Liyakat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Liyakat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2018

McKinsey, piyasalar ve demokrasi

Herkes daha önce böyle bir uygulamanın (yabancı danışmanlık) Hazine’ye uygun olup olmadığını soruyor. Ne bileyim ben! Ben çalışırken Hazine birçok konuda danışman tuttu, çalıştı. Neredeyse hepsi, uzmanların kurum içi eğitimini esas alıyordu. Hiçbir istikrar/krizle mücadele programını hazırlarken ve/veya uygularken danışmanlık hizmeti alınmadı. Onlar Hazine, DPT, Maliye ve TCMB uzmanlarının hazırladıkları seçenekler üzerinden müzakere edildi. Bu kurumların uzmanları tarafından hayata geçirildi.
Bana kalırsa konuyu biraz daha geniş açıdan ele almak gerekiyor. Piyasalara ve demokratik yapıya kadar giden geniş bir tartışma/araştırma yapmak lazım. Bu bağlamda ben sadece bir deneme yapmaya çalışacağım. (Yani top sizde. Katkılarınızı bekliyorum.)

5 Ağustos 2018

Yapmayın etmeyin gitmeyin gençler

Birkaç ay önceydi. Yurtsever bir baba, mühendis olan ve yarı resmi bir şirkette çalışan kızının yurtdışından iş teklifi aldığını söyledi. İçi buruk, kafası karışıktı. Çok sevdiği yavrusu; ülkesinde kalıp, orta halli bir sabit gelirli olarak yaşamak ile yurt dışına gidip, daha iyi şartlarda, çağdaş bir iş ortamında yaşamak arasında bir tercih yapmak zorundaydı. Ne diyecekti?
Bana sordu. Her konuda az çok fikri olan birisi olarak hemen cevap vermekte çok zorlandım. Devlet okullarında okuyup mühendis olan, en iyi devlet üniversitelerinden birinde lisansüstü eğitimini tamamlayan, iyi de bir işi olan genç mühendise ne denebilirdi? 
Anladığım kadarıyla onun en çok aradığı şey, kendi alanında kariyer yapmaktı. Çalıştığı şirkette siyasi tercihler, liyakatin önüne geçmeye başlamıştı. Kararını verdi ve Avrupa’ya gitti. Yolu ve bahtı açık olsun.
Sonra araştırmaya başladım. 

20 Haziran 2017

Bürokrat “dava adamı” olmalı mıdır?

Ekonomiyle ilgilendiğim için bana ulaşan sosyal medya iletilerini dikkatle okumaya çalışırım. Elimden geldiğince farklı düşüncelere, yaklaşımlara ulaşmaya, onları anlamaya ve aklım yettiğince değerlendirmeye gayret gösteririm.

Bu bağlamda geçenlerde bir yorum ilgimi çekti. Ekonomi bürokrasisinden bahseden ve çeşitli uyarılar içeren yazıda şöyle bir bölüm vardı; ” Bürokraside dava bilinci ve ehliyet/liyakat bir arada olmadığı sürece bu savaşın zora gireceği hep konuşuldu. Ama maalesef dava bilincini rüyasında görmemiş isimler bir de ehliyetsiz elleriyle zarar üstüne zarar verdiler. Kurumlar günden güne geriye gitti. Şahsi hesaplar ve husumetler ana gündem oldu”

Buna benzer söylemleri son aylarda çok duymasam ilgi göstermezdim. Sadece ekonomiyle ilgili kurumlarda değil. Kamuda nerede bir başarısızlıktan, yanış giden işten, karar alma sürecindeki sıkıntılardan bahsedilse, karşınıza “savaş” ve “dava bilincine aykırılık” çıkıyor.

Benim bildiğim TBMM kararı olmadıkça ülkenin savaşa girmesi mümkün değil. Öyle bir karar olmadığına göre dış düşmanla savaşta değiliz. Eğer kastedilen ülke içindeki siyasi mücadele ise o da “savaş” olarak nitelendirilemez. Çünkü savaşta iken yapılan her şey mubahtır. Öldürmek de dahil. Bu nedenle “savaş” kelimesinin “teşbih” olarak yazıldığını kabul etmek istiyorum.