Kul hakkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kul hakkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2019

Babamın tokatı

Bugün babamın aramızdan ayrılışının 9. yıldönümü. Onu her geçen gün biraz daha özlüyorum. 
Vefatından sonra (o günlerde köşe yazdığım) HaberTürk gazetesinde yazdığım yazımı tekrar yayımlıyorum.



Son beş ayda hem annemi hem babamı kaybettim.
Doğrudur, sıradan bir olay, hayatın gerçeği. Ama bir de bana sorun. Baba ocağım söndü. Düne kadar baba ocağı ne demek pek bilmezdim. Hayat yavaş yavaş öğretmeye başladı.

Babam bir Cumhuriyet çocuğuydu.

Ne demek istediğimi biraz açayım. Babam ilkokula şartların zorluğu nedeniyle, komşu köyde, 12 yaşında başlamış. Her gün iki saatlik dağ yolunu yürüyerek aşıp okula gitmiş. O yıllardaki koşullar nedeniyle bir derslikte birkaç sınıf bir arada okumuşlar.

20 Haziran 2017

Bürokrat “dava adamı” olmalı mıdır?

Ekonomiyle ilgilendiğim için bana ulaşan sosyal medya iletilerini dikkatle okumaya çalışırım. Elimden geldiğince farklı düşüncelere, yaklaşımlara ulaşmaya, onları anlamaya ve aklım yettiğince değerlendirmeye gayret gösteririm.

Bu bağlamda geçenlerde bir yorum ilgimi çekti. Ekonomi bürokrasisinden bahseden ve çeşitli uyarılar içeren yazıda şöyle bir bölüm vardı; ” Bürokraside dava bilinci ve ehliyet/liyakat bir arada olmadığı sürece bu savaşın zora gireceği hep konuşuldu. Ama maalesef dava bilincini rüyasında görmemiş isimler bir de ehliyetsiz elleriyle zarar üstüne zarar verdiler. Kurumlar günden güne geriye gitti. Şahsi hesaplar ve husumetler ana gündem oldu”

Buna benzer söylemleri son aylarda çok duymasam ilgi göstermezdim. Sadece ekonomiyle ilgili kurumlarda değil. Kamuda nerede bir başarısızlıktan, yanış giden işten, karar alma sürecindeki sıkıntılardan bahsedilse, karşınıza “savaş” ve “dava bilincine aykırılık” çıkıyor.

Benim bildiğim TBMM kararı olmadıkça ülkenin savaşa girmesi mümkün değil. Öyle bir karar olmadığına göre dış düşmanla savaşta değiliz. Eğer kastedilen ülke içindeki siyasi mücadele ise o da “savaş” olarak nitelendirilemez. Çünkü savaşta iken yapılan her şey mubahtır. Öldürmek de dahil. Bu nedenle “savaş” kelimesinin “teşbih” olarak yazıldığını kabul etmek istiyorum.

8 Mart 2017

Bir Osmanlı geleneği: Müsadere

Hazineci abimiz Osman Tunaboylu’nun son kitabı “Bir Osmanlı Rüyası’nı okurken hem son dönem Osmanlı tarihi hem de Osmanlı Hazinesi hakkında yeni şeyler öğrenmenin heyecanını yaşıyorum. Okumanızı öneririm.
Detaylı bilgi edindiğim kavramlardan birisi olan “Müsadere” uygulamasını sık duyardım. Ama kitabı okuyana kadar pek araştırmamıştım. Kitabın kahramanı Hayrullah Nami, kendi dönemindeki bütçe açıklarından ve çözüm yollarından bahsederken müsadereye de sık sık başvurulduğunu belirtiyor.
Merak ettiğim bir konu olan “müsadere müessesi” hakkında kitapta bir geniş dipnot var:

19 Ocak 2016

Tahakkuk eden KDV toplansa bütçe açık vermezdi

2015 yılında bütçe 22, 6 milyar lira açık verdi. Yıl başında tahmin edilen açıktan 1,7 milyar lira fazla. Dinlediğim ve okuduğum tüm yorumcular, uzmanlar bu gelişmeyi başarı olarak nitelendirdi. Geçmiş yıllara, dünyanın ekonomik şartlarına, Türkiye’de yaşanan politik olaylara bakınca, çoğumuz olumlu görüşlere hak verdik.

Ancak benim bütçenin detaylarına bakıp karar vermek gibi bir sorunum var. Neden bu kadar açık verildiğini anlamakta çok zorlanıyorum. Çünkü Türkiye ekonomisi, bırakın bütçe açığı vermeyi daha fazla harcama yapma yeteneğine sahip.
İzin verin açıklıyayım.

Aşağıda size bir tablo hazırladım. Kaynak Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü. Tablo tahakkuk eden vergi ve gelirlerin ne kadarının tahsil edildiğini gösteriyor. Yani bir ekonomik faaliyet olmuş, yasalara göre gelir ortaya çıkmış, Bakanlık alacak olarak kaydetmiş. Ama devlet alacağını bir nedenle toplamamış veya toplayamamış.

29 Mart 2015

Ne olur biri bana akıl versin!

Ben devletten çalmanın, kul hakkı yemenin en büyük günah olduğuna inanan küçük bir memur ailesinde yetiştim. Rahmetli babamım, masasından bir kalem aldığım için verdiği cezayı hayatım boyunca hiç unutamam. (http://hakan.hozyildiz.com/makale/?id=501#babamin-tokati)

Kamuda çalıştığım dönemde çoğunlukla akçeli işlerle uğraştım. En son devletin iç borcu ve nakit idaresinde sorumluluğum vardı. Yanlış yapmaktan korktuğum kadar hiç bir şey beni rahatsız etmedi. Sonunda  alnımın akıyla emekli oldum.

Hiç aklımdan çıkmaz. Emekli olduğumu duyan rahmetli anneme, beni çok sevdiğini söyleyen bir komşusu, “İyi olmuş hiç bir işimize yaramıyordu zaten.” diyerek tepki göstermiş. Rize’nin küçük bir köyündeki insana doğrudan ne faydam olabilirdi ki? Ben Hazine’de çalışıyordum. Sonradan öğrendiğim kadarıyla, iş arayan oğluna iş bulamamış, köy yolunun betonlanmasına bütçeden para aktarmamıştım.

Kısacası benden adam olmazdı. Ne yiyordum ne de yediriyordum.