IIF etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
IIF etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2019

Dünya dengelerini daha iyi anlayabilmek için- 3

Bu aynı başlıklı yazı dizisinin üçüncüsü. İlk ikisinde dünyadaki günlük döviz işlemlerinin 6,6 trilyon dolara, türev ürün işlemlerinin de 6,5 trilyon $’a ulaştığını yazmıştım. Yıllık ihracat miktarının ise 25 trilyon kadar olduğunu belirtmiştim. 
Kısacası dünyayı artık mal ve hizmet ticareti üzerinden değil, parasal işlemler/finans üzerinden anlamak gerekiyor.
Finansallaşmanın birçok sonucu vardır. 
Ben ikisine değineceğim. Borçlanma ve gelir dağılımındaki bozulmaya.
Aşağıdaki tabloda, Uluslararası Finans Enstitüsünün – (IIF) 1991-2019 yılları arasındaki küresel borç verileri yer alıyor. 

17 Temmuz 2019

Dünyada da borç sorunu büyüyor

Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) dünya borç verilerini her üç ayda bir yayınlar. En son rakamlar 2019’un ilk çeyreğine ait. 
Geçen yılın sonundan sonra, Trump’ın söylemlerine direnemeyen FED ’in faiz düşüreceği beklentisi, borçlanmanın kolaylaşmasına ve artmasına yol açmış. Bu yılın ilk üç ayında dünyada borçlar, 3 trilyon $ artarak, 246 trilyon $’a ulaşmış. Bu rakam dünya hasılasının %246,5’uğuna karşılık geliyor. 
Toplam borcun 70 trilyon $’lık bölümü dünyanın finansal ağasına, ABD’ye ait. Parayı yönetenler önce kendi piyasalarını borçlandırmışlar sonra bizim gibi gelişmekte olan ekonomilere (emerging markets) yönelmişler. 
Biraz daha detay vereyim. 1996Ç1 ile 2019 Ç1 arası 13 yıldaki değişimlere bakalım. 

31 Ocak 2019

S&P Çin Seddi’nde bir delik açtı


Dünyanın ne hale geldiğini anlamak için bazı nirengi noktalarına bakıyorum. Para konusunu, uluslararası kuruluşların yanında, Londra ve New York merkezli haberlerle izlemeye çalışıyorum. Siyaset olunca Washington, Londra, Berlin, Moskova ve Pekin’i merkeze koymak kolayıma geliyor.

Geçen hafta Financial Times’da, bana göre, çok önemli bir haber vardı. Standart & Poors (S&P), en sonunda, Çin’de iç piyasa için kredi derecelendirmesi yapmaya başlayacakmış.

Habere göre, ABD’li şirket Çin sermaye piyasalarında çalışacak ilk yabancı derecelendirme şirketi olacak. Amaç yabancıların, ülkedeki 12 triyon dolarlık tahvil piyasasında işlem yapabilmelerinin önünü açabilmek.

19 Ekim 2018

Türkiye’ye sıcak para girişleri azalacakmış

Önce Amerikalı Papaz serbest bırakıldı. Ardından Hazine aylar sonra tahvil piyasalarından borçlanabildi. Yılbaşında 10 yıl vadeli tahvil için yatırımcıya % 5,2 getiri öderken, şimdi 5 yıllık tahvile %7,5 getiri ödemek zorunda kaldı.
Arada geçen sürede, diğer gelişmelerin yanı sıra ülke kredi notunun düşmesi de tahvil maliyetinin artışında önemli bir etken oldu.
Ardından döviz kurları aşağıya gelince, etrafta bir rahatlama havası göze çarpıyor.
Bu durum ne kadar sürekli olur anlamaya çalışalım.
Önce döviz talebitarafına bakalım.
TCMB verilerine göre, Ağustos 2018 – Ağustos 2019 arasındaki dönemde, Türkiye’nin vadesi bir yıldan az olan dış borç stokunun toplamı 175,2 milyar dolar.Bu toplamın 98,4 milyar doları bankacılık sektörünün, 70,6 milyar doları reel sektörün, kalanı kamunun borcu.
Yeni Ekonomik Programa göre, ekonomi 2019 yılında 26 milyar dolar cari açıkverecek. 
Rakamlar değişmez, varsayımlar tutarsa, Türkiye’nin toplam döviz ihtiyacı, yaklaşık 200 milyar doların üstünde olacak.
Öncelikle belirteyim. Bu benim önceki tahminlerimden 30 milyar dolar kadar aşağıda bir rakam. Sadece dış finansman açısından bakınca sevindirici. Ama büyüme açısından zor bir durum. Büyümek için dış finansmana, sıcak paraya bağımlı ekonomi küçülecek. İşsizlik artacak.
Şimdi gelelim döviz arzıtarafına.

5 Ekim 2018

Haneler ile Hazine’nin iç borç toplamı eşitlenmiş


Yazılarımı izleyenler bilirler. Türkiye’nin borçluluğunu ölçen rakamları Hazine, TCMB, BDDK ve Muhasebat Genel Müdürlüğü verilerinden derliyorum. Ve yılda en az iki defa yayınlıyorum.

Bu bağlamda, 2002 yılından Haziran 2018’e kadar olan borçları önce iç ve dış, sonra kamu ve özel ayrımıyla tablolarlar halinde aşağıda bilginize sunuyorum. Amacım günümüzün en önemli sosyo-ekonomik ve dolayısıyla politik sorununu rakamsal olarak ortaya koymak.

Tablolar, Hazine (merkezi idare), Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT), belediyelerin sadece banka kredileri, reel sektörün (şirketlerin) kredileri ve hane halkının bankalardan aldığı kredi kartları ile tüketici kredilerini içeriyor.


16 Nisan 2018

Türkiye’nin borç yükünün TL/Döviz ayırımı

Yazılarımı izleyenler 2002-2017 arası Türkiye Borç Yükü verilerini devamlı yayınladığımı bilirler. 
Benzer veriler tüm dünya ve belirli gelişmekte olan ülke ekonomileri için Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF), Küresel Borç Gözlem Raporunda da yayımlanıyor. Türkiye verilerinde en önemli fark IIF finansal sektör borçlarını da dikkate alıyor. Dolayısıyla IFF ve benim rakamlarında farklılıklar var. Ancak aynı baza çekince, Türkiye için iki veri seti arasındaki rakam 3 puana kadar düşüyor. Farkın döviz kurları ve hanehalkının TOKİ’ye ve varlık yönetim şirketlerine borçları gibi rakamlardan oluştuğunu tahmin ediyorum.
IIF’e göre, geçen yılsonu itibariyle dünyanın toplam borçları 237 trilyon $’ıgeçti. Bu büyüklük, dünya gelirinin %318’ine karşılık geliyor. Borçların büyük bölümü reel sektöre ve hükümetlere ait. Sonra finansal sektör, ardından hanehalkı geliyor.  
Dünyadaki durumun ne kadar çözümsüz olduğunu anlatmama gerek yok.
Yazıyı çok uzatmamak adına ben Türkiye’nin borç durumunu ele alacağım. IIF verilerinin en önemli yanı, toplam borç yükünü (borç/milli gelir) kesimler itibariyle sınıflandırması ve daha önemlisi borçları yerli para (TL) ile dolar, Euro ve diğer döviz ayrımlarını vermesi.
IIF rakamlarından yararlanarak hazırladığım tablolarıaşağıda bilginize sunuyorum. (Bu arada merkezi hükümet için IFF verileri, nedense, 2009 yılından diğer kesimler için ise 2005 yılından başlıyor.)

7 Nisan 2017

Borca dayalı büyüme kırılganlıkları artırıyor

Son günlerde iki önemli veri yayımlandı.

İlki TÜİK’in büyüme rakamlarıydı.

Ne yazık ki, rakamlardan çok teknik dayanakları tartışıldı. Akademisyenler ve işin deneyimli uzmanları, rakamların tutarlılığını artırmak için yapılması gerekenleri, özenle kamuoyunun bilgisine sundular.

Bunları şimdilik bir yana koyarsak, 2016 yılındaki yüzde 2,9’luk büyüme oranına en çok katkıyı sağlayanlar arasında özel tüketimi ve kamu harcamalarını sayabiliriz.
Hanehalkının tüketimini tetikleyen faktörlerden birisi, geçen yılbaşında yapılan asgari ücret artışları. Bir de bireysel kredilerdeki artışların etkisi var. Diğer bir deyimle, harcamalar en çok gelir artışlarıyla değil borçlanmayla finanse edilmiş.

Diğer veriler IIF (Uluslararası Finans Enstitüsü)’ne ait. Dünyadaki borç artışına dikkat çekiyor. Dünyada 1996 yılında 63,5 trilyon dolar olan toplam borçlar, 2016 sonunda 216 trilyon dolara ulaşmış. Devasa değişim. Artış hızı en yüksek olan alan, yükselen piyasa ekonomilerindeki reel sektör şirketleri. Ardından gelişmiş ekonomilerdeki kamu otoriteleri geliyor.

27 Eylül 2016

Küresel borçlar 216 trilyon dolara ulaştı.

Moody’s Türkiye’nin ülke notun düşürünce insanların aklına ilk gelen borç rakamları oldu. Türkiye’nin borç rakamlarını ele alan önceki yazım, sosyal medyada en çok okunan yazım oldu. Okurlarıma teşekkür ediyorum. Sizlerin verdiği moral olmadan yazmak zor iş.  

Borç sorunu sadece bize has bir dert değil. Bugün dünyadaki durumu ele alacağım. Artan borçluluk, özellikle 2009 Küresel Krizinden sonra, gelişmiş ülke merkez bankalarının uyguladıkları düşük faiz politikasının bir sonucu.

İzninizle biraz rakam kullanacağım. Veriler IIF (Uluslararası Finans Enstitüsü) tarafından derleniyor ve yayınlanıyor.

2016 yılının ilk yarısı itibariyle, dünyada hanehalkına, reel sektöre, devletlere ve finansal sektöre ait borçların toplamı 216 trilyon dolara ulaştı. Bu toplamın 63 trilyon doları reel sektöre, 59 trilyon doları devletlere, 54 trilyon doları ise finansal sektöre ait.

Kaynak: IIF EM Debt Monitor, Eylül 2016

30 Temmuz 2016

Dış finansman ihtiyacı cari açıktan fazla

Ülkemiz siyasi ve ekonomik olarak oldukça dalgalı bir dönemden geçiyor. Net döviz rezervlerinin durumu nedeniyle, ekonominin yönünü döviz dengeleri, dolayısıyla sıcak para hareketleri belirleyecek.

Bu bağlamda, konunun daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamak amacıyla bir tablo, bir de grafik hazırladım.

İlki Merkez Bankası ödemeler dengesi bilançosu verilerinden derlenen dış finansman ihtiyacı tablosu. 2015-2016 Ocak-Mayıs ayları dönemlerinin karşılaştırmasını içeriyor.

Görüleceği üzere, cari işlemler açığı azalıyor. Buna karşılık borç senedi ve kredi geri ödemeleri, geçen yıla göre daha fazla. Dolayısıyla, cari açık azalmasına rağmen ekonominin döviz ihtiyacı artmış. Diğer bir deyimle, önceden alınan dış borçları geri ödemek için cari açıktan daha fazla dövize gereksinim duyuluyor.

8 Mayıs 2015

Sıcak parayı gelişen ekonomilere iten ve çeken etkenler

IIF (Uluslararası Finans Enstitüsü) gelişen ekonomilere akan sermaye akımlarını takip eden, Washington merkezli bir kuruluş. Son çalışmasında bu akımları gelişmekte olan ekonomilere iten ve çeken etkenler üzerine bir çalışma yapmış. Özetlemeye çalışacağım.

Konu aslında güncel ve üzerinde çok dikkatle durulması gereken bir konu. Bilinen ve tekrarlanan bir nedenle: FED ’in faiz kararı. Diğer bir deyimle, dünyada likiditenin azalacağı beklentisinin gittikçe güçlenmesi.

IIF çalışması, bir anlamda, bugüne kadar sıcak paraya bağımlı yaşamaya alışmış ülkelerin neler yapması gerektiğini özetliyor.

Bu bağlamda faktörleri önce dönemsel ve yapısal olarak ayırmışlar.

17 Ocak 2015

Türkiye yükselen piyasa ekonomilerinde risk ateşi en yüksek ülke

Dünya ekonomisinin krizden çıkmadığını İsviçre Merkez Bankası’nın son kararından sonra bir kez daha gördük. Ortalık öylesine karıştı ki, kendine piyasa uzmanı diyenler bile anlamakta zorlandı. Piyasaların nasıl bir suni denge üzerinde oturdukları her halde şimdi daha iyi anlaşılmıştır. Kural veya beklentiler dışı küçük bir hareket ortalığı darma dağın edebiliyor. Zararlar bir anda zirve yapabiliyor.

Nedeni aslında çok basit. Başta Avrupa olmak üzere, dünyada reel ekonomilerde dengeler yerine oturmadı. Sadece, merkez bankaları batık finansal sistemleri yüzdürülmeye çalışıyorlar. Bunların üstüne bir de Rusya, Ukrayna, Ortadoğu gibi bölgelerde politika riskler de yükseliyor.

Anlayacağınız, önümüzdeki dönemde kırılganlık ve oynaklıklar oldukça yüksek olacak.

Sıcaklık (risk) haritası

5 Ekim 2014

Gelişme yolundaki piyasalarda fon sıkıntısı artacak

IIF (Uluslararası Finans Enstitüsü) Washington merkezli bir kuruluş. Enstitü, dünya çapında iş yapan bankaların fonladığı, daha çok IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlardan ayrılan uzmanların çalıştığı bir yapı. Çalışmaları, bizim de içinde bulunduğumuz yükselen piyasa ekonomilerinde (YPE - emerging markets) yoğunlaşıyor. Nedeni basit. Uluslararası dev bankalar en güzel getiriyi YPE’lerde kazanıyorlar.

Yeni kaynak girişi durmak üzere

Enstitü her yıl YPE’lere gelen fonlar hakkındaki verileri toplar ve yayımlar. Aşağıdaki grafikte, 2 Ekim’de yayımlanan rapordan alınan ve 1997-2015 arasında gelişme yolundaki ülke ekonomilerine akan fonların dağılımı ve toplamı görülüyor. (Doğal olarak 2014 ve 2015 verileri tahmin.