi için bütçede faiz dışı fazla (FDF) verilmesini şart koştu.

Türkiye, büyük ekonomik ve siyasi bedeller ödeyerek yüksek FDF verdi. Yapısal reformlarla büyük bir mali uyum hayata geçirildi. O kriz sonrasında, ekonominin yüksek büyüme ivmesi yakalamasının arkasında bu başarı vardır.

Sonrasında ülkenin borç yapısı değişti. Borç yükü kamudan şirketlere ve hanehalkına kaydı. Böylelikle kamu borç stokunun milli gelire oranı kabul edilebilir seviyelere düştü. Ondan sonra da faiz dışı denge gündemden çıktı.

Oysa bütçedeki faiz harcamaları dışında kalan harcamalar ile toplam gelirler arasındaki farkı gösteren FDF, kamu borç stokunun durumu ve geleceği açısından önemli bir göstergedir. Ne kadar yüksek olursa, yıllık yeni borçlanma (borç stokunun artışı) o kadar az olur.

Türkiye’de iki tane faiz dışı denge tanımı kullanılıyor. Bir tanesi Maliye Bakanlığı’nın klasik tanımı: Bütçenin tüm gelirleri ile faiz için yapılanlar hariç, harcamalar arasındaki farkı gösteriyor. Tüm gelirler deyince vergi gelirleri, vergi dışı gelirler ve diğer bir defalık gelirlerin tümü hesaba katılıyor.

22 Şubat 2017

Ekonomide dış kırılganlıklara dikkat

Ekonominin içinden geçtiği süreç ve geleceğe yönelik veriler, akılcı karar alıcılar için önemlidir. Sağlam veri, gözlem ve sağlıklı deneyimlere dayanarak alınan kararlar doğruya yakın olur. Bu bağlamda hem doğru verileri seçmek hem de kalitesi yüksek rakamlar kullanmak önemlidir.
Kırılganlık göstergeleri, veri setlerinin en iddialı ve tartışmalı olanlarındandır. Çok çeşitli seçeneklerden oluşturabilen bu göstergelerin amacı makro ekonomik sektörlerin kırılganlık durumunu anlayabilmektir. Doğal olarak, gösterge seçenekleri, ekonominin yapısına bağlı olarak, ülkeden ülkeye değişir.
Ben bu amaca yönelik olarak, 1998-2016 arası dönemi kapsayan verileri bir araya getirip, çeşitli ağırlıklar verecek üç endeks oluşturdum. Veri setlerini seçerken diğer ülke örneklerinden de yararlandım. (Endeksleri içeren grafik aşağıda görülüyor.)

11 Aralık 2016

İki yeni bütçe dışı yük daha

Piyasaya yönelik, kısa vadeli ekonomik yorum yapanlar açısından mali disiplin tanımı bütçe açığı ile sınırlıdır. Onlar için önemli olan, yatırımlarının vadesi süresince ortaya çıkabilecek olası riskleri hesaplamaktır. Sıcak para yatırımcısı için ortalama vade üç ay civarındadır. Diğer bir deyimle her üç ayda bir yatırımını yenileme kararı vereceğinden, ondan sonrası sıcak paracıyı çok ilgilendirmez. Eğer şartlar hoşuna gitmezse, alır parasını, birkaç dakika içinde başka ülkeye gider.

Oysa orta vadeli, üretimci bir bakış açısı söz konusu olduğunda mali disiplin daha geniş bir tanımla ele alınır. Sadece bütçe içi işlemler ve basit bütçe açığı değil bütçe dışındaki olası yüklerde hesaba katılır.

Bütçe dışı işlem denince, bazı koşullar oluşunca bütçeye yük olacak işlemler akla gelir. Mevduat garantisi bunu klasik örneklerinden birisidir. Belli bir miktarı geçmeyen kişisel mevduatlar, banka batsa dahi devletin garantisi altındadır. TMSF tarafından ödenir. (Bu bağlamda, 6 Aralık 2016 tarihi itibariyle bankacılık sistemindeki 1,5 trilyon liralık mevduatın sadece 369 milyar liralık bölümü sigortaya tabidir)

Koşullu yükümlülüklerin bir başka klasik örneği hazine garantileridir. Hazine garantili borç stoku, Haziran 2016 itibariyle, 12 milyar doları (40 milyar TL) geçmiş.


21 Eylül 2016

Hanehalkının yaşam koşulları ve genç işsizler ordusu üzerine

TÜİK iki önemli istatistik yayımladı. İlki Haziran işsizlik rakamlarını, ikincisi 2015 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasını içeriyor.

Önce işsizlikten başlayayım.

Genel işsizlik çift haneli rakamlara ulaştı, yüzde 10’un üstüne çıktı. İş aramaktan vazgeçen, iş bulmaktan ümidini kesenleri de eklerseniz rakam yüzde 20’lere yaklaşıyor. Diğer bir deyimle, çalışabilecek durumda olan her beş insandan birisi işsiz.

Ancak bundan daha önemlisi, aşağıdaki grafikte de görüldüğü gibi, genç işsizliğin son 75 ayın zirvesine ulaşılmış olması. Rakam yüzde 20,5 olmuş. Her beş gençten birisi işsiz. Buna iş bulmaktan ümidini kesen geçleri de eklerseniz, tahminen yüzde 25’e yaklaşır. Yani bu durumda, her dört gençten birinin işi yok.

Üniversite son sınıflara ders veriyorum. Öğrencilerimin bana en çok sordukları soru hep ayı: “Hocam nasıl iş buluruz?”  Ajitasyon olsun diye yazmıyorum. Ama gelin bu soruya, onların gözlerine bakarak, siz gerçekçi bir cevap verin.

8 Eylül 2016

Bütçenin perde arkası

Türkiye’nin makro ekonomik başarısının orta direği maliye politikası olarak lanse ediliyor. Yani direk yıkılırsa işler zorlaşır.

Ancak son yıllarda ekonomi denince borsa ve para piyasaları akla geldiği için, ekonomik değerlendirmelerin çoğu kısa vadeli oldu. Maliye politikasının en önemli göstergesi olan bütçe dengesine, sadece gelir-gider farkı üzerinden bakmak, geniş kabul gören bir adet oldu.

Ekonominin normal seyrinde olduğu dönemlerde bu yaklaşımda fazla eleştirilecek bir şey yok.

Ancak, borç yükü olan bir bütçe için temel yapısal gösterge, klasik açık değil faiz dışı fazladır (FDF). Onun iki tür tanımı vardır. Birisi çok bilinen ve piyasalardaki uzmanlar tarafından takip edilen Maliye Bakanlığının FDF tanımıdır. Basittir; toplam bütçe gelirleri ile faiz hariç harcamalar arasındaki fark.

İkinci tanım 2001 Krizinde hayatımıza giren IMF’nin tanımıdır. IMF, gelirlerin içerisinde bir ayıklama yapar. Bir defalık, geçici gelirleri hesaplamada dikkate almaz. Örneğin özelleştirme, faiz gelirleri, TCMB Kar transferi, kamu bankalarından temettü gelirleri, İşsizlik Fonu transferleri, 3. Nesli GSM satış gelirleri, TMSF’den bütçeye yapılan aktarımlar gibi geçici gelirler FDF hesaplanırken gelir olarak kabul edilmez.

31 Ağustos 2016

Bir varlık fonu varmış bir mali disiplin yokmuş

Üzerinde çok durulan konudur. Türkiye’de iç tasarruflar yetersiz olduğu için dışarıdan tasarruf (sıcak para) ithal edilir, cari açık verilir. Hükümet bu derde çare olacağı, büyük altyapı yatırımlarını finansmanında yardımcı olacağı düşüncesiyle Ulusal Varlık Fonu (UVF) kurdu.
Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’ye göre Ulusal Varlık Fonu 200 Milyarın dolar kadar paranın birikmesi beklenmekte.
"Para nereden gelecek?" derseniz. Cevabı, Maliye Bakanı Naci Ağbal'ın 30 Ağustos tarihli Haber Türk gazetesinde Rahim AK’la yaptığı söyleşide bulabiliriz. “ Varlık Fonu uluslararası iyi uygulamalar örnek alınarak düzenlenecek. Bu fon yurtiçi ve yurtdışı piyasalarda kaynak temin edecek. Böyle bir şirketin kaynak temin etmesinin birinci yolu özel sektör mantığı ile çalışacak, kurumsal yönetim ilklerine göre yönetilecek, mali tabloları uluslararası denetim şirketlerinin denetiminden geçecek ve şeffaf olacak.” demiş.
Önce yurtiçi piyasalardan borçlanmaya bakalım.

25 Ağustos 2016

Borç batağından çıkmak için gelirler artmalı

Dünyada ekonomistler, ama olaya geniş açıdan bakabilenler, borç sorununa özel önem veriyorlar. Özellikle 1980’lerde başlayan ve günümüzde yayılarak devam eden, devletlerin, şirketlerin ve hane halklarının (ailelerin) gittikçe artan borçlanmasının neden ve sonuçlarını araştırıyorlar. Nedenler arasında en önde geleni, ekonominin tüm kesimlerinde, gelir = harcama eşitliğinin bozulması. Diğer bir deyimle, kimse ayağını yorganına göre uzatmıyor.
Gelirlerdeki azalışın nedeni şirketlerdeki borsaya açılması ve borsaların kar/temettü baskısı. Yanı sıra reel ücretlerdeki ve dolayasıyla harcanabilir gelirdeki azalma. Bu süreç büyümenin yavaşlamasına neden oluyor.
Bu sarmalı aşabilmek için, bankaların eskiden olduğu gibi üretken yatırımları kredilendirmesi gerekiyor. Oysa hane halkaları, bankaların teşvikiyle konut sahibi olabilmek ve daha fazla tüketebilmek için kredi talep etmeye başladılar. Merkez bankları da bu furyaya destek olmak amacıyla ucuz fonlama (düşük faiz) politikaları uyguladılar. Düzenleyici denetleyici otoriteler mevzuatı gevşettiler.

23 Mart 2016

Likidite tüm riskleri örter

Birkaç yıl önceydi. Anekdotu Mülkiyeli bir arkadaşım anlattı. O günlerde duyduklarından rahatsız olan sınıf arkadaşı, büyük illerden birinin Mülkiyeli valisine gider. Özellikle oğlunun bazı işlerinin yasalara pek uygun olmadığı, sıkıntılar içerdiği konusunda uyarmak ister.

Sonradan siyasete giren vali, arkadaşını oldukça büyük makam odasının köşesine götürür. Üzeri biraz tozlu olan sehpaya, bir küfür kelimesi yazar. Sonradan cebinden çıkardığı 100 lira ile sehpayı siler. Arkadaşına döner ve derki, “Para her kiri siler”.

Bu hikayeyi neden anlattım?

Dünyaya, bölgeye, ülkeye bakın. Terör her gün onlarca can alıyor. Medya sadece şehit ve ölüm haberleri veriyor.

23 Şubat 2016

Kamu neden bütçe açığından daha fazla borç alıyor?

Şöyle düşünün. Aile bütçenizi yönetiyorsunuz. Geliriniz belli. Maaş, ücret en temel gelir kalemi. Hadi babadan kalma evden gelen kira geliriniz de olsun. Yanına bir de köydeki tarlalardan gelen yarıcı/kiracı geliriniz olduğunu varsayalım.
Bunca gelir kalemine rağmen harcamalarınıza yetmediği için borç aldığınızı düşünelim.

Ne kadar borç alırsınız?

Evet, sorum çok basit. Geliriniz ile gideriniz arasındaki fark kadar değil mi? Gereğinden fazla borçlanır mısınız?

Kamu bazı yıllar borçlanıyor. Acaba neden?

16 Şubat 2016

Kamu-Özel İşbirliği; 345 milyar liralık koşullu yükümlülük

Dilimde tüy bitti. Yazıp duruyorum: “Mali disiplin denince sadece bütçe rakamlarına bakmayın.”

Örneğin Kalkınma Bakanlığı rakamlarına göre, bu yıl toplam kamu yatırımları 95 milyar lira olacak. Bunun 51 milyar lirası merkezi bütçe, kalanı KİT’ler, belediyeler ve diğer kamu kurumları tarafından yapılacak.

Bu açıdan baktığınız zaman bütçede sorun yokmuş gibi görünüyor.

Ama gelin Kalkınma Bakanlığı’nın yayımladığı başka bir rapora bakalım. Raporun başlığı “Dünyada ve Türkiye’de Kamu-Özel İşbirliği Uygulamalarına İlişkin Gelişmeler 2015”. Güzel, derli toplu bir özet.

31 Ocak 2016

Kamuda özel hesap devri

Acaba her gün mali disiplin var diye ahkam kesenlerin kaçı bütçe kanunu tasarısını, eklerini, cetvellerini görüp detaylı incelemeler yaparak görüş belirtiyor?

Gelin biz bakalım.

Eskiden bütçe kanunları 70-80 madde kadardı. Birçok detay kanunda yer alır, Milletvekilleri ve ilgilenenler daha sağlıklı yorumlar yapabilirdi. Ancak son senelerde değişik bir uygulama başlatıldı. Maddeler 15-20 ye düşürüldü. Detaylar, kanunların ekinde yer alan E Cetveline taşındı.

Anlayacağınız bir bütçe için olmazsa olmazlardan olan şeffaflık ilkesi yerle yeksan edildi.

Sadece bu olsa neyse. Daha önce de görülen bir uygulama 2016 Bütçe Tasarısında da var. Bir 6. madde var ki, her şeye aykırı.

7 Ocak 2016

Madencilere devlet desteği ve mali disiplin

TBMM’de bir torba kanun teklifi var. 
Teklifin 5. Maddesinde; “linyit” ve “taşkömürü” çıkaran ve özel hukuk tüzel kişilerinin ruhsat sahibi olarak işlettikleri yer altı maden işletmelerinde, daha önce 4857 sayılı İş Kanun ve 6552 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler nedeniyle “oluşan maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlığın (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı) teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenir” hükmü yer alıyor.
Önce maliyetleri etkileyen önlemleri belirteyim. Devlet, çıkardığı bazı kanunlarla, yeraltı kömür işletmelerinin maliyetlerinin yükselmesine neden olmuş. Örneğin fazla çalışma ücreti, yıllık izinlerin arttırılması, çalışma süresinin 45 saatten 37,5 saate düşürülmesi, buralarda çalışanların ücretinin 2 asgari ücretten az olmaması gibi.
Yeraltı madenciliğinin en zor iş olduğu konusunda tüm dünya hem fikir. Hangi ülkeye giderseniz gidin, maden emekçilerine özel haklar verildiğini, ücretlerinin, sosyal/emeklilik haklarının oldukça bonkör olduğunu görürsünüz. Bunlara en basit örnek, erken emekliliktir. Nedeni de basittir. Madende toz yutmak, akciğer hastalıkları ile mücadele etmek en bilinen melanettir.
Bu bağlamda, madencilere verilen tüm parasal ve sosyal haklar alın terlerinin son damlasına kadar haklarıdır.
Aranızda, “O zaman yasa teklifinin yanlışı nerede?” diye soranlar olabilir.
Aslında sorun biraz teorik daha çok teknik.