Borç yükü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Borç yükü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2020

TÜRKİYE'NİN BORÇ YÜKÜ

2018 VE 2019 YILLARINDA BORÇ YÜKÜ AZALDI. BÜYÜME DE...


BORÇLARIN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU ŞİRKETLERE VE HANELERE AİT.


TOPLAM BORÇLAR 5,8 TRİLYON LİRAYI GEÇTİ. 


BORÇLARIN MİLLİ GELİRE ORANI (REEL BORÇ) %136 'NIN ÜSTÜNDE.


KAMUNUN BORÇ TOPLAMI 1,5 TRİLYON TL İKEN 
ÖZEL SEKTÖRÜN BORÇ TOPLAMI 4,4 TRİLYON TL.

ÖZEL SEKTÖR MİLLİ GELİR KADAR (%102) BORÇLU. KAMU İSE %34)

BU BORÇLAR ÖDENECEK. AMA NASIL?



5 Eylül 2019

Ekonomi küçülürken borçlar büyümüş


Milli gelir verileri yayımlanınca Türkiye’nin borçlarını bir araya getiren veri setimi güncelledim.

Tablolar yeteri kadar açık ama kısaca özetleyeyim.

Son yazacağımı baştan yazayım. Türkiye 2011 yılında gördüğü rekor büyüme oranından sonra potansiyel büyüme oranının (%5 olarak kabul ediliyor) altında, yüzde 3 civarında büyüyor. Hatta son dokuz ayında küçülüyor. Uzmanların çoğunluğu bu yılın Haziran-Eylül dönemi için sıfır büyüme oranı bekliyorlar. Böyle olursa bir yıldır küçülen ekonomide yaşıyor olacağız. Buna karşılık borçlar azalmıyor.

2 Haziran 2019

Ekonomi küçülürken Hazine ve reel sektörün borçları hızla artıyor

Milli gelir, yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,6 küçüldü. Geçen yılın son üç ayında da daraldığını hatırlarsak durumu daha iyi kavrayabiliriz. 
Görüne o ki, ilk çeyrekte kamunun harcamaları bu kadar yüksek olmasaydı, bunca borçlanmasaydı, daralma daha büyük olacaktı. 
Öte yandan sanayi, hizmetler ve inşaat sektörlerindeki küçülme dikkat çekiyor. Ama bana göre en önemli gelişme, özel sektör yatırımlarında birkaç çeyrektir süregelen azalma. Bu ekonominin yakın geleceği ve işsizlik açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir gelişme. 
Gençler iş bekliyor.İşsizlikten ortalık yanıyor.
Milli gelir böylesine küçülürken, Türkiye’nin borçlarındaki üç aylık gelişime göz atalım. 
Önce bir açıklama yapmam lazım. KİT’lerin iç ve dış borçları ile belediyelerin banka kredilerine ait 2019 verileri henüz yayımlanmadı. Bu bağlamda tablolardaki rakamlar birer muhafazakâr tahmin. Diğer veriler Hazine, BDDK ve TCMB’nin yayınladığı güncel değerler.
Artık verilere bakabiliriz.

14 Mart 2019

Türkiye’nin reel borç yükü sabit kaldı


Bloğumun yakında takipçileri aşağıdaki tablolara aşinadırlar.

Veriler, 2002 yılından bu yana Hazine’nin, KİT’lerin, reel sektörün iç ve dış borçlarını; belediyelerin sadece bankalara olan borçlarını, bankaların dış borçlarını ve hanehalkının banklara olan borçlarını içeriyor.

Böylelikle, yaklaşık olarak, ülkenin toplam borç yüküne ulaşılmış oluyor.

Sözü uzatmadan tabloları özetleyeyim.

Tablo 1’de iç ve dış borç ayırımı yer alıyor. Geçen yılın sonunda toplam borç yükü 5,1 trilyon liranın üstüne çıkmış. İç borçların toplamı 3 trilyon lirayı geçmiş. Görüldüğü gibi en çok iç borcu olan kesim, reel sektör. Toplam iç borçların üçte ikisi şirketlere ait.

Dış borçların toplamı da 2 trilyon lirayı geçmiş. Bu alanda bankalar ve şirketlerin borçları bir birine yakın. Dış borçların yaklaşık yüzde 80’i özel sektöre ait.

Tablo 1: Toplam borç yükü

5 Ekim 2018

Haneler ile Hazine’nin iç borç toplamı eşitlenmiş


Yazılarımı izleyenler bilirler. Türkiye’nin borçluluğunu ölçen rakamları Hazine, TCMB, BDDK ve Muhasebat Genel Müdürlüğü verilerinden derliyorum. Ve yılda en az iki defa yayınlıyorum.

Bu bağlamda, 2002 yılından Haziran 2018’e kadar olan borçları önce iç ve dış, sonra kamu ve özel ayrımıyla tablolarlar halinde aşağıda bilginize sunuyorum. Amacım günümüzün en önemli sosyo-ekonomik ve dolayısıyla politik sorununu rakamsal olarak ortaya koymak.

Tablolar, Hazine (merkezi idare), Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT), belediyelerin sadece banka kredileri, reel sektörün (şirketlerin) kredileri ve hane halkının bankalardan aldığı kredi kartları ile tüketici kredilerini içeriyor.


14 Eylül 2018

Sorunu Merkez Bankası yaratmadı çözecek olan da o değil


T.C. Merkez Bankası son yılların en büyük faiz artırımını yaparak hepimizi şaşırttı. Para piyasaları, kararı büyük bir coşkuyla karşıladı. Bazıları öyle ileri gitti ki, artık sorun kalmadı demeye başladılar.

Oysa ekonomide yaşanan bir kur krizi değil. Yani sorun Merkez Bankasının çözebileceği bir dert değil. Sorun yüksek dış borç ve ekonominin aşırı dolarize olması. Dış borcun büyüğü de özel sektöre ait. Mart 2018 verilerine göre 467 milyar dolarlık dış borç stokunun yüzde 70’i (325 milyar doları) özel sektörün ödemesi gereken miktar.

Dünyada döviz bolken alınmasına izin verilen borçların geri ödenme zamanı geldi. Borç verenler, reel sektör şirketlerinin nereden döviz bulunacağını ve borçlarını nasıl ödeyeceklerini merak ediyorlar. Yeteri kadar döviz rezervi var mı? Cari açık ne durumda? Ekonomi yeteri kadar büyümezse, şirketler nasıl satış yapıp borç ödeyecekler? Hadi TL buldular, dünyada döviz azalıyor, eskisi kadar kolay dolar, Euro bulabilecekler mi?

Kreditörler bu ve benzeri sorulara cevap ararlarken, jeopolitik riskler, iç politika yanlışları ve “yalama saçlı” Trump nedeniyle hızla yükselen döviz kurunun, döviz borçluları üzerinde yaratacağı tahribat nedeniyle paniklemeye başladılar. Yükselişi durdurması için TCMB’den medet umdular. Ama gerekli karar zamanında alınamadı. Ağustos başında 4,90 TL’lerde olan dolar kuru 7 TL’lere kadar çıktı. Karar sonrası 6,1 TL’ye yaklaştı. Karar geç alınınca, bunca faiz yükseltilmesine rağmen kur eski yerine dönmedi.

Dönmedi ama faizler yukarı çıkmış oldu.


11 Ağustos 2018

Piknikçilerin mangalı ormanı yakıyor

Gazi Mustafa Kemal’inöğretisinden biliyoruz ki; “Ekonomisi zayıf ulus, yoksulluktan ve düşkünlükten kurtulamaz; güçlü bir uygarlığa, kalkınma ve mutluluğa kavuşamaz; toplumsal ve siyasal yıkımlardan kaçamaz.”
Bu bağlamda, yıllardır; “Bu borç yükü ve bu kadar dolarizasyon ile ekonomi gitmez. Dışa, sıcak paraya bağımlı ekonomik yapı bir gün duvara toslar. O zaman borç verenler emir vermeye başlarlar.”diye yazdım, durdum.
Ancak çok az duyarlı insan dışında kimse sesimi duymadı. Bazıları yazılarımı hor gördü. Bazıları gereksiz, bir kısmı para kazanmadığım bir iş yapmamın nedenini sorguladılar. 
Elimden geldiğince basit bir cevap vermeye çalıştım: “Belki yazılarımı beğenmiyor olabilirsiniz. Ama ben 1994 ve 2001 Kriz deneyimlerini bir şekilde yaşamış biriyim. Elimden geldiğince, çapım yettiğince iyileri ve kötüleri gözlemledim. Gözlemlerimi ve deneyimlerimi ne kadar okuyucum varsa, özellikle öğrencilerimle paylaşmak benim yurtseverlik görevimdir” diyerek yazmaya devam ettim. 
Amacım bugünlerde yaşadıklarımızın kaçınılmaz olduğunu anlatmaktı.

2 Temmuz 2018

Türkiye’nin borç yükü kur etkisiyle uçmuş

Hazine geçen hafta, mart sonu itibariyle, Türkiye’nin dış borç stokunu ve KİT’lerin iç ve dış borç stokunu yayınladı. Ben de “Türkiye’nin borç yükü” rakamlarını güncelledim. 
Önce bir teknik bilgi vereyim. Mart 2018 GSYH rakamını, TÜİK’in üçer aylık rakamlarını toplayarak yıllıklandırdım. Yani geçici bir rakam. 
Sonra bir sonuç: 2018 yılının ilk çeyreğinde en dikkat çeken gelişme, hızlı kur artışının stok üzerindeki etkisi.Dış borçların TL karşılıklarına zirve yaptırmış.
Gelelim rakamlara.

24 Haziran 2018

IMF’ye ihtiyaç var mı?

Dünyada ekonomik ortam değişiyor. Bol para dönemi bitiyor. En geç gelecek yılın ilk yarısında merkez bankaları bilançolarını küçültmeyi hızlandıracaklar.
Buna karşılık bizim de dahil olduğumuz gelişmekte olan ülkelerin (GOÜ) çoğunluğu sıcak paraya, krediye, tüketime, ithalata dayalı büyüme modelini değiştirmedi. Değişimin ötelenmesinin en büyük nedeni seçimleri kaybetme korkusu. Seçmeni rahatsız edecek, uzun vadeli yapısal kararları hayata geçirememeleri.
Türkiye’nin durumuna bakalım. Bugün sandık başındayız. Oy veriyoruz. Cumhurbaşkanını ve TBMM üyelerini seçeceğiz. 
Yeni iktidarı oldukça ağır sorunlar belliyor. 
Dünyada ticaret savaşları ve Trump, bölgede İran ve Suriye merkezli riskler yükseliyor. İran ambargosu konusunda bir tavır almamız istenebilir. Irak’taki parçalı yapı sorun yaratabilir.

26 Mayıs 2018

Kur artışının faturasını kim ödeyecek?

Borç, özellikle dış borç ve sıcak para üzerine yazdığımı biliyorsunuz. Bunu yaparken tek amacım var: Okuyucularımı borç konusunda bilgilendirmek ve soru sormalarını sağlayabilmek. Kim olursa olsun fark etmez. Sadece “bu borçla, “el atıyla” nereye kadar gideceğiz?” diyesorsunlar. Umarım soranlar çoğalmıştır. 
Ama benim cevap veremediğim bazı sorular var.
Piyasalardaki çalkantının sonunda kurlar yine tarihi zirvelere oturdu. TCMB faizleri yükseltti ama kurlar durmadı. Bazıları “Olsun ne olur?” diyor.
Gelin olabileceklerin bazılarına bakalım.

16 Nisan 2018

Türkiye’nin borç yükünün TL/Döviz ayırımı

Yazılarımı izleyenler 2002-2017 arası Türkiye Borç Yükü verilerini devamlı yayınladığımı bilirler. 
Benzer veriler tüm dünya ve belirli gelişmekte olan ülke ekonomileri için Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF), Küresel Borç Gözlem Raporunda da yayımlanıyor. Türkiye verilerinde en önemli fark IIF finansal sektör borçlarını da dikkate alıyor. Dolayısıyla IFF ve benim rakamlarında farklılıklar var. Ancak aynı baza çekince, Türkiye için iki veri seti arasındaki rakam 3 puana kadar düşüyor. Farkın döviz kurları ve hanehalkının TOKİ’ye ve varlık yönetim şirketlerine borçları gibi rakamlardan oluştuğunu tahmin ediyorum.
IIF’e göre, geçen yılsonu itibariyle dünyanın toplam borçları 237 trilyon $’ıgeçti. Bu büyüklük, dünya gelirinin %318’ine karşılık geliyor. Borçların büyük bölümü reel sektöre ve hükümetlere ait. Sonra finansal sektör, ardından hanehalkı geliyor.  
Dünyadaki durumun ne kadar çözümsüz olduğunu anlatmama gerek yok.
Yazıyı çok uzatmamak adına ben Türkiye’nin borç durumunu ele alacağım. IIF verilerinin en önemli yanı, toplam borç yükünü (borç/milli gelir) kesimler itibariyle sınıflandırması ve daha önemlisi borçları yerli para (TL) ile dolar, Euro ve diğer döviz ayrımlarını vermesi.
IIF rakamlarından yararlanarak hazırladığım tablolarıaşağıda bilginize sunuyorum. (Bu arada merkezi hükümet için IFF verileri, nedense, 2009 yılından diğer kesimler için ise 2005 yılından başlıyor.)

30 Mart 2018

Alınan bunca dış borç büyümeye yaramamış

Bu hafta, 2017 yılına ait iki önemli veri açıklandı.
İlki yıllık büyümenin yüzde 7,4 olduğunu gösteriyordu. Beklentilere yakın bir performans gösteren ekonominin büyüklüğü 3,105 milyar liraya ulaştı.
TÜİK’in milli gelir verilerinin hesaplanmasına ilişkin yaptığı değişiklikler hakkındaki tartışmaların detaylarını Korkut Boratav ve diğer uzmanlardan mutlaka okumalısınız.
Tartışmaları uzmanlarına bırakırsak, üretim tarafından bakınca ağırlık yine inşaat sektörüne ait. Harcamalarda ağırlık iç tüketimde. Anlaşıldığı kadarıyla hanehalkları ve devlet borçlanarak tüketmişler. Sabit sermaye oluşumunda ise inşaat öne geçmiş. Daha ilginç bir durum şu; büyümeye 3,7 puanlık stok katkısı var. Anlaşılan işletmeler ekonominin 2018’de çok iyi bir performans göstereceğini ve satışlarının artacağını düşünüyorlar. Böyle olmasa stoka çalışırlar mı? Yüksek stok, hem de yüksek faizle borçlanarak üretim yapıp depoya atmak oldukça maliyetli bir iş. İlginç olan şey, bunca maliyete katlanmayı göze almışlar.
Kısa özeti burada kesip, diğer konuya geçeyim.
Önce bir rakam vereyim. Geçen yıl ekonominin büyüklüğü 851 milyar dolar oldu.
Bu rakamı unutmayın.

25 Ağustos 2017

Hazine ödediğinden çok yeni borç alıyor!

Kamu borçlanması bu yıl hızlı artıyor. Borç stoku büyüyor. Borç stokunun büyümesi demek ileride daha çok borç geri ödemesi anlamına gelir.
Bu bağlamda kamu borç rakamlarına bakarken stok=anapara tanımını unutmamak lazım. Hazine’nin yayımladığı borç stoku rakamlarına faizler dahil değildir. Çünkü faizler yıllar itibariyle değişir ve hesaplanamaz. Bu nedenle bütçe harcamalarının içinde yıllık faiz ödemeleri vardır.
Anapara, yani stoku azaltmak için yıllık faiz ödemelerinden daha fazla faiz dışı fazla vermek gerekir. Eğer bu başarılabilirse, o yıl hem faizler ödenir hem de borç stoku azalmış olur.
Ancak hem ekonomistler hem de siyasetçiler genellikle bu yolu tercih etmezler. Daha büyük faiz dışı fazla vermek demek ya daha çok gelir toplamak ya da daha az harcama yapmak demektir. Bunlar ekonomiye küçültücü etki yapar. Zaten yeteri kadar hızlı büyüyemeyen ekonomiye bir de borç geri ödemek için bütçeden baskı yapmak, pek taraftar bulan bir görüş değildir.

18 Şubat 2017

Borçluyum kederliyim her ne desen haklısın

Türkiye referandum ortamına girdiği için, “evet çıkarsa iç savaş çıkar mı?” türü akıl almaz konularla meşgul. Yüksek işsizlik, enflasyon, “yaprak kıpırdamayan” reel piyasalar ve daha önemlisi borç yükü gibi can alıcı konular, bilinçli olarak gözden kaçırılıyor.

Ekonominin en önemli göstergesi işsizliktir. İş yaratmayan bir model ne kadar büyüme sağlarsa sağlasın başarılı sayılamaz. Buna bir de iş yaratmayan büyümenin borçla finanse edilmesi saçmalığını ekleyin.

Ben bu bağlamda ülkenin borç yükünü 2002 yılından bu yana izliyorum. Sadece kamuyu veya özel sektörü değil, tüm borçları bir araya getiriyorum. Hesaplarda basit bir konsolidasyon (tekrardan kaçınma) yapmaya çalışıyorum. Hazine’nin ve KİT’lerin iç ve dış borçlarını, belediyelerin bankalara borçlarını bir araya getirip kamu borç yükünü hesaplıyorum. Sonra buna reel sektör ile hane halkının borçlarını ekliyor, tüm ülkenin borç yüküne ulaşıyorum. Finansal sektör aracı olduğu, aldığı borcu kredi olarak dağıttı için onu hesaba katmıyorum.

Sonuçlar aşağıdaki tablolarda görülüyor.