Kamu eliyle zengin yaratma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kamu eliyle zengin yaratma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2018

Kamu eliyle zengin yaratma yöntemleri (Siyasetçilere öneriler 1)

Aşağıdaki yazıyı 2013 yılında Habertürk'teki köşemde, 2016 yılında da burada yayınlamıştım. Baskın seçim kararı alındıktan sonra siyasetle ilgilenen ve aktif siyaset yapan okurlarım için yeniden yayınlıyorum. Umarım partilerinin seçim bildirgelerini hazırlarken işlerine yarar. Yanı sıra seçmenler oy tercihlerini, aşağıdaki yöntemlere karşı olan adaylardan/partilerden yana kullanırlar. Çünkü aşağıdaki yöntemleri engelleyecek ve/veya yok edecek politikalar, yeni bir paylaşım modeli uygulanırsa, ülkenin borçları azalırken, demokrasisi çağdaş düzeylere çıkar.

"Devlet nasıl zengin yaratır?

Başlıktaki soruya, geçmiş haberleri bir araya getirip cevap aradım. Kamuda deneyimi olanlara sordum. 1980'li yıllardan sonraki dönem için bulabildiğim cevapları aşağıda sıraladım. Aman dikkat, liste sadece işlem başlıklarını içeriyor. Bir başlık altındaki tüm işlemlerin aynı sonucu doğuracağı anlamı çıkarılmamalı. Ancak kamu yetkisini kötüye kullanmanın sonucunda yanlı işlem yaratmak mümkündür.

Eğer gerçekten çağdaş bir demokrasi isteniyorsa, Anayasa'nın aşağıdaki yöntemlerin kötüye kullanımını engelleyecek kurum ve mekanizmalarla donatılması lazım. Yine de niyet kötü olduktan sonra bunun bile yeterli olmayacağını, yasaların istenmeyen olayları yok edemeyeceğini ama en aza indireceğini deneyimlerle biliyoruz.

6 Ocak 2018

Kamu Özel Sektör İşbilirliği projelerine bu kadar garanti verilmeli mi?

1990’lı yıllarda Yap-İşlet-Devret (YİD) projeleriyle başlayan ve günümüzde Kamu Özel Sektör İşbirliği (KÖİ) adını alan süreç, ilk olarak İngiltere’de başladı. Uzun inşaat ve işletme süreleri olan altyapı, eğitim ve sağlık projelerine özel sektörün dâhil olmasını amaçlayan bu sistem, başlangıçta bir finansman modeli olarak gösterildi. Amaç, aşırı borçlanma baskısı olan kamu sektörüne, özel sektörün finansman açısından yardımcı olması olarak lanse edildi.

Ancak özel sektör “taşın altına elini koyarken” kamudan çeşitli garantiler istedi. Alım ve fiyat garantisiyle başlayan talepler borç üstlenim garantilerine kadar genişledi. Bu projelere maliye politikası teorisinde  “koşullu yükümlülük” adı verildi.

Koşullu Yükümlülükler

Şartlar oluşunca kamunun omuzlarına kalacak yük olasılığı olarak özetlenebilir. OECD’nin konuya ilişkin önemli yayınlarından olan “Koşullu Yükümlülüklerin Yönetiminde Kamu Borç yöneticilerinin Rolü” başlıklı çalışmada üç tür koşullu yükümlülükten bahsediyor.[1] i) Kamu kredi garantileri, ii) Kamu Özel Sektör İşbirliği (KÖİ) projelerinden gelen yükümlülükler ve iii) Kamu destekli sigorta sistemleri.

KİT’ler, belediyeler ve bankalar için verilen dış borç garantileri, ilk seçeneğe örnek olarak verilebilir. KÖİ garantilerini artık çoğumuz, köprü, otoyol ve hastaneler için verilen garantiler ile bu projelerin dış borç üstlenimlerinden biliyoruz. Üçüncü türe örnek olarak, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun mevduat garantileri ile tarım sigortalarına verilen katkıyı gösterebiliriz.

Bu tür projeleri çok değişik bakış açılarıyla değerlendirilebilir. Özetleyebilmek amacıyla konuyu iki ana başlıkla ele alacağım. Genel ekonomi açısından; büyümeye katkıları, finansman şartları; maliye politikası açısından da kaynak israfı ve devlete koşullu yükümlülük yaratması.


20 Haziran 2017

Bürokrat “dava adamı” olmalı mıdır?

Ekonomiyle ilgilendiğim için bana ulaşan sosyal medya iletilerini dikkatle okumaya çalışırım. Elimden geldiğince farklı düşüncelere, yaklaşımlara ulaşmaya, onları anlamaya ve aklım yettiğince değerlendirmeye gayret gösteririm.

Bu bağlamda geçenlerde bir yorum ilgimi çekti. Ekonomi bürokrasisinden bahseden ve çeşitli uyarılar içeren yazıda şöyle bir bölüm vardı; ” Bürokraside dava bilinci ve ehliyet/liyakat bir arada olmadığı sürece bu savaşın zora gireceği hep konuşuldu. Ama maalesef dava bilincini rüyasında görmemiş isimler bir de ehliyetsiz elleriyle zarar üstüne zarar verdiler. Kurumlar günden güne geriye gitti. Şahsi hesaplar ve husumetler ana gündem oldu”

Buna benzer söylemleri son aylarda çok duymasam ilgi göstermezdim. Sadece ekonomiyle ilgili kurumlarda değil. Kamuda nerede bir başarısızlıktan, yanış giden işten, karar alma sürecindeki sıkıntılardan bahsedilse, karşınıza “savaş” ve “dava bilincine aykırılık” çıkıyor.

Benim bildiğim TBMM kararı olmadıkça ülkenin savaşa girmesi mümkün değil. Öyle bir karar olmadığına göre dış düşmanla savaşta değiliz. Eğer kastedilen ülke içindeki siyasi mücadele ise o da “savaş” olarak nitelendirilemez. Çünkü savaşta iken yapılan her şey mubahtır. Öldürmek de dahil. Bu nedenle “savaş” kelimesinin “teşbih” olarak yazıldığını kabul etmek istiyorum.

8 Mart 2017

Bir Osmanlı geleneği: Müsadere

Hazineci abimiz Osman Tunaboylu’nun son kitabı “Bir Osmanlı Rüyası’nı okurken hem son dönem Osmanlı tarihi hem de Osmanlı Hazinesi hakkında yeni şeyler öğrenmenin heyecanını yaşıyorum. Okumanızı öneririm.
Detaylı bilgi edindiğim kavramlardan birisi olan “Müsadere” uygulamasını sık duyardım. Ama kitabı okuyana kadar pek araştırmamıştım. Kitabın kahramanı Hayrullah Nami, kendi dönemindeki bütçe açıklarından ve çözüm yollarından bahsederken müsadereye de sık sık başvurulduğunu belirtiyor.
Merak ettiğim bir konu olan “müsadere müessesi” hakkında kitapta bir geniş dipnot var:

21 Mayıs 2016

Kamu eliyle zengin yaratma yöntemleri

Aşağıdaki yazıyı tam üç sene önce Habertürk'teki köşemde yazmıştım. Siyasette yaşanan son gelişmeler üzerine, günün mana ve ehemmiyetine binaen yeniden yayınlıyorum.

"Devlet nasıl zengin yaratır?

Başlıktaki soruya, geçmiş haberleri bir araya getirip cevap aradım. Kamuda deneyimi olanlara sordum. 1980'li yıllardan sonraki dönem için bulabildiğim cevapları aşağıda sıraladım. Aman dikkat, liste sadece işlem başlıklarını içeriyor. Bir başlık altındaki tüm işlemlerin aynı sonucu doğuracağı anlamı çıkarılmamalı. Ancak kamu yetkisini kötüye kullanmanın sonucunda yanlı işlem yaratmak mümkündür.

Eğer gerçekten çağdaş bir demokrasi isteniyorsa, Anayasa'nın aşağıdaki yöntemlerin kötüye kullanımını engelleyecek kurum ve mekanizmalarla donatılması lazım. Yine de niyet kötü olduktan sonra bunun bile yeterli olmayacağını, yasaların istenmeyen olayları yok edemeyeceğini ama en aza indireceğini deneyimlerle biliyoruz.