9 Şubat 2015

Gerçekten demokrasi istiyorsak

Ben, bu topraklarda çağdaş demokrasi istendiği konusunda şüphesi olanlardanım.
İzninizle, yapım gereği, son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Siyasete ilgi duyanların ve siyasetle uğraşanların çok büyük çoğunluğunun amacı demokrasi filan değil. Amaçları; partide genel merkezden, yerelde belediyeden, hükümet olunca da devletten nemalanmak. İyi niyetli, idealist olanlar da parti vitrinlerini süslemek, seçmenin gözünü boyamak için oralardalar.

Çevrenize bir bakın. Ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Kamu kaynağını çevresine dağıtmak ile demokrasi arasında ne ilişki olabilir?


Önce partilerden başlayalım. Amaç genel merkezden, belediyeden, devletten geçinmek olunca yönetime gelenler, koltuklarına Japon tutkalıyla yapışıyorlar. Çoğunun profesyonel mesleği yok. Siyasetten ayrıldıkları zaman geçinemiyorlar. Bazıları da koltukta kaldıkları sürece yaptıklarının ceremesini çekmemek için oradan inmekten çok korkuyorlar. Koltukta kalmak için demokratik olmayan üye yazımı, delege seçimi, yönetime adam atama yapma gibi yöntemlerle demokrasiden uzaklaşıyorlar.

Yine çevrenize şöyle bir bakın, partilerde il ve ilçe yöneticileri atanırken belediye başkanlarının etkisi her geçen gün artığını göreceksiniz. Bazen okuması, yazması kıt olan insanlar, kamu parasını yönetmenin verdiği ayrıcalığı hoyratça kullanıyorlar. Daha ilginç olanı, çapsız parti genel merkez yöneticilerinin de, siyasi hayatlarını uzatabilmek adına buna izin vermesi.

Dolayısıyla, üyelik ve delege yapıları tamamen manipüle edilmiş olan partilerin yerel yönetici ve milletvekili adaylarını belirleme yöntemleri de demokratik olamıyor. Aday adayları, kendilerini halka tanıtmak, üyeleri ve seçmeni memnun etmek yerine parti yöneticilerinin gözüne girmek için mücadele ediyorlar. Sonunda, seçilebilecek yerlerden aday olanların büyük çoğunluğu parti genel merkezlerinde, demokratik olmayan yöntemlerle belirleniyor.

Ardından hükümet olunduğunda, seçilmişler, kayıt dışılığın ve hukuksuzluğun böylesi yaygın olduğu ekonomide, geleceğe yönelik strateji belirlemek yerine günlük işlerle uğraşıyor. Örneğin en küçük ihaleler bile siyasetçilerce sonuçlandırılıyor. Esnafın vergi dairesindeki bazı sorunlarının çözümünde bile siyasetçinin desteği aranıyor. Kural koyma ve kurumsallaşma gibi siyasilerin etkilerini azaltacak işlerden uzak duruyorlar. Hatta kurumları iğdiş ediyorlar.

Oy depolarına yönelik siyaset

Günlük işlerle uğraşmanın en güzel yanı, en büyük oy deposu olan dar ve sabit gelirliler ile yoksullara ulaşabilmeyi de kolaylaştırıyor olması.

Bu önemli. Çünkü ne olursa olsun iktidar olmak isteyen partiler için siyasi rant dağıtımı, iktidar yoluna en uygun araç. Bu bağlamda siyasi parti teşkilatları, mahalle mahalle yoksul ve muhtaç insanları arayıp bulmak için uğraşıyor. Dahası siyaset çok pahalı bir iş oluyor. Kendi öz kaynaklarıyla yoksula yardım etmek milyarlarca lira gerektiren zor bir iş. Hiçbir siyasi parti, üyelik aidatlarıyla bunu başaramaz. Bu nedenle, yerel yönetimler ve/veya merkezi kamu kaynaklarını yoksullara dağıtırken, bir şekilde parti teşkilatını kullanmak her geçen gün yaygınlaşıyor.

O zaman iktidar için kamu kaynağının önemini büyütüyor. Dağıtırken demokrat olamayan partilerin seçim yapılırken demokrat olamayacağı kabulleniliyor.

Zaten bu nedenle siyasi partilerin siyaset sahnesinden silinmesi daha çok ekonomik kriz sonrası dönemlere denk geliyor. Dağıtacak kaynağı kalmayan, dağıtmak için merkez bankası kaynaklarına veya borçlanmaya başvuran siyesiler, dışarıdan gelen kaynak kesilince krize neden oldukları için siyaset sahnesinden siliniyorlar.


Sonuç olarak, gerçekten demokrasi isteniyorsa refah dağıtım modelinin değişmesi mutlak bir zorunluluk. Bunun için, kamu kaynaklarını yağmalamak, peşkeş çekmek yerine; üreten, vergi ödeyen ve özgür, eşit, bir arada yaşayan bir toplum olmak için kayıt dışılığı minimize eden, sosyal, hukuk devletini esas alan, hükümetin günlük ekonomik işlere müdahale araçlarını olabildiğince yok eden bir kurumsallaşmayı hedeflemek gerekiyor.

7 yorum:

  1. Bu ülkede siyaset ve daha kötüsü çoğunlukla iş yapış tekniği bile toplumu daha ileriye, daha verimli olmaya götürmek yerine kaynakların dağılımını kontrol etmeye yönelmiş durumunda. Siyasetteki bu durum gayet doğal bir sonuç. Onlar bu toplumun içinden mevcut atmosfer ile oraya taşınan insanlar. Tavan ne ise taban da o bence. Kaldı ki parmak kaldırılacak, kaldır! indirilecek, indir! den başka vazifesi olmayan bu insanlar, bahsettiğiniz gibi kıytırık ve tamamen ülkedeki adaletsizliğin göstergesi olan işleri kendilerini toplumda değerli hissetmek için de yapıyor olabilirler. Yoksa sadece göstermelik olduklarını herkes anlayacak.
    Maalesef bu vasatlık ekosistemi birçok gelişmemiş, sömürge ülkede olduğu gibi kendi varoluşunu besleyen hayat kaynaklarını içinde taşıyor. Oligarşik yönetim ve ekonomik yapı kaynakları belli ellerde toplayarak, toplumun diğer kesimlerini baskı altına alıyor. Bu da var oluşunun garantisi oluyor bence. Ne kadar şikayet edersek edelim, bu sadece toplumdaki karamsarlığı biraz daha artırmaktan ileri gidemediği kanaatindeyim. Tarihe baktığımda bu tip döngülerden çıkışın, genellikle çok, çok büyük toplumsal travmalardan sonra gerçekleştiğini görüyorum. O yüzden bir gün bizde düzeliriz duası yapmak bile, insanı bedeli konusunda endişelendiriyor.

    YanıtlayınSil
  2. eski Türkiye refleksleri ile durum değerlendirmesi yapıp öngörüde bulunanlara yeni Türkiye'yi anlama ve kavrama yolunda gayret gösterirlerse başaracaklarına inanırım.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. BANA GÖRE ESKİ VEYA YENİ TÜRKİYE YOK. ESKİDEN DE İHALE SİSTEMİ AYNIYDI ŞİMDİ DE. ESKİDEN DE VERGİ UZLAŞMA SİSTEMİ VARDI ŞİMDİ DE. ESKİDEN DE TEŞVİKLER PARTİLİLERE DAĞITILIRDI ŞİMDİ DE. DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK.

      Sil
  3. yani vaka ümitsiz

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. ÜMİTSİZ OLUR MU? TOPLUMSAL YAŞAM DİNAMİKTİR, DEĞİŞKENDİR. DEĞİŞİMİN HIZI TOPLUMUN DİNAMİKLERİNE VE DEĞİŞİMİ İSTEYEN SINIFLARIN ÖRGÜTLÜLÜĞÜNE BAĞLIDIR.

      Sil
  4. Doğru söze ne denir.

    YanıtlayınSil